|


Avrupa Birliği Günü'nüz kutlu olsun
Bugün Avrupa Birliği Günü. Birkaç yıldır Türkiye'de de kutlanıyor.
Bu yıl Türkiye'nin Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB sorunu haline geldiği bir dönemde kutluyoruz AB Günü'nü...
Türkiye'nin bütün önemli problemleri, devlet politikası haline getirilerek siyaset dışına çıkartılmış konulardır. Tabii Kıbrıs ve AB politikaları da...
30 - 40 yıldır iktidara gelen hükümetlerden hiçbiri, AB konusunda gerekenleri yap - ma - dı. Hep bir bahaneyle yan çizdiler.
AKP hükümeti, AB üyeliği için elinden geleni tüm samimiyetiyle yapıyor. Çünkü belki de ilk kez İslami kimlik artı düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında AB üyeliğinden doğrudan yarar sağlayacak ve kendi seçmen tabanına vaadini yerine getirecek bir parti olduğu için...
Siyasilere devredilmeli
Ülkemizde bazı politikaların, artık devlet politikası olmaktan çıkıp siyasete devredilmesi lazım. Emekli büyükelçi İlter Türkmen, Samanyolu TV'de birlikte katıldığımız bir programda anlattı: Türkiye'ye yerleşen Almanların sayısı arttığı halde, bugüne kadar tek bir kilise dahi yapılmasına izin verilmemiş. Alman diplomatlar, "Almanya'da 70'li yıllardan bu yana 3 bin cami açıldı, biz tek bir tane kilise bile yapamıyoruz. Bu ne biçim iş?" diye yakınıyorlarmış.
Maalesef kamuoyunda pek tartışılmıyor, ama Avrupa Birliği önümüze çok kapsamlı yeni ev ödevleri koydu. Bu ev ödevleri arasında örneğin cami dışındaki ibadet yerlerinin açılmasına izin verilmesi de var.
İKV eski Başkanı Meral Gezgin'e göre biz ev ödevlerimizi 2003 sona ermeden tamamlayabilirsek, TÜSİAD gibi İKV gibi lobi faaliyetinde bulunabilecek kuruluşlara da Avrupalı parlamenterler nezdinde bunun propagandasını yapabilmek için yeterli zaman kalır ve 2004 sona ermeden müzakere tarihinin alınması mümkün olabilir.
Yılmaz'ın ofisinden...
Son seçimler öncesinde, baraja takılmamak uğruna AB üyeliği için can siperane uğraş veren ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın ofisinden birkaç gün önce e - postama dört dörtlük uzun bir metin geldi. Yılmaz'ın önceki hafta Almanya'da Avrupa Birliği ile ilgili bir toplantıda yaptığı kapsamlı konuşmanın metni.
Yılmaz'ın konuşmasının konu başlığı, Avrupa Birliği kamuoyunda, Türkiye konusunda yanlış bilgilere dayanan temel hatalar. İlginç metni okudukça, "AB'de böylesi fahiş hatalar nasıl yapılabiliyor?" diye hayrete düşüyorsunuz. Hatta bu hataların bir kısmının kasten yapıldığı sonucuna varıyorsunuz. En basit örnek nüfusumuz: Yılmaz'ın belirttiğine göre AB çevrelerinde ısrarla hem nüfusumuz, hem de nüfus artış hızımız çok yüksek gösteriliyormuş. Türkiye'ye AB üyeliği yolu açıldığı takdirde Almanya'nın ardından en kalabalık nüfusa sahip ikinci ülke olacağımız kesin. Ama nüfusumuzun yakında 100 milyon olacağı gibi hiç de gerçekçi olmayan bir tevatürde ısrar edildiğinde, üyelik yolu açılırsa Almanya'yı da sollayıp Hıristiyan AB'nin en büyük ülkesinin Müslüman olacağı öcüsü kafalara nakşedilmiş oluyor.
Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. AB çevreleri ise hiç değil. Biz de dört koldan karşı atağa geçmeliyiz. Sadece demokratikleşme ve insan hakları bağlamında değil, ekonomik açıdan da kurtuluşumuz AB üyeliğinde. Somut örnek istiyorsanız o da Mesut Yılmaz'ın konuşma metninden:
Yılda 7.5 milyar euro
"(...) 1998 verilerine göre Türkiye tam üye olması halinde AB bütçesine yılda 2.8 milyar euro katkı yapacak, buna karşılık çeşitli fonlardan alacağı payların toplamı 10.3 milyar euro olacak. Bir başka deyişle Türkiye tam üyelik durumunda, AB'den yılda 7.5 milyar euro net kaynak girişi sağlayacak. Yani AB'ye ödediğimiz her bir euroya karşılık 3.5 euro geri alacağız.
Nitekim 1998'de Yunanistan, AB'ye ödediği 1.29 milyar euroya karşılık 5.8 milyar euro, Portekiz 1 milyar euroya karşılık 3.9 milyar euro, İspanya 5.3 milyar euroya karşılık 12.2 milyar euro, İrlanda 0.7 milyar euroya karşılık 3.1 milyar euro katkı almış. Bu ülkeler ve yeni giren üyeler arasında AB'ye ödediği her 1 euro için 5 eurodan fazla alanlar var(...)"
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|