|


Festivalle ışıldayan Beyoğlu
Yurtdışı iş gezilerimde eğer bir kente ilk kez gidiyorsam, mutlaka "old city"nin (geçmiş yüzyıllardaki kent merkezi diyebiliriz) nerede olduğunu öğrenip, -kentte birkaç saat kalacak olsam bile- kaşla göz arasında uğrarım. Eğer iş gezisi değilse ve 2 - 3 gün kalacaksam, mutlaka birkaç kez gidip geçmişten izler taşıyan atmosferi tekrar tekrar içime sindirmek isterim. Bu da benim takıntım!
Dünyanın benzersiz kenti İstanbul'umuzun "old city"si Sultanahmet ve civarı. Ama beni mıknatıs gibi çeken tek bir yer var: Beyoğlu.
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı sayesinde, film festivalini doya doya izleyebilmek için yıllardır nisanda 2 hafta Beyoğlu'nu büyük keyifle mesken tutarım. Klasik müzik festivalini kaçırmamak içinse haziranda 2 - 3 hafta Sultanahmet'e mecburen gidip gelirim.
Eski İstanbul İş hayatımın 18 yılını Cağaloğlu'nda Cumhuriyet gazetesinde geçirdiğim halde Sultanahmet'e nedense öteden beri ısınamamışımdır, ama son yıllarda önemli bir caydırıcı faktör daha eklendi: Sadece turiste çalışan ve bu yüzden gece konser çıkışlarında bizi müşteri olarak kabul etmeyen (herhalde kazıkçı) taksiciler! Sultanahmet Parkı'nın önünde belki 20 taksi sıralanmış bomboş duruyor, ama turist olmadığınızı anlayınca hiçbiri sizi arabasına almıyor! Sultanahmet deyince nedense bir süredir aklıma ilk gelen bu taksiciler...
Beyoğlu'nu ise her festival döneminde biraz daha güzelleşmiş buluyorum. Gerçi yıllardan beri ilk kez bu yıl maalesef ancak 8 - 9 film izleyebildim, ama İstiklal Caddesi'nin büyüsüne eklenen yeni güzellikler gözümden kaçmadı. Geçen yılki film festivali izleyicisi, film çıkışlarında 4 katlı Literatür Yayınevi'ne hoşgeldin ziyaretleri yapmıştı. Bu yıl tam Galatasaray'da açılan Can Yayınları, festival izleyicilerini konuk etti.
Yayınevlerinin tercihi İş Bankası Kültür Yayınları'nın danışmanı Mürşit Balabanlılar, Cem Kozlu'nun son kitabı "Öfkeden Çözüme"nin tanıtımının yapıldığı gün anlatmıştı: 90'lı yılların başından itibaren gazetelerle birlikte yayınevleri de Cağaloğlu'ndan taşındılar. Hem eski bir kültür semti olduğu için, hem de o dönem ara sokaktaki binaların ucuz olması nedeniyle Can, Afa, Metis, Cem vs. birbiri ardından Beyoğlu'na geldiler. Bu arada Beyoğlu'ndan Levent'e giden Yapı Kredi Yayınları da geri döndü. Bir yıl önce de İş Bankası Kültür Yayınları, Parmakkapı'da İş Leasing'in bulunduğu binanın bir katına yerleşti. Zaten yayınevleri gelince matbaalar falan da Beyoğlu'nun arka sokaklarına taşınmışlar.
Ve kitapçılar Alman Lisesi'ne gidip geldiğim yıllardan çoook sonraları bile Beyoğlu'nda Haşet ve Alman Kitabevi'nden başka kitapçı anımsamıyorum. Yıllar sonra şeytanın bacağını ilk kıran Pandora oldu. Arkasında da Robinson, Afa Kitabevi, Mefisto ve diğerleri Beyoğlu'nu farklı bir çekim merkezi haline getirdiler. Kitapçılara girmenize bile gerek yok. Vitrinlere şöyle bir göz atın. Yeni çıkan kitapları da, çok satanları da bir çırpıda fark edebilirsiniz.
İstiklal şarkıları Popüler müzikte iş daha da ileri gitmiş durumda. Küçük bir Beyoğlu turunda son çıkan şarkıları isteseniz de istemeseniz de ezberlemek durumundasınız. Biliyorsunuz firmalar, yeni çıkardıkları CD'leri hoparlör eşliğinde sabahtan akşama çalsınlar diye Beyoğlu'ndaki bazı esnafa para veriyorlarmış. Dolayısıyla hepsi aynı şarkıyı çalıyorlar. Zaten bir süredir Beyoğlu'nda sürekli çalınan ve dolayısıyla da kısa sürede meşhur olan şarkılardan İstiklal Caddesi Şarkıları diye CD yapılıyor.
Her geçen gün yenileri eklenen mantıcısı - gözlemecisiyle, dönercisi - kebapçısıyla, makul fiyatlı şarabevleri ve kafeleriyle, sinemaları, sanat galerileri ve festivalleriyle Beyoğlu tiryakilik yaratıyor. Akmerkez çocukları gözden düşerken, toplumun farklı kesimlerinden ve her yaştan İstiklal Caddesi Çocukları'nın sayıları katlanarak artıyor.
Darısı Sultanahmet'in başına... Sadece turistler değil, bizler de eski İstanbul'umuzun tadına varmak istiyoruz.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|