04 Mayıs 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         



Olman gerekeni oldun mu?

30'a yaklaşırken insanın kafasının içinde bir şey oluyor. Bir iç zelzeleyle anlıyor ki insan, hayatın doğuma yakın olan bölümünden ölüme yakın olan bölümüne geçmişsin. Olman gerekeni olmak için haldır haldır koşturmuşsun! Aferin sana, yıldızlı pekiyi! Peki şimdi söyle bakalım canım kardeşim, sen kimsin?

     Normal koşullarda, bilen bilir, kişisel hallerimizden bahsetmeyi bir tür "yazı zaafı" olarak gören bir kişiyiz. Öyle iç organlarını tabağa koyup, adam akıllı estetize etmeden, köşe yazılarıyla servis etmeye -nasıl diyeyim şimdi?- bir tür müptezel hal olarak bakarız. Ancak koşullar normal değil ve çeşitli sebeplerden ötürü bunun kişisel bir vaziyet olmadığına artık kanaat etmiş durumdayız. Son zamanlarda etrafta bir tür beyin mıncıklaması halinin gitgide yaygınlaştığını teşhis etmiş bulunuyoruz. Kendi etrafını tek gerçeklik sanan köşe yazarlarından da değiliz, ancak durum adım adım yayıldıkça aklımıza tuhaf fikirler gelmeye başladı. Esasen, lafı uzatmayayım, olaylar şöyle başladı...
     
Bi' dur ya!
     Geçenlerde bir sabah uyur uyanık öyle varoluşsal hesaplaşmalar içindeyim yine. Kafamda bir ses. Vıdı vıdı vıdı, beynimi yiyor:
     "Şunu da yapmadın. Bak zaten bu yazıyı da daha yazmadın. Geç kaldın. Yeterince çalışmıyorsun. Şu makaleyi daha okumadın. Fransa'ya yazı gönderecektin, ne oldu? Serdin sen, çok serdin! Şu Arjantin kitabına da başlamadın? Sen böyle gidersen... O-ho! Olmaz yani. Yapamazsın. Kaç gündür yabancı basını da adamakıllı takip etmiyorsun. Arkadaşlarını da ihmal ettin. Evi temizletmeyeli kaç hafta oldu? Üniversite söyleşi davetlerinin hiçbirine cevap bile vermedin. Faturaları da düzgün ödemiyorsun. Onu da yapmıyorsun, bunu da yapmıyorsun. Vır da vır da vır..."
     Sonra bir anda, hayatımda ilk kez kafamın içinden başka bir ses duydum:
     
"Bi' dur ya! Bi' dur!"
     Korktum ve uyandım. Bu ses düpedüz yabancı bir sesti zira. Oynatıyorum herhalde diye düşündüm. Hemen acil servis psikiyatr arkadaşlardan birine telefon ettim. Öyleyken böyle dedim, "Yedim mi ben şimdi kafayı?"
     Tahmin edilebileceği üzere gülmekten kırıldı ve dedi ki:
     "Şimdi işim var sonra konuşuruz. Sen ikinci sesi dinlemeye devam et. Doğru yoldasın!"
     
Olman gereken ve olduğun
     Bizi hep beğendiler. Çalışkandık çünkü. Parlak çocuktuk. Belki biraz serseriydik ama zeki olduğumuz için ve işimizi iyi yaptığımız için anlayışla karşılandık. Bunun tadını çıkaramadan genç yaşta birden çok cephede çarpışmaya başladık. Olmamız gerekenler vardı. Borges 16 yaşında kitap yazmıştı, biz de 18 yaşına gelmiş ve hiçbir şey yapamamıştık. "Küçük Prens"in yazarı Exupery 12 yaşında çeviri yapmıştı, biz daha 16 yaşında İngilizce meselesini temelli halledememiştik. Deniz Gezmiş 20'lerinin başında Türkiye tarihini değiştirmişti, biz 20'mize gelmemize rağmen daha doğru dürüst bir eyleme imza atamamıştık. Oysa aynı anda çok iyi bir gazeteci, çok iyi bir yazar, çok iyi bir aşçı, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir entelektüel, çok iyi bir eylemci, çok iyi bir, çok iyi bir, çok iyi bir şey daha olmalıydık. Tam teşekküllü bir süper egonun zulmü altında böyle anamızı ağlata ağlata yaşamalı ve gıkımızı çıkarmamalıydık, çünkü o zaman "şımarık" olurduk. Ne oldu peki?
     
