|


Hayatını kazanarak fakültede okuyan, ibişleşmez
Lise diplomaları gibi, üniversite diplomalarının da, yüzde 80 oranında hiçbir işe yaramayacağı bir döneme doğru gidiyor Türkiye...
Salt yükseköğrenimden geçmiş görünmek için, diploma almanın bir anlamı yok çünkü...
Türkiye gibi, zekasına güvenerek kestirmeden zengin olma özenlerinin yaygın olduğu bir toplumda, bir ömrü avcunu yalaya yalaya tüketmemek için, önce şu soruyu sormak gerekir kendine:
- Ben yaşamdan yararlanmak mı istiyorum, yoksa yaşamı hak etmek mi istiyorum?
* * *
Yaşamdan yararlanmak isteyenlerin şansı, rulet oynayanların bir anda zengin oluverme şansı kadardır.
Yaşamı hak etmek isteyenlerin ise sırtı yere gelmez.
Yaşamı hak etmek ise, ailesinin olanakları yeterli olsa bile; hayatını bizzat kazanarak bitirmekten geçer üniversiteyi...
Bir terzi çırağı olarak üniversiteyi bitirmek...
Bir aşçı yamağı olarak üniversiteyi bitirmek...
Bir avukat bürosunda çalışarak üniversiteyi bitirmek...
Bir lokantada garsonluk ederek üniversiteyi bitirmek...
* * *
Terziliği, aşçılığı, büro katipliğini, garsonluğu küçümseyerek baba parasıyla üniversitede okumaya kalkanların; sonunda diplomalı bir "boş gezenin boş kalfası" olma sünepeliğine tepetaklak düşmeleri doğaldır ve yerindedir.
Fakültesini, hayatını kazanarak bitirmemiş bir genç, - şayet üniversitede asistan olarak, bilimsel alana da girmeyecekse - ne işe yarar?
* * *
Fakültede hayatını kazanarak okumak, öğretir insana Hanya'yı, Konya'yı... Öğretir insana, hayatı hak etme çabasının nasıl alt edilmez bir güç olduğunu...
Ve öğretir insana, yeryüzünde aynı fakülteden geçmiş olanların, ne tür bir donanım sayesinde nerelere varmış olduklarını...
* * *
Diyelim hukuk fakültesine gidiyorsun... Ve o sırada iyi bir avukatın yanında çalışıyorsun... Biliyorsun yasa maddelerinin nasıl değerlendirildiğini; yargının, içtihad kararlarının ne demek olduğunu.
Ve gerçekten üst düzey bir hukukçu olmak istiyorsun sen de; hele, - 200 kelimelik de olsa - bir İngilizcen de varsa...
Sırtın yere gelir mi?
Ve hele hele hukuku da gerçekten seviyorsan...
* * *
Dalaman - Muğla, yahut Marmaris otoyolundan; Köyceğiz Gölü'nün Akdeniz'le buluştuğu Dalaman'a sapılan yolun üstünde, bir Leyley Lokantası var...
Sahibi avukat Ahmet Bey...
Lokantanın özelliği sadece, miniskül adacığı, adacığın üstündeki salkımsöğüdü ve ördeklerin yüzdüğü o büyük görkemli havuzu değil...
Bir de doğduğunda yuvadan düşüp kanadı kırıldığı için, hayatında hiç uçmamış bir leylek var orada; masaların arasında dolaşan bir leylek, adı Garip...
* * *
Vaktiyle lokantanın az uzağındaki büyük ağaçlara leylekler gelip yuva yapıyorlarmış... Kuruyan ağaçların yerine uzun sırıklar dikmiş avukat Ahmet Bey... Şimdi yüz elliye yakın leylek, o sırıkların üstünde yuvalanıyor.
Ve görkemli havuzun ortasında, Bozdoğan Kemerleri'nin küçük bir maketine benzeyen, iki katlı bir köprünün üst platosuna çıkınca, o kadar güzel görünüyor ki içine oturmuş leylekleriyle o leylek yuvaları...
* * *
Hayatında hiç uçmamış olan Garip de, leylekler geldiğinde onlarla ahbaplığa gidiyormuş yürüye yürüye...
Bir Hollandalı, yine uçamayan bir dişi leylek getirmiş Garip'e, ama dişi ölmüş...
Özellikle turistler bayılıyor Leyley'e...
Ahmet Bey sürdürüyor avukatlığını. Çünkü seviyor hukuku... İşte hukuku seven bir dostun yarattığı evrensel bir lokanta örneği...
* * *
Şayet sevdiğiniz bir bilim dalının fakültesine gidiyorsanız ve dünyada aynı tip fakülteden, vaktiyle mezun olmuş olanlardan bazılarının biyografilerini de, incelemişseniz; yeryüzünde sırtınızın yere gelmesine olanak var mıdır?
Hayatını kazanarak ve hayatı hak etmek için, ne istediğini bile bile bitirmek gerekir bir fakülteyi...
Kurnazlığına güvenen kestirmecilerin, bir diploma uğruna yıllarını ziyan etmeleri yazıktır... Çünkü yine sonunda "kara bahtım kör talihim" türküsünde koristlik etmeleri olasılığı çok büyük...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|