|


Kutsallaştırmalar ülkesi!
Atatürk resmi, ekmek, Kuran kitapçıkları, yırtık bayraklar... Bize "Bunlar üç kere öpülür" dediler, sonra da "yukarı" kaldırılır. Biz de öyle yaptık. Ama sonra... İşler çığrından çıktı!
Memleketimizdeki dertten tasadan uzak genel festival havası içinde bir "Kaşar Festivali" düzenlendi geçen hafta. Olay mahalli Ardahan'ın Göle ilçesiydi. Kaşarların üzerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafları vardı. Ancak devlet olayın üzerinde, iş başındaydı ve kaşarların satılmasını engelledi. Gerekçe izin alınmadığıydı. Ama acaba kaşarların üzerinde Özcan Deniz'in veya Hülya Avşar'ın fotoğrafları olsaydı sonuç aynı mı olurdu? Olmazdı. Zira asıl gerekçe, kaşar üzerindeki suretin "devlet" adlı bir kutsallığın parçası olması, kaşar marifetiyle bu kutsallığa halel geleceği şüphesiydi. Aynı "zalim şüphe" birkaç hafta önce Adıyaman'da yaşanmış, bir dağın gölgesi Atatürk'ün profiline benzetildiği için devlet "Bu dağda koyun otlatılmaz" demişti. Koyunlar, kutsal profili bozamazdı!
ÜÇ KERE ÖPÜLENLER
Ağaç kesitlerinde Allah kelimesini arayanlar, gökyüzündeki bulutlarda Atatürk'ün suretini bulanlar... Hep aynı kaynaktan beslenen bir "dikkat ve itina" ile bir şeyleri kutsal kılıyordu. Çocuk kalplerinden başlayarak büyüyen bir paranoya idi bu ve etrafımız sarılmıştı! Ta o zamandan beri...
Şimdi büyüyen çocuklar Amerikan filmlerinde "yemek kavgası" izledikleri ve buna gülebildikleri için bilmeyebilirler, ama biz büyürken ekmek "nimetti" ve yere düşünce alınır, üç kere öpülüp kenara konulurdu. Sonra biz çocukken -ki hâlâ öyledir tahmin ediyorum- 23 Nisan nümayişlerinde yerlere düşüp yırtılan bayraklar da üç kere öpülüp bir yere konurdu. Yırtılan Kuran kitapçıkları keza... Hepsi, bütün o "kutsal" şeyler bu "üç kere öpme prosesinden" geçirilip "yüksek" bir yere konurdu. Hepsi aynı kutsallıktaydı yani; Atatürk, Kuran, bayrak, ekmek. Hepsi aynı dinî hâle ile çevriliydi. Bu yüzden onların yırtılması, hasar görmesi çocuk kalplerimizi günah bilgisiyle sıkıştırırdı.
KUTSAL YASAK ÇOCUKLARI!
Öyle ki, bu kutsallık konusunda fazlaca üzerine düşülmüş çocuklar, söz konusu figürlerin giderek bütün uzantılarını kutsallaştırdılar. Üzerinde Atatürk resmi bulunan paralar, seccade, tespih, asker, devlet, un, Kuran kılıfı... Bu "günahlarla" çevrili, son derece gerilimli hayat içinde büyütüldü ve hâlâ büyütülüyor çocuklar. Böyle büyüyenler sonra dağlarda Atatürk resmi gördüğünü sanıp olaydan habersiz koyunları neredeyse vatan haini ilan ettiler. Veya işte son olayda olduğu gibi "uzantılardan" birinin suretini kaşar peyniri üzerinde görünce, muhtemelen herhangi bir muhakemeden geçirmeden, çocukluktan kalan bir refleksle "Burada mutlaka bir 'günah' işleniyor" dediler. Bu mesele üzerine düşünseler işin içinden çıkamayacakları için "yasakladılar" ve yasaklayacaklar.
Bu milletin içinde bir çocuk var yani. Günah bilgisi kanına, etine işlemiş bir çocuk. "Saygı" yok bu yüzden, simgeler, suretler üzerinden işleyen bir "kutsallık alanı" var. O alana giren her şey de üç kere öpülüp "yukarı" konuluyor. O alana dahil edilmiş şeylerin uzantısı olan ve esas meseleden uzaklaştıkça kutsallaştırılması komikleşen şeylerle bütün hayat alanı kaplanıyor. Böylece hayat... Nasıl derler? Dokunulmaz, anlaşılmaz, bir şey oluyor. Yapabileceğin bir tek şey kalıyor geriye. Refleks olarak üç kere öp ve kaldır "yukarı"!
ecetem@hotmail.com
|
|

|