19 Temmuz 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   



Politika, üniversite gençliği ve "kabaramazsın kel Fatma"

     Sabahları saat 6.30'da, TV'deki TRT 2 kanalı, yeni başlayan günün ilk haberlerini verdikten sonra, o günkü gazetelerin tek tek manşetlerini yayımlar.
     Manşetler genellikle, ön plana çıkmış bir olayın üstünde odaklanır.
     Ancak bazen aynı olay; örneğin ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Süleymaniye skandalıyla ilgili olarak Başbakan Tayyip Bey'e gönderdiği mektubun içeriği; birbiriyle taban tabana zıtlaşan, şaşırtıcı manşetlere de neden olur.
     Manşetin birinde, mektubun "Süleymaniye baskınının Pentagon'un bilgisi içinde yapıldığını belirttiği" vurgulanırken; başka bir manşette, mektubun "Süleymaniye baskınından Washington'un habersiz bulunduğunu belirttiği" açıklanır.
     Ve ünlü mektubun, böylesine değişik değişik yansıtılan içeriği; sizi sade şaşırtmaz, hafiften gülümsetir de...
     ***
     Neyse ki dünkü Hürriyet, sürmanşetten verdi mektubun metnini. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de, hiç değinmediği en önemli satırlar şöyleydi:
     "Askeri güçlerimiz harekete geçti, çünkü gözaltına alınanlardan en az bazılarının komplo içinde bulunduğuna yönelik bilgilerimiz vardı"
     ***
     İktidardaki bir siyasetçi; önemli bir mektubun içeriğini, kamuoyuna kendi gönlünce yansıtmaya kalktığında; hiç düşünmez mi ki, o mektubun metni yayımlandığında, kendisinin de siyasal kimliği bir ölçüde rendelenecektir.
     Ne yapmalı ki, bizde "politika" diye; kamuoyunu, kendine prim sağlama hesaplarına göre koşullandırmaya deniyor.
     ***
     Türkiye'de son 70 yıldır söylenmiş olan "siyasetçi yalanları"nı, henüz kimse bir kitap halinde toplamaya kalkmadı.
     Nasıl ki, bizim "bütçe"lerin de, bakanlıklar arasındaki dağılımı, kamuoyuna pek yansıtılmaz...
     Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay binde 7.5'tir örneğin.
     AB üyesi ülkelerin bütçelerindeki dağılım oranlarıyla, bizdeki dağılım oranlarını kıyaslamaya hiç mi hiç yanaşmazsanız. Ve adam başına düşen ulusal gelir açısından da, aynı kıyaslamaları yapmazsanız; üniversite sınavlarını yeni kazanmış, binbir umut içindeki gençleri de, bir ölçüde, Türkiye'nin çıkmaz sokaklarına doğru yönlendirmiş olmaz mısınız?
     ***
     Şu anda 700 bin genç var fakültelerini bitirmiş; taptaze üniversite diploması koltuğunun altında...
     Uğraş savaş üniversiteyi bitirmiş; ama ne yapacağını, hayatını nasıl biçimlendireceğini bilmeyen 700 bin genç...
     Bir yanda tatil kentleriyle, eğlence endüstrisinin göz kamaştırıcı reklamları; bir yanda en yetkili ağızlar tarafından açıklanan "bağımsız bir hukuk uygulamasından yoksunluk"; bir yanda sürüp giden işkence ve dayak iddiaları; bir yanda yolsuzluklar, rüşvetler, siyasetçi vurgunları...
     Ve üniversite mezunu 700 bin genç...
     ***
     Enseyi hiç karartmayın.
     En çağdaş hayatı, Türk üniversitelerinden mezun olanlar yaşar, diye bir kural yoktur dünyada...
     En çağdaş hayatı dünyada; emir almadan, emir vermeden; kendi mesleğini evrensel kalitede yapma özeninde olanlar yaşar.
     Örneğin dünya firmalarına üretim yapan terziler; örneğin büyük lokanta ve otellerin aşçıları; örneğin marangozlar ve mobilya döşemecileri; örneğin gözlükçüler vs...
     ***
     Üniversite bir "yaşam aracı" değil, bir "yaşam amacı"dır. Örneğin "elektro - ansefalografi"de, beyinsel hücrelerin yayımladığı dalgalar konusuna, yeni açıklamalar getirmek gibi...
     Yahut gemi inşaat mühendisliğinde, gemi yapımlarının hangi gereksinmelere göre değiştiğini ve bundan sonraki değişimlere yeni örnekler yaratmaya çalışmak gibi...
     Yoksa bir holdingde iyi bir iş bulmak ve son model bir arabayla, denize bakan teraslı bir villa almak için, değmez üniversiteye gitmeye...
     Ve sonunda da elleri böğründe kalmaya...
     ***
     Türkiye'deki çarpıklıkların bir nedeni de, Türklerin çok sopa yiyerek yetişmeleri...
     Küçük çocuğu önce annesi döver, sonra babası; sonra okulda öğretmeni; erkekse askere gittiğinde, çavuş döver; kızsa, evlendiğinde kocası döver...
     Böylesi bir eziklik, itibar özlemi yaratır kişide; itibar ise, Hazine'den geçinmeli egemenler kadrosuyla, sıra dışı zenginlik gösterilerinin çerçevesi içindedir Türkiye'de...
     Üniversiteler ise "yerel bir itibarın" değil, evrensel bir "vazgeçilmezlikle, var oluş"un ocaklarıdır.
     Neyse... Boş verin bütün bunlara... Bugün cumartesi, Haliç'e tepelerden bakan bir yerlerde, gidip bir bira için...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     





Taha AKYOL
Cumhurbaşkanı 'tarafsız' mı?

Çetin ALTAN
Politika, üniversite gençliği ve "kabaramazsın kel Fatma"

Melih AŞIK
Rummy yazıyor

Fikret BİLA
Ankara'nın beklentileri

Hasan CEMAL
Darısı CHP'nin başına!

Güneri CIVAOĞLU
Nasıl bir MGK

Can DÜNDAR
Bombalı paket

Abbas GÜÇLÜ
Ne oldu şu 631 sayılı KHK'ya?

Sami KOHEN
Ya "Annan planı", ya da?..

Mehmet Y. YILMAZ
Erkek olmanın dayanılmaz 'ağırlığı'

Hasan PULUR
Ulusal onurumuz...

Derya SAZAK
Askerin zor kararı

Meral TAMER
Alman Metro, hükümete tam not verdi

Tamer HEPER
Hepsi sizin

Güngör URAS
Tahkakale'de hayat

M. Ali BİRAND
Rumsfeld'in iddiaları doğru mu?