30 iyidir!
     Şöyle söyleyeyim, günün birinde 20'li yaşlar bitiyor. Bu süper ego tasallutuna artık öncelikle vücudunuz dayanmamaya başlıyor. Ve ilk kez kafanızın içinde "öbür sesi" duyuyorsunuz. Bir günü de iç huzuruyla hiçbir şey yapmadan geçirebilmeye yarayan ses. Gerçekte "canınızın istediği" denen şeyi aramaya başlamaya yarayan ses. Olman gerekenden ziyade olduğuna bakmaya yarayan ses. İyi bir ses. Yıllar yılı süper ego dırdırından çekmişler iyi bilirler, haldır haldır koştururken insan, hayatın doğuma yakın olan bölümünden uzaklaşıp ölüme yakın olan bölümüne yaklaştığının ve bir kereliğe dünyaya geldiğinin farkına varmıyor. "Hayat bilgisini de, Marksizmi de, kol böreğini de, edebiyat tarihini de süper bilicem" derken geçmekte olanın zaman olduğunun, zamanın ise hayata eşit olduğunun, biriktirilip sonra kullanılabilecek bir şey olmadığının bilincine varamıyor insan. Bilgi olarak her zaman tekrarlanabilir bu ama derinden bir hissedişle bu gerçeği ancak süper ego dırdırından bıktığınız anda kavrıyorsunuz galiba. Galiba bunun biyolojik yaşla da bir ilgisi var. 30'a yaklaşırken bir iç zelzele ile durumun farkına varıyor insan. Ajandanı, o bıdır bıdır konuşan ajandanı boşaltmaya başlıyorsun. Boş günler ilan ediyorsun. Bomboş! Bugün arka bahçedeki çiçekli ağaca bakılacak, öyle boş boş bakılacak. Papatyaların solmuş olanları ayıklanacak, ağır ağır. Çay demlenecek, gerçekten demlenene kadar beklenecek, acele edilmeyecek. Hiçbir işe yaramayacak küçük, tatlı, hafif işler yapılacak. Müzik dinlenecek ama yanı sıra şu şu şu işler yapılmadan. Bak o zaman vakit denen ve şimdiye kadar hiç yetmeyen o yokluk nasıl var olup derinleşecek...
     Bugün pazar, hiç değilse bugün şu Allah'ın belası, şu her daim zinde ve enerjik süper egonun çenesi bir güzel kapatılacak. "Bi' dur ya! Bi' dur!" denecek.
     
     ecetem@hotmail.com
     





Çetin ALTAN
Uyusun da büyüsün, niiinni...

Melih AŞIK
Akşam gazeteleri

Fikret BİLA
Sağlıkta dönüşüm projesi

Hasan CEMAL
Amman'dan Bağdat'a...

Güneri CIVAOĞLU
Kravatsız

Can DÜNDAR
Neyin var ülkem, mutlu gibisin?

Abbas GÜÇLÜ
Deprem misyonerlerimiz neden yok?

Mehmet Y. YILMAZ
Provokasyon diyerek geçme tanı!

Hasan PULUR
"Sarı Gelin"i başkaları da seyretse...

Derya SAZAK
İstanbul depreme hazır mı?

Meral TAMER
Festivalle ışıldayan Beyoğlu

Ece TEMELKURAN
Olman gerekeni oldun mu?

Osman ULAGAY
İşsizliğin çaresi hızlı büyüme ama nasıl?

Güngör URAS
Art Nouveau'dan, Art Deco'ya

Serpil YILMAZ
Ziraat ve Halkbank'a Dallah Grubu mu talip?