|


Kuzey Irak'ta siville asker...
Kuzey Irak'ta Türkmenler konusunu geçenlerde, bölgeyi yakın takipte tutan bir Türk diplomatıyla konuşuyorduk. Şöyle dedi:
"Kuzey Irak'ta Türkmenleri silahlandırmak ne mi demek? Mesela Yunanistan'ın İstanbul Rumlarını silahlandırıp Toros Dağları'na çıkarması demektir."
Bazen bir gerçeği anlatabilmenin yolu böyle abartılı örnekler vermekten geçebilir.
Evet, Türkmenler Irak'ın geçmişinde çok çekmiştir. Saddam öncesinde ve Saddam döneminde katliamlara, sürgünlere uğramışlardır. Türkmenlerin yaşadıkları acılarda Irak Kürtlerinin de parmağı vardır.
Bu nedenle, Türkiye'nin Türkmenlere ilgi göstermesi, onların Irak'ın geleceğindeki yer ve haklarını kollaması, korumaya çalışması doğru bir tutumdur.
Eğer ünlü tezkere TBMM tarafından reddedilmemiş olsaydı, bu konuda Türkiye'nin manevra alanı daha geniş olacaktı.
Şimdi çok dar.
Kürtlerin ağırlığı arttı.
Talabani'yle Barzani'nin sözü bugün daha çok geçiyor. Sedat Ergin'in Hürriyet'teki köşesinde dün belirttiği gibi:
(1) Kerkük'e vali olarak bir Kürt seçildi, Türkmen değil. (2) Kerkük vali yardımcılığına ise Ankara'ya yakın olan Irak Türkmen Cephesi'nden biri değil, onun dışında Talabani'ye yakın olan bir Türkmen getirildi. (3) Hafta sonu Bağdat'ta açıklanan Geçici Hükümet Konseyi'ne de yine Talabani'yle Barzani'nin istemediği Irak Türkmen Cephesi'nin lideri Sanan Ahmet Aga seçilmedi. (4) Irak'taki Amerikan İşgal Otoritesi'nin başı olan Büyükelçi Paul Bremer, Bağdat'taki Türk diplomatik temsilcilerine randevu vermekte ipe un seriyor.
Bu dört nokta ne demek?
Yorumu çok açık:
Amerika, Irak'ta artık hem fiilen hem hukuken (BM Güvenlik Konseyi kararıyla) patron benim diyor. Irak Kürtleri ile birlikte davranıyor, onların sesine daha çok kulak veriyor. Daha önemlisi, bugün için Ankara'ya Irak'ın geleceğini seninle konuşmuyorum mesajını gönderiyor.
Ne yapacağız?
Washington'a, "Ben sana küstüm, ben bu oyunda artık yokum" deyip, başka bir gezegene, Mars'a mı gideceğiz?
Bu bir alternatif değil.
Nitekim, bir alternatif olmadığını dün sabah Genelkurmay Genel Sekreterliği'nce kamuoyuna duyurulan Süleymaniye Vakası'na ilişkin Türk - Amerikan ortak açıklaması da ortaya koydu.
Kimileri bu açıklamayı yetersiz bulabilir. Beklentileri karşılamadığını söyleyebilir. Amerikan tarafından üzüntü değil, özür bildirmenin daha doğru olacağını savunabilir.
Hepsi mümkün.
Çünkü Amerika'nın Süleymaniye'de yaptığı -hangi gerekçeyle olursa olsun- ne dostluğa, ne müttefikliğe sığıyor. Ancak gelinen noktada, her iki tarafın da frene bastığı, makul olan bir çizgide buluştukları anlaşılıyor. Türk ve Amerikan tarafları -tutumlarını değiştirmeseler de- Kuzey Irak'ta geleceğe dönük olarak işbirliği ve koordinasyon kararı aldılar.
Altını çizmekte yarar var:
Bu açıklamaya rağmen Türk - Amerikan ilişkilerinin bugünü ve yakın geleceği kolay gözükmüyor. Üst düzeyde bir Dışişleri yetkilisiyle dün sohbet ederken özetle şu üç mesajın altını çizdi:
"Amerika'ya: Bırak artık geçmiş geçmişte kalsın! Çünkü, Türkiye hem önemli, hem de Irak'ta Türkiye'nin de yardımına ihtiyacın var. Hükümete: Soğukkanlı çizgiyi sürdürmek ve Amerika'yla ilişkileri tamire devam etmek Türkiye'nin çıkarınadır. Askere: Irak'ın yalnız kuzeyi değil, bütünü önemlidir."
'Askere mesaj'la ilgili olarak şu da söylenebilir:
Amerika bugün Türkiye'nin güney komşusu oldu; uzun yıllar da böyle kalabilir. Şimdiye kadar Kuzey Irak deyince, olayın hep askeri yanı ağır basmıştı. Türkiye'nin Kuzey Irak politikasına damgayı hep asker vurmuştu.
Bunun değişmesi gerekiyor.
Çünkü bugün artık olayın diplomatik yanı ağır basıyor. Bu nedenle Kuzey Irak'la ilgili olarak hükümetin, Dışişleri'nin daha çok devreye girmesi ve sivil - asker koordinasyonunun işlerlik kazanması daha isabetli olur.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|