19 Haziran 2003 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   



Yeni dünya düzeninde Amerika ve Avrupa

     Avrupalılar, Amerika Birleşik Devletleri(ABD)'ni kendine fazla güvenen, tek taraflı düşünen, sorunları dövüşerek çözme taraftarı olarak nitelerlerken; Amerikalılar da Avrupalıları gayri ciddi, zayıf ve takatsiz olmakla suçluyorlar.
     Amerikalılar ve Avrupalılar arasındaki gittikçe artan bu sürtüşme son Irak operasyonunda daha da su üzerine çıktı. Her iki tarafın da ne dediklerini ve gerçekte ne demek veya yapmak istediklerini iyi anlayabilmek bizim için de büyük önem taşıyor.
     Robert Kagan "Yeni Dünya Düzeninde Amerika ve Avrupa (America and Europe in the New World Order)" isimli kitabında bu sorunu işlemiş. Kitap 5 Şubat 2003 tarihinde New York'ta piyasaya çıktı ve nisan ayı sonuna kadar onuncu baskısını yaptı.
     Kagan'ın bu kitabı özellikle ABD hükümetinin ne yapmak istediğini, hangi politikaları ve niçin uygulamak durumunda olduğunu ve Amerikalıların düşünce biçimini anlamak bakımından çok önemli ipuçları taşıyor. Bu nedenle, Sayın Bakan dahil Dışişleri çalışanlarımız ve üst düzey yöneticilerimiz tarafından zaman geçirilmeden okunmalı.
     Kagan'ın en önemli saptamaları şunlar:
•  ABD "sopa veya havuç" politikası güdüyor. Kendisiyle işbirliği yapanları ödüllendirirken, yapmayanları cezalandırıyor. İkna ederek sonuca gitmek yerine zorlamaları tercih ediyor. Bu politikasına da devam edecek.
•  Avrupalılar ise, yasalar ve kurallar çerçevesinde pazarlık ve işbirliği yapılarak sorunların çözülmesi görüşünde. Amerikalılar ise, bu tutumu yeterince açık olmamak ve sorunları ertelemek olarak görüyorlar.
•  ABD ülkeleri iyiler ve kötüler, dostlar ve düşmanlar olarak ayırırken; Avrupalılar gri renkleri de görme eğilimindeler.
•  Avrupalılar problemlere daha detaycı ve ince görüşle yaklaşıyorlar. Daha hoşgörülü ve sabırlılar. Sorunları diplomasi ve barışçıl çabalarla çözmek istiyorlar. Ekonomik çıkarların ülkeleri yakınlaştırdığını düşünüyorlar.
•  Doğal olarak, İngilizler ABD düşünce tarzını en çok benimsemiş olan Avrupalılar. ABD'de de Demokratlar Avrupalılara daha yakın görüşler içindeler. Bir karşılaştırma yapılırsa, Devlet Bakanı Colin Powell'ın Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'den daha Avrupalılara yakın düşündüğü söylenebilir.
•  Avrupalılar ekonomik ve askeri bakımdan daha güçsüz oldukları için mevcut politikalarını savunmak ve statükoyu korumak durumundalar. ABD de güçsüz olduğu dönemlerde aynı biçimde davranmıştı. Şimdi roller değişmiş bulunuyor. Dolayısıyla, iki toplumun ve hükümetin çıkarlar, stratejiler, varsayımlar, değerlendirmeler ve uluslararası hukuka bakış açıları farklı.
•  Uluslararası olma fikri ve globalizm Amerikalılar için milliyetçilik gibi bir şey. Çünkü, bu gelişmelerden en büyük faydayı kendilerinin sağlayacağına inanıyorlar. Amerikalılar kendileri için iyi olanın insanlık için de iyi olduğu görüşündeler.
•  Yapılan istatistikler (The Economist) 2050 yılına kadar ABD'nin Avrupa Birliği'ne göre tam iki kat hızla büyüyeceğini gösteriyor. Yani, 2050 yılında bügüne göre çok daha güçlü bir ABD ile karşılaşacağız. Üstelik, Avrupa'yı bu dönemde çok yaşlı bir nüfus bekliyor. Bugünkü eğilimler sürerse, 2050 yılında Amerikalıların ortalama yaşı 36.2 olurken, Avrupalıların 52.7 olacak.
•  Avrupa Birliği Türkiye gibi ülkeleri bünyesine katmakla yaşlanma sorununun getireceği etkileri biraz azaltabilecek. Zaten, o yüzden de jeopolitik haritalar 2050 yılında Türkiye'yi Avrupa Birliği sınırları içinde gösteriyor.     
     * * *
     11 Eylül saldırısı yaşanmasaydı, hatta George W. Bush yerine Al Gore seçilseydi bile, ABD strateji uzmanları ve Pentagon'un baskılarıyla ABD bugün uyguladığı planı uygulayacaktı. Hedeflerden önde gelen de kaçınılmaz olarak Irak'tı. Sonra da, İran ve Kore operasyonları.
     Yeni dünya düzeninin liberal ve ABD'nin istekleri doğrultusunda kurulacağı gerçeğinin önünde duracak fazla bir güç yok gibi.
     
     ytoruner@milliyet.com.tr
     





Taha AKYOL
Bir 'sivil' örnek

Çetin ALTAN
Davulcular da mı değişiyor, ne?

Melih AŞIK
Çevre yalanı...

Fikret BİLA
Meslek liseleri ve istihdam

Hasan CEMAL
Yakılan her kitap...

Yılmaz ÇETİNER
Kapkaççı değil şehir eşkıyası!

Güneri CIVAOĞLU
Asmalı medya

Can DÜNDAR
İkiyüzlülük mü, iki başlılık mı?

Hurşit GÜNEŞ
Petkim kime verilmeli?

Doğan HEPER
Cem Uzan'ın üslubu Başbakan'ın tutumu

Sami KOHEN
Irak: Savaş sonrası ...savaş!

Mehmet Y. YILMAZ
Kanunu boş ver, uygulamayı görelim!

Hasan PULUR
Hüsamettin Özkan demiş ki!

Derya SAZAK
Anayasa 83. madde

Meral TAMER
Derviş'ten AB için çöpçatanlık

Yaman TÖRÜNER
Yeni dünya düzeninde Amerika ve Avrupa

Güngör URAS
5 ayda vergi geliri 30.7, faiz 31.1 katrilyon

Serpil YILMAZ
Derviş: IMF antibiyotik gibi, zamanında kesmeli

M. Ali BİRAND
Eğer Çankaya, Perinçek'e danışıyorsa...