|


Rumsfeld'in iddiaları doğru mu?
Amerikan Savunma Bakanı Rumsfeld'in dün Hürriyet Gazetesinde açıklanan mektubunun içeriği, çok ciddi iddialarla dolu.
Kuzey Irak'taki Türk askeri varlığının, özellikle de sivil bir ekibin sabotajlar düzenlemek ve koalisyon güçlerinin kurmaya çalıştıkları düzeni bozmaya yönelik faaliyetlerine dikkat çekiyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanmadığı tipte silahların ve bombaların ele geçirildiğinden söz ediyor.
Bunlar öylesine önemli iddialar ki, mektubun bir Savunma Bakanından Başbakana yollanmasının diplomatik kurallara uyup uymadığı tartışmalarını unutturuyor. Olayı bambaşka boyutlara taşıyor.
ABD açıkça, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta bir grup sivile, düzeni bozmaya yönelik sabotajlar hazırladığını söylüyor. Üstelik öyle bir dil kullanılmış ki, sanki bu kişiler gizli bir örgüt tarafından yönlendiriliyormuş, hükümetin Askerin ne yaptığını bilmiyormuş gibi bir izlenim veriyor.
Ankara ise, bambaşka bir havada. İddiaların üstünde durmuyor. Biz kendi yetkililerimize inanırız. Rumsfeld söyledi diye, bu iddiaların doğruluğuna inanmamız söz konusu olamaz.
Ancak bir yandan da, açıklığa ihtiyaç var.
Türkiye Kuzey Irak'ta ortalığı karıştırmak gibi bir politika izlemez. Kendi çıkarlarını da, belirli çizgiler dahilinde mutlaka korumalıdır.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in sık sık tekrarladığı bir görüşe katılıyorum. Türk yetkililer kamuoyuna Kuzey Irak politikasını anlatmalıdır. Artık, gizlilik perdesinin arkasına sığınma imkanı kalmadı.
Askerimizin faaliyetlerini açıkça bilmeliyiz.
Türk-Amerikan ilişkilerinde iniş çıkışlı dönemin bir an önce bitmesi ve çizgilerin çizilmesi gerekiyor. Hele koalisyon ortaklarının Irak macerası zorlaştıkça, durum daha da gerginleşecek.
Irak'ta bir istikrarsızlık en çok Türkiye'ye zarar getirir. Hem Kuzey Irak'taki gelişmeler, hem de bunun bize yansımaları çok yıptarıcı yeni bir dönemin başlamasına yol açar.
Akılcı yaklaşımlarla ilişkileri yeniden rayına oturtabileceğimize inanıyorum.
* * *
GENELKURMAY'IN MGK İTİRAZLARI... Genelkurmay Başkanlığı, AB'ne 7 inci uyum paketi ile ilgili görüşünü hükümete bildirdi. Üstünde durdukları en önemli unsur, değişiklikler sonucu MGK Genel Sekreterliğinin "icracı bir organ olmaktan çıkacağı" uyarısı. Genelkurmay Başkanlığı, MGK Genel Sekreterliğinin bir danışma organına dönüştürülmesinin, "Türkiye gerçekleri karşısında" sakıncalar yaratacağına dikkat çekiyor.
Aslında AB'ye uyumun temelinde bu nokta yatıyor. Yani MGK Genel Sekreterliği yetki ve görevlerinin "icracı olmaktan" çıkarılıp "danışma" organı durumuna sokulması gerekiyor. Yani, bu itirazı ile ilgili yapılabilecek fazla birşey yok.
Tabii top hükümette... Bu itirazı kabul mü edecek, yoksa, daha önceki paketlerde olduğu gibi, bildiği şekilde mi hareket edecek?
Genelkurmay Başkanlığının diğer itirazları ise, kabul edilebilir düzeyde.
Örneğin, Genel Sekreter atamasında Genelkurmay Başkanlığının görüşünün sorulması gibi, son derece doğal bir uyarı var.
Genelkurmay'ın itirazlarının tam metninin gören resmi yetkililerin değerlendirmeleri de şöyle:
"Son derece normal itirazlarla karşılaştık. Hangi kurum olsa bu şeklide görüş yollardı. Ancak içinde üzücü veya tıkanıklık yaratacak bir tepki ile karşılaşmadık. Bundan sonrası hükümetin tutumuna bağlı..."
Türkiye son derece önemli ve duyarlı bir dönemden geçiyor. Bu dönemi sürtüşme veya inatlaşmalarla değil, diyalogla aşmak zorundayız.
Hükümetin görevi, Türk Silahlı Kuvvetlerini ikna etmek olmalı...
İÇİŞLERİ BAKANINA ÖNEMLİ BİR UYARI Bir okuyucumdan ilginç bir öneri mektubu aldım. Umarım, TBMM dikkate alır...
