|


"Arada sırada mezarlıkları ziyaret ediniz..."
Önceki gün saat 16.30'da, bir trafik kazası sonucu hayattan ayrılıverdi Ercan Arıklı da...
1960'lı yılların başında, kendisi yeni evlenmişken tanımıştım Ercan'ı. Yaşı 22 - 23 olmalıydı o tarihlerde... Uzaktan pek belli olmasa da, korkunç büyük acılardan geçti özel yaşamında...
Ve önceki gün saat 16.30'da noktalanıverdi hayatı. Kendisini tanıdığım yıllarda, kimbilir neler bekliyordu hayattan? Ve aradan geçen 40 yıldan sonra, kapanıveren bir hayat parantezi...
***
Açılan parantezler, kapanan parantezler... Her an, her saniye...
İlkini hatırlamadığımız, ikincisini de öngöremediğimiz ve genellikle düşünmek bile istemediğimiz parantezler...
La Bruyere'in bir sözü vardır:
- Arada sırada mezarlıkları ziyaret ediniz, der.
Bazı azgın ve zaptedilmez hırsların; hiç değilse zaman zaman, vaktiyle yaşamış ve artık sadece taşlardan ibaret aleminde, bir parça serinlemesi için...
***
Köylülüğü aşamamış Şark toplumlarının, çok çarpıcı ve çok cafcaflı bir görüntüyü benimseyen siyasal kadrolarıyla yandaşları; ne kadar çağdaş ve çağdaşlıktan yanaymış gibi görünseler de; La Bruyere'in uyarısına benzer, evrensel boyutlu edebi değerlendirmelerle, objektif bilimsellikten kopukturlar.
O nedenle birçok evrensel değerde sanat ve düşünce yapıtı, Türkiye'de de yasaklanıp toplatılmış; yönetim kadrolarının, okullar ve üniversiteler aracılığıyla da, pompalayıp durduğu koşullanmaların dışına çıkmak isteyenler, cezalandırılmıştır.
***
Daha bir - iki hafta önce, genç bir yakınım, gittiği bir üniversitenin, yakın siyasal tarihle de ilgili olan bir dersinden sınava girdi. Hoca şöyle bir soru sormuş:
- Atatürk'le İnönü arasındaki farkları açıklayınız.
Bizim genç hanım, Atatürk'ün tek parti örgütlenmesine dayalı diktatorial bir düzenin lideri olduğunu yazmış.
Hocanın verdiği not, 40 üstünden 7.
***
Çağdaş dünyalarda üniversitelere; küçük, yahut büyük; yerel tarih açısından önemli, yahut değil; siyasal lider, yahut kişiliklerin propagandasını yapmaya peşin peşin mahkum olarak gidilmez...
Bendeniz o hocanın yerinde olsaydım; sınavda, sadece Atatürk'le İnönü arasındaki farkı değil, "politika" ile "bilim" arasındaki farkı da sorardım öğrencilere...
Tabii üniversitelerde verdiğim derslerle de ilgili olan kitaplarımda, aradaki farkın açıklamasını daha önce kendim yapmış olarak...
***
Ercan'ı tanıdığım yıllarda; liseden de ya sınıf arkadaşım, ya bir sınıf farkla okul yıllarından dostum olan üniversite profesörleri vardı; örneğin nörolojide operatör Prof. Dr. Hüsamettin Gökay gibi; sınıf arkadaşım değil ama, yakın aile dostum olan, özellikle göğüs hastalıklarında uzman, operatör Prof. Dr. Hüsnü Göksel gibi; ürolojinin ünlü adı operatör Dr. Gürbüz Barlas gibi vs...
Neler ve neler konuşmazdık ki onlarla... Sağlık konularında köşeye sıkıştığını sandıkları yaşlı yazı adamlarına, poz atmaya hevesli bir sığlıkta olmayan ve yazı dünyalarıyla da bütünleşmiş, esprili geniş açılı insanlardı.
***
Örneğin Hüsnü Göksel, 37 yıl önce "hiper paratroid" anomalisinin testi için, laf ola yattığım çok ünlü bir hastaneden - kendisi de aynı hastanenin önde gelenlerinden biri ve cerrahi kliniğinin şefi olduğu halde - beni:
- Seni burada öldürecekler, diye usulca kaçırmıştı.
Genç kuşakta da, Doç. Dr. Semih Özkan gibi, bazı yüreği düğmüklenmemiş uzman hekimlere rastladığım oluyor ama, bilemiyorum sayıları ne kadar onların?
Taşra patlaması, tıbbı da, meslek kadrolarında bir yaşam "amac"ı olmaktan çıkarıp, bir kazanç "arac"ı olma düzeyine indirdi galiba...
***
173 ülke arasında "yaşam kalitesi" açısından Türkiye, 85'inci sırada. Bazıları, 82. sıraya çıktığını söylüyor. 82. sıraya da çıkmış olsa, 25. sıradaki Yunanistan'ın 57 basamak altında. Ya 40. sıradaki Uruguay'ın? Onun da 42 basamak altında...
Ve Prof. Dr. Eser Karakaş'ın da belirttiği gibi, Cumhuriyet'in 100. yıldönümünde, Uruguay'ın bugünkü "yaşam kalitesi" düzeyine erişebilirsek, büyük bir mucize olmuş sayılacak...
Biliyorsunuz, gerek sivil, gerek militer, gerek politik değerlerimiz; asla bu tür konulara değinmezler...
Üniversiteler de şayet değinmiyor ve nedenlerini bilimsel olarak araştırmıyorsa; Türkiye, Cumhuriyet'in 100. yıldönümünde de zor varır Uruguay'ın bugünkü düzeyine...
***
Basmakalıp politik sloganların arkasına sığınanlar, ulusal gelir dağılımındaki uçurumların yarattığı bölünmüşlükleri görmezlikten gelir; "vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" türünden, Mussolini damgalı formülleri ön plana çıkarmaya kalkarlar.
Besbelli 21. yüzyılın çok hızlanan evrensel değişimi, Türkiye'yi de değiştirecek ama, gönül bunun büyük bedellere mal olmadan gerçekleşmesini ister...
***
La Bruyere ne demiş:
- Arada sırada mezarlıkları ziyaret ediniz...
Ercan Arıklı da gidiverdi işte. Tanrı rahmet eylesin.
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|