|


Türkiye'yle Amerika birbirine mahkûm mu?
Irak yorumları-4
Habur sınır kapısından Türkiye'ye giriş yapıyorduk. Ahmet Dumanlı'nın Erbil'den aldığı, üstünde Kürdistan yazan haritasına el koydular. Ahmet itiraz etti, bunun internetten de kolayca sağlanabileceğini söyledi.
Karşı tepki şöyle geldi:
"Bu haritayı almak yerine tavır koysaydınız, çok daha iyi yapmış olurdunuz."
Kürdistan haritasına el konan yerin biraz ötesinde, sınırın Irak'a çıkış kapısında, Türkçe dahil üç dilde "Kürdistan'a hoş geldiniz!" yazar 1992'den beri...
Ayrıca, iki haftalık turumuzun Kuzey Irak bölümünde Kürtçe eğitim veren, Kürt dili ve tarihini öğreten 12 yıllık ilk ve ortaöğretim kurumları gördük. Süleymaniye'de, Selahattin'de, Dohuk'ta yerel Kürt yönetimlerinin açtığı üç tane üniversite vardı.
Kürdistan parlamentoları, hükümetleri, bakanlıkları olan mekanlardan geçtik. Başbakanlarla görüştük. Kürtçe çıkan gazeteleri ziyaret ettik. Kürtçe radyo ve televizyon kurumlarıyla yüz yüze geldik. Kürtçenin Sorani ve Bahdidani lehçelerinin nasıl geliştirildiğini dinledik.
Tabii bütün bunlardan sonra, Türkiye'ye giriş yaparken üstünde Kürdistan yazan haritaya sivil giyimli jandarma yetkilisi tarafından el konulması...
Geçelim.
Erbil'de kulağıma çalındı:
"Önce Irak Kürdistan'ı özgürleşti. Sıra zamanla bağımsız devlete gelecek. Ama önce mevcut durumu Irak federasyonu çerçevesinde resmileştirmek, meşrulaştırmak lazım. Sonra da bağımsız devlete doğru bir adım... Daha ileriki aşamalarda sıra Kürdistan'ın öteki parçalarına gelir. Almanya'da nasıl önce Batı Almanya olduysa, Doğu sonradan geldiyse..."
Bu hep olacak.
Bağımsız, büyük Kürdistan hedefi dün vardı, bugün de var, yarın da varlığını sürdürecek.
Ama bu hedef gerçekçi mi?
Bugün için değil.
Birçok nedenle öyle.
Bunu Iraklı Kürt liderler de biliyor. Amerika da farkında. Irak'ın bölünmesine ve bir Kürt devletinin kurulmasına Araplar da kesin karşı. Türkiye de savaş nedeni sayıyor böyle bir gelişmeyi...
İyi güzel.
Ancak, Kuzey Irak'ta yıllardan beri bir devlet çekirdeğinin atıldığı, bunun tuttuğu da sır olmaktan çıktı. Şimdi Irak Kürtleri bu olguyu Irak federasyonu çerçevesinde resmileştirmenin ve Kerkük'ü de bunun içine katmanın peşindeler. Bu konuda en yakın müttefikleri de Amerika...
Türkiye bundan rahatsız.
Ama ne kadar söz hakkı var?
TBMM'de tezkerenin reddi elbette Türkiye'nin manevra alanını daralttı. Ya da Türkiye'ye fazla söz hakkı bırakmadı. Fakat tezkere geçmiş olsaydı bile, bu konuda Ankara'nın öyle çok fazla söz hakkına sahip olabileceğini sanmak da gerçekçi bir beklenti değildi galiba...
Bu durumda ne yapmalı?
Türkiye hiç kuşkusuz Kuzey Irak'ta kendi güvenlik kaygılarını geçersiz kılacak bir düzen ister. Kuzey Irak'ın PKK - KADEK tarafından bir üs gibi kullanılmasını istemez. Türkmenlerin ezilmesine, dışlanmasına, Kerkük'ün tümüyle Kürt kontrolüne geçmesine karşı çıkar.
Ama yalnız bu kadar değil.
Olmamalı da.
Bir: Türkiye'nin Kuzey Irak'a sadece güvenlik penceresinden bakması eksik bir politikadır. İki: Irak Kürtleriyle iyi ilişkiler kurması, Türkiye'nin siyasal ve ekonomik çıkarlarının gereğidir. Bu iyi ilişkiler, Türkiye'nin kendi Kürt vatandaşlarını da olumlu etkiler. Üç: Irak Kürtlerinin bundan böyle Bağdat'taki merkezi yönetimde pay sahibi olacakları düşünüldüğünde, Talabani ve Barzani'yle iyi ilişkiler, Türkiye'nin Irak'la ilişkilerine de hizmet edebilir.
Türkiye uzun yıllar Kuzey Irak'a kendi arka bahçesi gibi baktı. İstediği zaman girdi çıktı.
Şimdi bu devir kapanıyor.
Bağdat'ta yeni merkezi otoritenin ve zamanla Irak federasyonunun kurulmasıyla birlikte arka bahçe zihniyeti sona erecek. Ama bu demek değil ki, Irak Kürtleri Türkiye'yle ille de zıtlaşacaklar.
Buna ihtimal vermiyorum.
Hem geçmişin dersleri, hem Türkiye'nin büyük devlet niteliği, Irak Kürtlerinin Türkiye'yi göz ardı etmelerine engeldir.
Türkiye'nin çıkarları da, hem yeni Irak'la, hem Irak Kürtleriyle iyi ilişkilerden geçer.
Ya Amerika'yla ne olacak?
Amerika'yla Türkiye birbirlerini göz ardı edemezler. Ne Amerika bölgede yeni bir Türkiye bulabilir, ne de Türkiye yeni bir Amerika...
Evet, Türk - Amerikan ilişkileri büyük darbe yedi. Özellikle Ankara'da yapılan bazı hesap hataları bunda rol oynadı. Ancak zararı kontrol altına alıp, ilişkileri tamir edip birlikte yola devam etmek Türkiye'yle Amerika'nın ortak çıkarıdır.
Irak'ta daha yapılacak çok iş var. Irak'ın istikrarlı bir rejime kavuşması ve seçim sandığından bir Arap demokrasisi çıkarması zaman alacak. Hem bu durum, hem de Arap coğrafyasındaki İsrail ve Yahudi düşmanlığı Amerika'nın öyle kolayca Türkiye'yi gözden çıkarmasına engeldir.
Önemli olan şu:
Türkiye eğer Avrupa Birliği yolunda kararlılıkla yürür, ekonomisindeki yapısal değişimi sürdürür, yani evinin içini bir an önce adam ederse, hiç kuşkunuz olmasın, önemli bir bölgesel güç olarak bu coğrafyada ben de varım demeye devam eder. Amerika'sı da, Avrupa'sı da, Arapları da, İsrail'i de, güçlü, istikrarlı böyle bir Türkiye'yi görmezlikten gelemezler.
Türkiye açısından önemli olan, bütün yumurtaları tek sepete koyacak tek boyutlu tepkisel politikalardan kaçınmaktır.
TATİL NOTU
Bir haftalık izin kopardım!
Ay başında yeniden bu köşede buluşmak umuduyla herkese iyi günler diliyorum, HC.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|