"Topluma Kazandırma Yasasından", yararlanacak olan en önemli kesim, üniversite (ya da Lise) öğrencileridir. Bir şekilde bu girdaba girmiş, çıkış yolu da senelerce cezaevi yetmezmiş gibi, sonrasında da okuldan atılma ve tüm kamu haklarından men şeklinde tıkanmış gençlerdir. Ancak bunun işleyebilmesi için, yasaya daha pratik, ucuz ve etkin bir yöntem var, tek bir yönetmelik ya da bir tekmadde eklemek gerekiyor: Bu insanların eğitimlerine kaldıkları yerden devamedebilme hakkının tanınması. Bu hem yasanın tanıtımında, hem de anlamını bulmasındaki en önemli unsurdur.Tasarının 4a maddesindeki "...ceza verilmez" ifadesinin uygulaması, cezanın silinmesi yoluyla okullara dönüşün önünü açacaktır.
Saygılarımla
Dr. Semra
***
KUŞADASI GİDEREK TOPARLANIYOR... Ben, son birkaç yıl hariç yaklaşık 30 yıldır Kuşadası'na gider yaz tatillerimi geçiririm. Sempatik, küçücük bir kasabadan, beton yığınına dönmüş kabaca bir kasabaya dönüşmesini gözlerimle izledim. Eskisini, kötüleşmesini ve yeni durumunu bizzat bilirim. Bugünkü duruma gelmesinde de, geçmiş her belediye başkanı, her belediye encümen üyesi ve onlara kimi zaman tehdit, kimi zaman rüşvetle hükmetmiş mafya babalarının büyük katkıları (!) olmuştur. Kimi para, kimi oy, kimi ise cehaletinden dolayı, canım Kuşadası'nın mahvedilmesinden sorumludurlar.
Bir aralar, çarşıda dolaşılmaz, Kervansaray'ın etrafında seyyar satıcılardan adım atılmazdı.
Sonunda Kuşadası kentleşti.
Geçenlerde, benden de eski Kuşadalı Cemile Garan sık sık anlatıyordu, arnıdan kendim de gördüm.
Halk plajları temizlenmiş ve en önemlisi kadınlar plajı bölgesi trafiğe kapanmış. Lokantaları, kahveleriyle Avrupaya benzemiş.
Ada giderek derlenip toparlanıyor. Hiç değlise geri kalan kurtarılıyor. Tabii bunda Fuat Akdoğan'ın büyük payı var. Geçenlerde Posta'da Şenay Düdek'in yazısında gözüme çarptı. Belediye işçileri Başkana ateş püskürüyorlarmış. Heryerde Beledilerin sorunlarıvardır. Her Belediye Baykanı da yaptıkları ile ölçülür.
Akdoğan bir de Liman'ın özelleştirmesini Belediyeye bağlayabilse, büyük gelir elde edebilecekti. Zira Kuşadası limanı giderek büyüyor. Ziyarete gelenlerin sayısı giderek artıyor. Neden olduğunu bilemiyorum, ancak ihaleyi önce kazanmışlar (Belediye-KoçqHalk üçlüsü) parayı toparlayamayınca, Liman işletmesi daha az verenlere gitmiş.
Özetle, Akdoğan Kuşadasına damgasını vuruyor.
Eleştirenler, çıkarları bozulduğu için tepki gösterenler çıkacaktır. Bu da işin kuralı...
***
BANKA MAĞDURLARINI HALK NEDEN KURTARSIN? Ne zaman bir Banka, ister hortumlandığı, ister kötü yönetildiğinden dolayı batsa, ne zaman halka açık büyük bir şirket çökse, buralara para yatırmış olan vatandaşlarımız ayaklanır: Devlet zararımızı karşılasın...
Bunun Türkçesi, halkın vergilerinden alınan paralarla zarara uğramış vatandaşlarımızın kaybettiklerinin karşılanması demektir.
Neden?
Vatandaşlarımız, bu bankalara veya şirketlere paralarını daha fazla faiz veya temettü alabilmek için yatırırlar. Yani göz göre göre bir riske girerler. Başka Bankalar daha az faiz verdiklerinden dolayı, riskli olsa dahi diğerlerini tercih ederler.
O zaman neden Devlete dönerler ve kayıplarının karşılanmasını isterler, anlayabilmiş değilim.
Hele son zamanlarda bir de offshore'cular çıktı.
Onlar , daha da fazla riske girmişlerdi. Sonucun nereye gideceği bilinmesine rağmen, daha fazla kazanma hırsına mağlup oldular.
Banka mağdurlarının bir tek halkı yönleri var. O da, Devletin gereken denetimi yapmaması ve adeta risklerinin artışına seyirci kalması. Ancak bu da, tüm paralarını hemde yüksek faiziyle birlikte geri almalarını haklı çıkartmaz. Unutmayalım, kendi düşen ağlamaz...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|

|