|


Sus be, satılmış adam!
Nadir Nadi'yi bazen özlüyorum. Cumhuriyet gazetesinin sahibiydi. Ama daha önemlisi başyazarımızdı. Biz Nadir Bey'i patron değil, başyazar olarak görür, kendisine öyle saygı duyardık.
1981'de beni Cumhuriyet'in genel yayın yönetmeni yaparken, bana hiç unutamadığım bazı tavsiyeleri olmuştu.
Kısaca demişti ki:
"Gazetenin şekliyle ve fikriyle fazla oynama, tehlikelidir. Gazetede benim fotoğrafımı mecbur kalmadıkça kullanma. Kullanırken de lütfen iznimi al. Ayrıca şahıslarla değil, fikirlerle uğraş."
Şahıslar değil fikirler...
Hiç aklımdan çıkamadı bu.
Cumhuriyet'teki imzalı yazılarıma başlarken de bunu bana söylemişti. Belki onun için polemik yazılarından hazzetmedim. Hep bir şeyler söylemeye, fikir üretmeye çalıştım.
Oysa, bizim piyasada kimileri öteden beri küfretmeye bayılır. Kendilerini ancak söverek anlatabilirler. Fikirle değil küfürle kendilerini tarif ederler.
Nadir Nadi derdi ki:
"Tartışma yönteminin ilk kuralı, bize karşıt olan düşüncelere de saygı göstermek, o düşüncelerde de doğru yanlar bulunabileceği ihtimalini peşin olarak kabul etmektir. Bunu yapmaz da dediğim dedik ilkesine saplanır kalırsak, gerçeğe hiçbir zaman yaklaşamayacağımız meydandadır.
Hoşlanmadığımız düşünceleri bırakıp:
- Sus be, satılmış adam!
diye onlara küfretmeyeceğiz. Meclis kürsüsünde olsun, basında olsun ileri sürülen düşüncelerin önünde karşıt düşüncelerle boy göstereceğiz. Ulusa hizmet etmek isteyen uygar kişilerin tutacağı yol ancak bu olabilir." (Cumhuriyet'te, 1965 yılı nisan ayında yayımlanan bir başyazısından)
Bunu yapabilmek kolay değildir.
Seviye gerektirir.
Kimileri yoksundur seviyeden.
Yalnız kendi seslerini dinlemeyi severler. Farklı görüşlere kulak vermek yoktur bunların defterinde. Kendi doğrularının sorgulanmasından nefret ederler. Çünkü kendi ezberleri kolayca bozulur.
Buna tahammülleri yoktur.
Ezberlerinin bozulacağını hissettikleri anda küfür silahının tetiğine basarlar.
En iyi bildikleri budur.
Bağımsız düşünmek yoktur bunların sözlüğünde. Pek sık 'Aydınlanma'dan dem vururlar. Ama 'eleştirel düşünce'nin ne olduğunu anlayabilmiş, doğru dürüst özümsemiş değillerdir. Bunun için de bin yıldır totaliter düşünce batağında debelenirler.
Kendilerince 'her şeyi bilen kral'dırlar. Oysa insanlık tarihinde 'her şeyi bilen kral'dan daha kötüsü yoktur.
Böylesi kafalardır, düşmanlık kültürü üretenler. Çünkü bu kafalar için her şey 'siyah - beyaz'dır. Hayatta gri alanlara yer yoktur.
Hainler!
Satılmışlar!
Bu kadar basit. Yaşam bunlar için 'iyilerle kötülerin savaşı'dır, o kadar.
İşte bu kafadır düşman üreten.
Bu kafada demokrasi yoktur.
Bu kafada fikirden çok, klişelerle sloganlara yer vardır. Kendi fikri perişanlıklarını her zaman küfürle perdelemek isterler.
Eski deyişle:
Beyhude gayret!
Çünkü zamanın gerisinde kaldılar.
Tarih çoktan solladı onları.
Geleceği geçmişte aramanın ne denli boş bir çaba olduğunu fark ettikçe, ağızlarını daha çok bozuyorlar.
Kendi içine düştükleri durumu görmeden, kendi hallerine bakmadan başkalarını 'satılmışlık'la suçlayanları Başyazarımız Nadir Bey de, eminim, hayret ve hüzünle izliyordur.
Başyazarımın deyişiyle, ne yazık!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|