23 Mayıs 2003 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   



Almanya'da deflasyon neden kalıcı?

     30 yıldır Almanya'da yaşayan bir arkadaşım, Düsseldorf'un en pahalı caddelerinde ilk kez kiralanamayan boş dükkanlar bulunduğuna işaret ediyor. Sadece Düsseldorf'ta değil, Almanya'nın neredeyse bütün kentlerindeki en merkezi yerlerde, en pahalı caddelerde çok sayıda boş dükkana rastlanıyor artık. Sadece lüks mal satanlar hariç. Çünkü onların müşterisi her zaman çok az sayıda ve o az sayıdaki müşteri hâlâ mevcut.
     Temel yapısal reformların hiçbirini gerçekleştiremeyen Almanlar, şu sıralar bizi kıskanıyorlar. Türkiye'nin Ecevit hükümeti döneminde, kağıt üzerinde bile olsa önemli yapısal reformlara imza atmış olmasını imrenerek ve takdirle karşılıyorlar. "İçi beni yakar, dışı seni" misali AKP hükümeti bu reformların çoğunu sulandırmaya kalksa da, yapısal reformlar meselesinde şimdilik Almanlardan daha iyi durumda olduğumuz kesin.
     
     İlk tetikleyen...
     Uzmanlara göre Almanya'daki deflasyonist süreci ilk tetikleyen, yapısal reformların gerçekleştirilememesi oldu. Yıllardır konuşulduğu halde yapılamayan yapısal reformlar, Alman tüketicisinin iktidara olan güvenini sarstı. Eskiden "İşler nasıl olsa düzelir, ben paramı harcayayım" diyen tüketici, iktidara karşı güvenini yitirdiği için şimdi "Biz bu işin içinden çıkamayacağız. En iyisi kendi güvencemi kendim sağlayayım, paramı elimde tutayım" diyor ve böylece deflasyonist süreci o da besliyor.
     
     Kontrolsüz süreç
     Bu arada resmen yapılamayan reformların yer yer (de facto) gerçekleşmekte olduğu da dikkati çekiyor ve o reformlarla ulaşılmak istenen sonuca, bu kez boşluklardan yararlanarak varılıyor. Ancak hükümetin, ekonominin gerçekleriyle yüzleşmeye direndiği noktada ekonomik hayat bunu kendisi gerçekleştirince, kontrolsüz bir süreç yaşanmaya başlıyor.
•  Şirketler, talebin yetersiz kaldığı noktada tüketimi tahrik etmek için yeni yöntemler ararken, malı tüketiciye daha ucuza sunacak, daha fazla avantaj sağlayacak yollara yöneliyorlar.
•  Kaçak işçi çalıştırılıyor.
•  Kayıt dışı ekonomi gelişiyor.
     Kayıt dışı alanın genişlemesi ve kayıt içi firmalara rakip hale gelmesi, tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan misali kayıt içi firmaları yeniden maliyetleri kısmaya zorluyor. Ancak enflasyonun sıfıra yaklaştığı bir noktada kısacak maliyet unsuru kalmayınca bu kez işten çıkartmalar yoğunlaşıyor. İşten çıkartılan adam harcamalarını kıstığı için talep yetersizliği daha da artıyor... Alın size deflasyonist süreci besleyen bir unsur daha...
     
     Avrupa Merkez Bankası
     Alman hükümetinin para ve maliye politikalarında değişikliklerle piyasaya soluk aldırması da mümkün değil. Çünkü euro alanındaki ülkelerde bu kararları Avrupa Merkez Bankası AMB veriyor ve euro alanı için 2003 yılı ortalama enflasyonunu yüzde 2 olarak belirleyen AMB, bu hedefi tutturabilmek için para politikasını gevşetmiyor, faizleri düşürmüyor.
     Şimdi işe bakın: İspanya, Portekiz ve İrlanda gibi euro alanı içinde Almanya'dan daha geri düzeyde, daha dinamik ve daha hızlı büyüyen ekonomilerin enflasyonları yüzde 3 civarında. AB'de yüzde 2 ortalama enflasyon hedefinin tutturulabilmesi için Almanya'nın yüzde 1'den daha fazla büyümemesi gerek. Uzmanlara göre yıllık enflasyon yüzde 1 olduğunda da zaten deflasyonla flört etmeye başlıyorsun! Anlayacağınız Almanya için euro alanında bulunmak da deflasyonist süreci besliyor.
     
     Ve Maastricht
     Almanya'nın eli kolu bağlı. Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal. Maliye politikalarında Japonya'dakine benzer önlemler almak ise Maastricht Kriterleri dolayısıyla mümkün değil. Gerçi işe yaramadı, ama Japonya'da hükümet, muazzam kamu harcamaları yaparak ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştı. Almanya bunu da deneyemez. Zira Maastricht Kriterleri, AB üyesi ülkelerde bütçe açıklarını milli gelirin yüzde 3'ü ile sınırlıyor.
     
     mtamer@milliyet.com.tr
     





Çetin ALTAN
Hayatını kazanarak fakültede okuyan, ibişleşmez

Melih AŞIK
Talana davet...

Fikret BİLA
'Çizgimiz belli, sağa kaymıyoruz'

Hasan CEMAL
Türkiye'yle Amerika birbirine mahkûm mu?

Güneri CIVAOĞLU
AKP ve fair play

Abbas GÜÇLÜ
Eğitime popülist yaklaşım

Hurşit GÜNEŞ
Küçük tasarrufçuyu korumak

Derya SAZAK
SİT alanı yağması

Meral TAMER
Almanya'da deflasyon neden kalıcı?

Ece TEMELKURAN
Beyaz Geceler şehri

Güngör URAS
Diyarbakırlı kadınların kutuları İstanbul'da

Serpil YILMAZ
Avrupa Birliği TESEV'i böldü

M. Ali BİRAND
CHP, kendine yakışanı yapacak mı?