23 Mayıs 2003 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   



Beyaz Geceler şehri

     Dostoyevski'nin intiharî insanlarının yaşadığı, Puşkin'in düelloda öldüğü... Lenin'in sürgünden dönüp o ünlü devrim konuşmalarını yaptığı ve Avrora gemisinin devrimin kıvılcımı olan Kışlık Saray bombardımanını başlattığı... "Potemkin Zırhlısı" filminde insanların yüklenip döküldüğü kapıların olduğu... Çar Petro'nun bir bataklık üzerine kendine ait bir şehir kurma fikriyle neredeyse insanın sınırlarına rağmen inşa ettiği... Mevsimi gelince geceyi yürürlükten kaldırıp, gün ışığıyla uyuyan... Saint Petersburg'dayım. Namı diğer Leningrad. Şehrin 300. kuruluş yıldönümü için İstanbul ve Petersburg belediyelerinin işbirliğini geliştirme çerçevesinde düzenlenen bir gezi bu.
     Bu yüzden hemen aklımı toparlamalıyım!
     Şu Sosyalist dönemde Ateizm Müzesi olan, ama şimdi yeniden ibadete açılan dev katedralin içine girip yeniden "inanmaya" başlamış insanlara "Gerçekten inanıyor musunuz?" diye soracak vakit yok. İnanmak şimdi "trendy" imiş. Devlet "büyükleri" dinî liderlerin yanında görünmekten hoşlanıyormuş, gençler bu yeni olaya takılıyormuş. Yine de toplumun sadece yüzde 5'i ibadet ediyormuş. Başlarına açılan bu yeni "işle" nasıl başa çıktıklarını soracak vakit yok işte.
     
Yürüyen kadınlar
     Bir kere yazmıştım: Türkiye'deki Rus kadınları tastamam Türk kadınları gibi giyinseler bile yürüyüşleri farklı olduğu için ayırt edilecektirler diye. Burada hepsinin bu biçimde, bu kadar güvenli bir biçimde yürümelerinin sırrı ne? İçlerinde Türkiye'deki kadınlarda olan suçluluk ve eziklik duygusunun olmamasının, hepsinin artist kılığıyla dışarı çıkmasının gerekçesi? Çocukların bu kadar kendiyle barışık durmalarının nedeni hepsine bir ağaç düşmesi mi mesela? Her çocuğa bir ağaç verirseniz durulur çünkü.
     
Günahkâr şehirler
     Vakit yok bu şehrin altından kaç kan nehri aktığını saymaya. Böyle görkemlerin insan kanı ve kanlı teri akmadan kurulduğu bir dünya tarihi mümkün müydü? Büyük şehirlerin altında büyük günahlar yatar aslında...
     Asla vakit yok bir şehrin adını değiştirirseniz sizden mutlaka bir gün intikam alacağını anlatmaya.
     Zaman dar; şimdi büyüyen ve bir yerde özenle yapılmış birer biblo gibi görünen sarışın kız çocuklarının da anneanneleri gibi kendine tam güvenle durup duramayacağını anlamaya. Serbest piyasa ekonomisinin her kadının üzerinde, biraz da beceriksizce bir kıyafet gösterme yarışına dönüşmesi halinde kaçının kalbinin kırılacağını düşünmeye.
     
Kaçık çoraplı kızlar
     Onlarca dairenin bulunduğu, Stalin döneminde yapılmış ve şimdi dış yüzeyleri şeker renklerine boyanmış binaların içlerine girecek vakit yok. Arada bir kapıları aralandığında dev bir sefaletin göründüğü o binaların içlerine girmeye...
     Bir şehrin sokaklarında yürümeden hiçbir şey anlamazsınız. Saatlerce yürümeden hiçbir şey... Sadece Puşkin'in son votkasını içip sonra da son düellosuna gittiği cafe'de oturuyorum. Piyanist "Love Story"yi çalıyor. Çalan cep telefonlarına sinirlenip aniden kalkıyor ya da öyle zannediliyor. Sonra özür dileyerek geri dönüyor. Ve dün gece Sindirella balesine gelirken çorabının kaçık yerini topuğunun arkasına yeterince gizleyememiş olan kızı bugün evden çıkıp sigara yakarken görüyorum. Çorabın kaç para olduğunu bilmiyorum. O yüzden ne şehri ne kızı anlıyorum. Yazar küstahlığı yapmamak için susuyorum. Bu dev ve büyülü şehrin karşısında haddimi bilmek istiyorum.
     
     ecetem@hotmail.com
     





Çetin ALTAN
Hayatını kazanarak fakültede okuyan, ibişleşmez

Melih AŞIK
Talana davet...

Fikret BİLA
'Çizgimiz belli, sağa kaymıyoruz'

Hasan CEMAL
Türkiye'yle Amerika birbirine mahkûm mu?

Güneri CIVAOĞLU
AKP ve fair play

Abbas GÜÇLÜ
Eğitime popülist yaklaşım

Hurşit GÜNEŞ
Küçük tasarrufçuyu korumak

Derya SAZAK
SİT alanı yağması

Meral TAMER
Almanya'da deflasyon neden kalıcı?

Ece TEMELKURAN
Beyaz Geceler şehri

Güngör URAS
Diyarbakırlı kadınların kutuları İstanbul'da

Serpil YILMAZ
Avrupa Birliği TESEV'i böldü

M. Ali BİRAND
CHP, kendine yakışanı yapacak mı?