|


Davulcular da mı değişiyor, ne?
Görünen o ki, Türkiye'den yakınma dönemleri artık sona eriyor. 80 yıllık yakınmalardan hiçbiri, hiçbir sonuç sağlamadığı ve her türlü yakınmayla sızlanma, en sonunda davulcu osuruğuna döndüğü için, modası iyice geçiyor...
Yok şu kadar insan açlık sınırındaymış; yok bu kadar kız çocuğu okuma - yazma dahi bilmiyormuş; yok ulusal gelir dağılımındaki dengesizlikte, dünyadaki en geri beş ülkeden biriymişiz...
Hepsi davulcu osuruğu... Modası geçmiş yakınmalar hepsi...
Yolunu bulan buluyor, işini bilen biliyor, gemisini kurtaran kaptan artık...
***
Bendenize sorarsanız harika bir yerlere gidiyor Türkiye... Nasıl yakınıp sızlanmalara kimse kulak asmıyorsa; 80 yıllık davulcu naraları da, bir hayli aşınmışa benziyor.
"Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, milli birlik ve beraberlik..." plağı, artık eskisi kadar sık çalınmıyor gibi...
Her ne kadar okullar açıkken, yine her sabah milyonlarca minik, hep bir ağızdan, "Türküm, doğruyum, çalışkanım" duasını söylüyorsa da; Meclis'teki "Yolsuzluk Komisyonu", kahkahalı bir tüy dikiyor 80 yıllık duaların üstüne... Muhteşem bir matrakoloji...
***
Bendenizin asıl hoşuna giden, TV kanallarındaki reklamlar...
En iyi nerelerde eğlenebilirsiniz; en lezzetli yemekleri nerelerde yiyebilirsiniz; en güzel evleri nerelerde alabilirsiniz; en rahat hangi yataklarda yatabilirsiniz; en sükse arabalar hangileri vs...
Sıram sıram cennetten açılmış pencereler...
İnsanın göğsü, şanlı tarihimizden esen rüzgarlarla, hiç denize inmemiş bir teknenin yelkenleri gibi şişiyor...
Gerçekten de, ne mutlu Türküm diyene...
***
Sadece, sirk maymunlarına trapez öğretir gibi, izleyicilere nasıl ferah fahur yaşayabileceklerini öğreten TV reklamlarının bir eksiği var; bütün bunları gerçekleştirmek için gerekli paraların nasıl kazanılacağına hiç değinilmiyor...
***
Bu konuda vaktiyle Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Paşa da:
- Çalışınız, çalışınız, çalışınız, demekle yetinmişti.
Önerisi biraz değişik anlaşılmış olmalı ki; o tarihten sonra, çalma çırpma, hapazlama, yürütme, cebe indirme, malı götürme, deveyi havuduyla yutma, üçkağıda getirme, vurma soyma, daha da arttı, arttı, arttı...
Artık Adalet Bakanı Çiçek dahi:
- Ülke soyuldukça yoksullaşıyor, hukuk kıpırdayamıyor, diye dert yanıyor.
Hiç enseyi karartmasın; "Türk'e Türk'ten başka dost yok" morfini etkisini yitiriyor; ortaya gerçek yüzü çıkıyor Türkiye'nin... Az bir gelişme değildir.
***
Bir de tabii, 7. paket var...
Milli Güvenlik Kurulu genel sekreterinin sivilleşmesini ve savunma bütçesinin Meclis denetimi altına alınmasını öngören paket...
Hoppala...
Yoksa Türkiye, dağa taşa, ovaya yamaca "Önce vatan" diye yaza yaza; "yaşam kalitesi" açısından 173 ülke arasında, 82. sıraya düştükten sonra, bunun nedenlerini mi düşünmeye başladı?
***
Yok, hayır... Atalarımızdan kalma ve her zaman nurlu ufuklara varmak için, pusula olarak kullandığımız ünlü sözü unutmayalım:
- Düşün düşün boktur işin...
Kendi iç dinamiklerimizin bir tomurcuğu değil, 7. paketteki değişim tasarımı. 21. yüzyıl dünyasının bize de açtığı bir pencere...
20 yıla kadar, 21. yüzyılın temiz oksijenini teneffüs edecekler bir yana; o zamana kadar pencereden aşağı düşecekler bir yana...
***
20. yüzyıl boyunca acaba Türkiye'de, kaç yüz yabancı filmin girmesi, kaç yüz yabancı kitabın çevrilmesi, kaç yüz yabancı piyesin oynanması yasaklandı?
Kaç yazar verildi mahkemeye, kaç kitap toplatıldı, kaç piyes kaldırıldı sahnelerden?
Peki, bütün bunlar ne için yapıldı?
Milli çıkarlar açısından elbette...
Bu mantığa göre, "yaşam kalitesi açısından" Yunanistan'ın dahi 57 basamak altında kalmamız, milli çıkarlarımız gereği...
Yoksa hiç o kadar altında kalır mıydık Yunanistan'ın?
***
Şimdi artık buraya hamasi bir dörtlük gerek:
Milli çıkarlarımız, her Türk'ün tek çıkarı,
"Önce vatan" şartıdır, inanın en büyük şart.
Şanlı tarihimizin hamasettir vakarı,
Artık bunlar tek söze dönüştü özetle, "cart"...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|