|
|


Batı Amerika’da macera peşinde
Batı Amerika’da Land Rover’ın Discovery’leri ile 5 günde 5 bin kilometrenin üzerinde yol yaptık. Land Rover G4 Challenge’ın Amerika’daki finalini izlerken Türk yarışmacı Cüneyt Gazioğlu’nun mücadelesine ve başarısına da tanıklık ettik
ALİ EYÜBOĞLU
and Rover G4 Challenge’ın Amerika’daki finali için davet aldığımda böylesine maceralı bir seyahat olacağı aklımın ucundan dahi geçmemişti. Borusan’dan Sencer Alagöz’le (Şarkıcı Selçuk Alagöz’ün oğlu) sabah 04.00’te alanda buluştuk. Frankfurt, Şikago’dan sonra Las Vegas’a uçtuk. Avustralya’dan bir gün önce ABD’ye gelen Land Rover G4 ekibiyle Hyatt Regency Otel’deki akşam yemeğinde bir araya geldik.
Las Vegas’a gelip de kumarhane turu yapmadan olur mu? 40 km. yol için 40 dolara 40 metre uzunluğunda bir limuzin tutup Las Vegas’ın kumarhanelerini turladık.
06.00’da kalkıp, çadır, uyku tulumu, yiyecek ve içeceklerimizi alıp, Anadolu Ajans’ından foto muhabiri Erhan Sevenler ile Land Rover Discovery’ye yerleştik. Turuncu renkli 50 Land Rover’la ilginç bir konvoy oluşturduk ve Las Vegas’tan Grand Canyon’a doğru maceralı bir yolculuğa koyulduk.
Yola çıktığımızda pırıl pırıl bir güneş vardı. İlk mola yerine doğru hava gittikçe sertleşti. Yağan dolu gecenin sert geçeceğinin habercisi oldu.
İlk kamp yerimiz Coral Pins Sand Dunes. Karanlıkta çadırlarımızı kurduk. Hava soğuk mu soğuk. Sabah 05.00 sularında uyanıp çadırdan dışarı çıkınca... O da ne? Her taraf kar altında.
Sıfırın altında 15 derecede "Volkano" adı verilen su ısıtıcısının altını yakıp, kaynattığımız suları hazır poşetlerdeki yemeklere döküp, çay ve kahvelerle ilk kahvaltımızı yaptık.
Çadırı toparlarken Erhan’la Sencer koşarak geldi. Sencer, "Ali abi stratejiye niye gelmedin? Bir kısmını da sen yazsan süper olacaktı" diye sitem edince, ekibin bir parçası olduğumu anladım.
Meğerse yarışmacılar her sabah bir panoya, nereye kaçıncı gideceklerini yazıyor, bundan rakiplerin haberi olmuyormuş. Yarışmacılar söylediklerini yapınca da en yüksek puanı alıyor.
Yarışmacılar hem rakipleriyle hem zamana karşı yarışıyor.
O nedenle otomobilin yanına gelince bisikletleri, kanoları indirmek; yemeklerini, kahvelerini hazırlamak "yedek ekip"e yani bize düşüyor. Değil spor yapmak, gazete binasında iki kat üstümüzdeki Spor Servisi’ne bile çıkmaya üşenen biri olarak sıhhiyeliği seçtim. Bizimkilere, "Sağlık sorunu olan bana gelsin. Yanımda her türlü ilaç var" dedim.
Ava gittik avlandık
Land Rover G4 Challenge enteresan bir yarışma. Yarışmacılar sadece arazi aracı kullanmıyor. Dağ bayır demeden bisiklet sürüyor, kanyonlardan tırmanıp iniyor, kanolarla nehirlerde nefes tüketiyorlar.
Ama başarı için sadece güç yeterli değil. Taktik savaşı da büyük önem taşıyor. Rakibin ne yapacağını kestirerek hareket etmek, koşmaktan, tırmanmaktan da önemli.
İkinci kampımız Lake Powell’da sabah kalktığımda ilk işim Sencer ve ekiptekileri mahcup etmek oldu. Herkes strateji tahtasından bir-iki isim aşırırken, dijital fotoğraf makinemle panonun tamamını görüntüledim. Listeyi hazırlayıp ilk durakta Cüneyt’le Sencer’e verdim. Şoke oldular.
Ama ava giderken avlandık. Bizim Discovery’yi Camel Trophy’nin Güney Afrika ikincisi John Collins, Rusları taşıyan aracı Fransız bir kız, bir diğerini de yine G. Afrikalı biri kullandı. Onların vatandaşları bizim rakibimiz. Sencer listeyi Fransız kıza gösterince kız bizim hangi noktaya kaçıncı gideceğimizi vatandaşı Frank Salgues’e söyleyip bizi gafil avladı.
