|


Fincandaki kahve zehir mi, değil mi?
Kıbrıs'a ilk gidişim 1950 - 51 yılları. O günler daha Türk - Rum sorunları böylesine karışık değildi, iki taraf aynı köyleri paylaşıyor, aynı kahvelere gidiyor, beraberce eğlenebiliyorlardı. Şarkıları, küfürleri ve hele küfürleri Rum'u, Türk'ü aynı Türkçe kelimeleri kullanıyordu. Türkçe konuşan Rum köyleri, Rumca konuşan pek çok Türk köyü vardı.
Küçük bir üniversiteli grupla Larnaka, Magosa, Lefkoşa ve oradan Beyrut'a gitmiştik. İlk kez yurtdışına çıkmıştım.
Kıbrıs'ı o yıllar İngiltere yönetiyordu. Adalılar İngiltere pasaportu taşıyorlardı, bir ayakları Londra'daydı. Sigara, içki, kumaş, temizlik malzemeleri, çikolata ve pek çok yiyecek maddesi İngiliz malıydı. Adı üstünde İngiliz sömürgesiydi Kıbrıs.
Kıbrıs'ın ünlü brandisi! Rahmetli Dr. Fazıl Küçük ile o yıllar tanıştım. Vatan gazetesinin genç bir muhabiri nasılsa yolu düşmüş gelmiş adaya, Dr. Küçük kaçırır mı! Kaldığımız sürece sabahlara kadar Doktor, Türkiye özlemini anlatmış... heyecan içinde dinlediklerim hayal gibi gelmişti bana.
Kıbrıs'ın ünlü brandisini o geceler Doktorla beraber içmiş, dut gibi olmuştum kelimenin tam anlamıyla! Arkadaşlar da öyle! Bir gecede iki paket sigarayı birbirinden yakarak içen Fazıl Küçük adeta zamanla yarışıyordu.
O geziden sonra Vatan'da yazılar yazdım. Birkaç yıl geçti Hürriyet işi ele aldı, Kıbrıs'ı milli bir dava haline getirdi. Yunanlılar Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etmek istiyorlardı, işte o zaman külahlar değişmişti!
Kanlı olaylar, Makarios, ihtilalciler, katliamlar yıllarca sürdü, pek çok gazeteci gibi ben de defalarca gittim Kıbrıs'a.
Kahveye su katınca Başbakan Adnan Menderes'in özel kalem müdürü, sonraki yıllar Kıbrıs Büyükelçisi değerli diplomat Ercüment Yavuzalp'ın "Kıbrıs Yangınında Büyükelçilik" adı altında vaktiyle yazmış olduğu anılar geçti elime. Geniş, isabetli yorumların yanında şöyle bir fıkra dikkatimi çekti.
"Beni ziyarete gelişlerinde kendilerine kahve ikram ettiğim Kıbrıslı Türk liderlerden Osman Örek önce fincanına bir iki damla su damlatır, kahvesini ondan sonra içerdi. Ziyarete gelen başka bazı Kıbrıslıların da aynı şeyi yaptıkları dikkatimi çekti. Bir gün Örek'e;
- Bunu kahve sıcak olduğu için mi yapıyorsunuz, diye sordum.
- Değil, Rum tarafından bize de intikal eden bir alışkanlık, dedi.
İşin aslı şuymuş. Eskiden Kıbrıs'ta kahve ile adam zehirlemek yaygınmış. Bunun için Rumlar kahveyi içmeden köpüğün üstüne su damlatırlarmış. Eğer köpük beyazlaşırsa içinde zehir var demekmiş. Güvensizlik o hale gelmiş ki, bu yöntem yaygın bir uygulama olmuş. Yıllardır her kahve için çok kere nedenini bile bilemeden, kahvesine su dökmeyi adet edinmiş.
***
Şöyle böyle 50 yıldır Kıbrıs ve Kıbrıs Türkleri için milletçe yapmadığımız fedakarlık yok. Ekonomimiz az darbe yemedi bu sorun nedeniyle! Hepsine eyvallah ama oradan bazı gençler de çıkıp "Biz Kıbrıslıyız" filan gibi laflar etmiyorlar mı, insan çileden çıkıyor!
Berlin duvarı gibi çok şükür engeller yıkıldı. Türk - Rum karşılıklı birbirlerini eski topraklarını artık ziyaret edebiliyor.
Ama yine de şu kahveye su katma hikayesini hiç kimse aklından çıkartmasın!
|
|

|