05 Temmuz 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   



Konyakçı Salime Hanım'dan bugüne...

     NEDENSE oraya "meyhane" demekten çekinirler, sanki ayıpmış gibi...
     "Meyhane" Farsça kökenli bir sözcük, içki satılan ve içilen yer anlamına geliyor.
     Bir zamanlar "içkili lokanta" denirdi, sonra "içkili restoran" oldu, bu sıralar "bar" da deniliyor.
     Hepsi aynı kapıya çıkar, içki içilen yer...
     "Meyhane" gibi güzel bir adı varken, niye dolambaçlı yollardan gideriz; bilinmez...
     * * *
     GEÇENLERDE bir meyhanedeydik, baktık ki iki genç kadın geldi, oturdular, mezeleri ısmarladılar, bir de "ufak Yeni Rakı" istediler, sofra donatıldı, muhabbet başladı, şişe bitti, birer duble de "yolluk" içtiler, hesabı ödeyip çıktılar, hem konuşmalarından, hem yürüyüşlerinden çakır keyif oldukları anlaşılıyordu.
     * * *
     ARKALARINDAN bakarken "Konyakçı Salime Hanım'ın ruhu şad olsun!" dedik, arkadaşlardan biri "Kim o yahu?" diye sordu...
     Yavuz Selim Karakışla'dan naklen anlattık... (x)
     * * *
     SALİME Hanım, 1910 yılının Ocak ayında bir gün Kapalıçarşı'da dolaşırken Aynacılar'da 30 numarada bulunan antikacı Mişel'in mağazasına uğrar. Yanında bulunan Naciye Hanım ile birlikte dükkana giren Salime Hanım, laf lafı açınca antikacı Mişel'in konyak ikramını da geri çevirmez. Naciye Hanım bir tek yudum bile içmezken, antikacı Mişel ile karşılıklı konyak bardaklarını art arda deviren Salime Hanım, sonunda kafayı bularak bir güzel sarhoş olur.
     * * *
     EEEE ne var bunda, ne olmuş diyeceksiniz.
     Tabii siz 1910 yılını 2003 yılına taşırsanız mesele yoktur.
     * * *
     ANTİKACI Mişel'in dükkanında kafayı çeken, ortalığı birbirine katan Salime Hanım'la arkadaşı Naciye Hanım ve antikacı Mişel derhal yakalanıp tutuklanırlar. Müslüman bir Osmanlı kadınının ortalık yerde konyak içip sarhoş olması ve etrafı birbirine katması sıkıyönetime aykırıdır.
     İki kadın ve antikacı Mişel, Divan - ı Harp'e çıkarılırlar, yani sıkıyönetim mahkemesine...
     * * *
     DİVAN - I Harp, Salime Hanım ile birlikte olduğu halde konyak içmediği anlaşılan Naciye Hanım'ın beraatine, Salime Hanım'a konyak ikram ederek onun sarhoş olmasına ve olay çıkarmasına neden olduğu düşünülen antikacı Mişel hakkında gerekli kanuni işlemin yapılmasına ve Kapalıçarşı'da konyak içerek sarhoş olduğu hem kendi ifadesi ve hem de doktor raporu ile ispatlanmış olan Salime Hanım'ın da üç yıllık müddetle Sinop'a sürgün edilmesine 17 Ocak 1910 günü karar verir.
     * * *
     DİVAN - I Harp'in bu kararı, Sadrazamlığa ulaşır, Sadrazam (Başbakan) İbrahim Hakkı Paşa, sürgün yerini, fahişelik yaparken yakalanan Müslüman kadınların gönderildiği Bursa'ya çevirir, karar, Padişah Sultan Reşat tarafından onaylanır.
     * * *
     BİZİ dinlediği anlaşılan yan masadan biri lafa karıştı:
     "Çok iyi olmuş, bunların hepsini içeriye atmak lazım, kadının ne işi varmış meyhanede?"
     Karşılık vermedik, bulaşmadık, adamın niyeti belli; hır çıkaracak...
     Kadehlerimizi kadınların şerefine kaldırdık...
     Hangi kadınların mı?
     Bütün kadınların...
     DÜZELTME: Dünkü yazımızın sonunda önemli bir kelime atlanmıştır.
     "Kim diyor bunu?" diye başlayan paragraf "Bir kemalist mi, bir Üçüncü Dünyacı mı, ya da azınlıktan biri mi?" diye bitmiş...
     Cümlenin doğrusu şöyle olacaktı:
     "Ya da azgın azınlıktan biri mi?"
     "Azgın" kelimesinin atlanması, hedefi anlamsız hale getirdi, çünkü "azgın azınlık" deyimi bir aziz meslektaşımızın "Avrupa" konusunda farklı düşünenlere layık gördüğü bir lakaptı.
     ———
     (x) Toplumsal Tarih Dergisi, Haziran 2003, sayı 114
     
     h.pulur@milliyet.com.tr
     





Taha AKYOL
7. pakette iki çözüm

Çetin ALTAN
Sıcak, sıcak, sıcak...

Melih AŞIK
Gizli icraat...

Hasan CEMAL
Yol haritası!

Can DÜNDAR
SANSÜR!

Sami KOHEN
KKTC'de yeni girişimler

Mehmet Y. YILMAZ
Köşe yazarları ne işe yarar?

Meliha OKUR
İşte "zede" tasarısı

Hasan PULUR
Konyakçı Salime Hanım'dan bugüne...

Derya SAZAK
SİT yağmasına dur

Meral TAMER
Önce Emniyet'e bağış, sonra havai fişek!

Tamer HEPER
Sanki makam arabası

Güngör URAS
Tasarruf mevduatına devlet garantisi

M. Ali BİRAND
Türkiye çözüm paketini hazırlıyor