Meğer üç aracın sürücüleri aynı zamanda hakemmiş. İçlerinden biri bizi komiteye ispiyon etti. Deniz seviyesinden 2 bin metre yüksekteki üçüncü kamp yeri Wilson Mesa’da çadırları kurarken görevlilerden biri gelip, "Türk gazeteciler strateji panosunu çekip Cüneyt’e liste vermiş. Bir daha olmasın" diye Sencer’i uyardı.
Gerçekten geyik çıktı
Batı Amerika’da beş günde Land Rover’ın Discovery’leri ile 5 bin kilometrenin üzerinde yol yaptık.
En çok "Taş düşebilir" ve "Geyik çıkabilir" tabelasıyla karşılaştık. Biz yolda giderken hiç taş düşmedi ama Wilson Mesa yolunda geyikler sürü halinde önümüzden geçti.
Üçüncü gün "taktikler çalınmasın" diye strateji yerine hiçbir gazeteciyi yaklaştırmadılar ama biz zoom yaparak yine amacımıza ulaştık.
Üçüncü gün maceramız Colorado Nehri’nde başladı. Cüneyt’le Sergey kanoyla, biz otomobillerle ilerledik. Final noktasına gidip beklemeye başladık. Cüneyt kan ter içinde gelip panodaki yeri işaretledi. Sencer "Cüneyt ne yaptın?" diye feryada başladı.
Rakibimiz olan Avustralyalı bizden önce geldi ama "hunter"ı basmadı. Ondan habersiz olan Cüneyt ve Sergey, hunter yapınca bizim ekip, onun yüksek puan almasını sağladı. Sencer hırsından ağlamaya başladı. Durdurabilene aşkolsun.
Dördüncü gün Moab yakınlarındayız.
Otomobilini sağa çekip kanyonlara tırmanan, seller gibi akan Colorado Nehri’nde kanolarla, motorlarla turlayan, kulaç sallayanlar... Moab’ın tepesindeki kayalıklarda motor, kamyon, cip sürüp çığlık atanlar; ne ararsan var... Modifiye otomobil cenneti Moab, küçük ama enteresan bir kasaba... ABD’lilerin birbirinden ilginç otomobillerinin yanında Land Rover’lar "yavru" kaldı. Günlerce Texas usulü tavuktan başka bir şey görmeyen midemiz, Moab’da yediğimiz salata ve bol soslu makarna ile bayram etti.
Emeğin karşılığını aldık
Son kamp yerimiz, büyük finalin yapılacağı Bates Rocch Moab.
Beşinci günün sabah saatlerinde 4. etabın sonuçları açıklandı:
Cüneyt Gazioğlu-Sergey Polyansky ikilisinin
4. etabı birinci tamamladıkları, Cüneyt Gazioğlu’nun elde ettiği toplam puanla birçok favori ülkeyi geride bırakarak ilk dört arasına girip finalde yarışma hakkını elde ettiği ortaya çıktı. Hepimizin keyfi yerine geldi.
Gazioğlu, 30 derece sıcak altında nefes kesen final yarışı sonunda Land Rover G4 Challenge’ı dördüncü bitirdi.
Akşam üzeri çadır hayatına son verip, birçok kovboy filminin çekildiği bölgedeki Red Cliffs Lodge Otel’e doğru yola çıktık. Otel’in lobisi bölgede çekilen "Rio Canchos", "Canyon Crossoads", "Cheyenne Autumn" "Rio Grande" ve "Geronimo" gibi unutulmaz western filmlerinden karelerle dolu.
Sırada beklerken uçak telaşı
Sabahleyin Grand Junction havaalanından iki saatlik bir yolculuktan sonra Los Angeles’a uçtuk. Havaalanının yakınında bir otele bavullarımızı koyup, 90 dolara bir otomobil kiralayıp Cüneyt, Sencer ve Erhan’la Los Angeles’ı turlamaya başladık. Venue Beach’te akşam saatlerinde onlarca vurmalı çalgı eşliğindeki plaj partisine katıldık. Bizi de partinin havasına sokmak isteyen Zencilerden "Hey adamım... Ot ister misin?" teklifleri bile aldık.
Sabah 05.00’te havaalanına gitmemize rağmen saat 07.00’deki Los Angeles-New York uçağını kaçırdık. 11 Eylül’den sonra Amerika’daki havaalanlarında öylesine bir üst baş araması var ki, 50 metrelik kuyrukta size sıra bir saatte gelmiyor. 08.45 uçağında yedek yolcuyduk. New York’a geldiğimizde THY’nin uçağının kalkmasına 20 dakika vardı. 10 dakika kala bankoyu açtırıp, uçağa son yolcular olarak botlarımız ellerimizde ancak yetişebildik. n
|
|


|