26 Temmuz 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Doğru mu düşünüyorum?

       
    Doğru mu düşünüyorum? Bu iyi bir sorudur. Bu sorunun çengelinde birçok şey sorgulanmaya başlar. Eleştirel düşüncedir, bu sorunun çengelinde doğan ve gelişen...
    Acaba doğru mu düşünüyorum?
    Bu kuşkunun varlığı, insanlığın daha iyiye, daha güzele yürüyüşünde motor rolü oynamıştır. Kuşku ve merakların peşine takılarak tarih boyu süren eleştirel arayış aynı zamanda özgürlük arayışı olmuştur. İnsanlığa uygarlığın kapısı böyle açılmış, demokrasinin altyapısı böyle oluşmuştur.
    Doğru mu düşünüyorum şüphesi olmadan, sorgulamadan, eleştirel düşünceyi öğrenip benimsemeden demokrasi kültürünü edinmek olanaksızdır.
    Bir başka deyişle:
    Eleştirel düşünceyle demokrasi birbirlerini bütünler. Meksikalı yazar Octavio Paz, Latin Amerika'yla İspanya ve Portekiz'teki demokrasi eksiğini anlatırken bu konuya değinir:
    "Eleştirel düşünce krizi, İspanya ve Portekiz'le birlikte tüm Latin Amerika'yı kapsayan bir olgudur. Büyük ozanların ve romancıların ülkesi İspanya'nın büyük filozofu neden olmadı? İspanyolların daha önce de, hala da sahip olmadıkları şey, modern felsefenin gerektirdiği 'ruh özgürlüğü'dür.
    İspanya'da gerçek bir 18. yüzyıl olmadı. Avrupa'nın entelektüel ve politik yaşamını değiştiren türden büyük bir eleştirel reform olmadı. Ayrıca, daha sonraları bizim - İspanyollar ve Latin Amerikalılar - burjuva demokratik devrimimiz de olmadı.
    Demokratik geleneğin olmaması, gerçek bir 18. yüzyıl ve gerçek bir 19. yüzyılın olmaması, bizim eleştirel yetersizliğimizi açıklıyor. Ben 17. yüzyıl sonlarında başlayan ve Avrupa'nın entelektüel can damarını oluşturan eleştirel düşünce geleneğinden söz ediyorum. Bu gelenek İspanya'da ve Latin Amerika'da çok az vardır.
    Bizler ya susup oturuyoruz.
    Ya da bağırıp çağırıyoruz.
    Latin Amerika'da demokratik yaşam niçin yoksa, aynı nedenle eleştiri de yoktur. Eleştirel düşünce ve demokrasi birbirini bütünleyen şeylerdir." (Seven Voices, Rita Guibert, New York, s.253)
    Biz de Latin Amerika gibiyiz.
    Eleştirel düşünce geleneği bizim tarihimizde de çok cılız. Siyaset olsun, eğitim olsun, aile yaşamı olsun, otoriteden bağımsız düşünce üretmek, otoriteyi sorgulamak fazla yer etmiş değil bizde. Daha çok otoriteye boyun eğmek, büyükler doğru bilir deyip yerine oturmak, kadere rıza göstermek var.
    Böyle olunca, demokrasi olmuyor.
    Sözcükler özgürce uçuşmuyor.
    Klişeler, sloganlar hükmediyor.
    Örneğin, şu günlerde Lozan Antlaşması'nın 80. yılı kutlanıyor. Cumhuriyet tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olduğu konusunda kuşku yok.
    Ama bakıyorum, kimileri bu tarihi dönüm noktasını hala klişelerle, sloganlarla kendi siyasal emellerine uydurmaya çalışıyorlar. Lozan'ı kendi siyasal gündemleri için kullanma çabasındalar.
    Eleştirel düşünce olmayınca işte böyle oluyor. 'Medrese kafası'na lafta karşı çıkanlar, o kafanın yüzeyselliğine kolayca kapılıyorlar.
    Bütün bunların bizi getirip bıraktığı bir nokta var:
    Felsefe...
    Sorgulamak, eleştirel düşünce üretmek bir yerde felsefenin ürünleridir.
    Şöyle söylenebilir:
    Felsefesiz toplum, demokrasiden yoksun bir toplumdur. Bunun için de felsefeyi hayatımıza daha çok sokmakta büyük yarar var.
    İşte bütün bu nedenlerle, XXI. Dünya Felsefe Kongresi'nin gelecek ay İstanbul'da toplanmasını alkışlıyorum ve bunun öncülüğünü yapan Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı İonna Kuçuradi'yi kutluyorum.
    —————-
    TATİL DUYURUSU
    Yaz tatili için yazılarıma bir süre ara veriyorum. Ağustos ayında yeniden bu köşede buluşmak umuduyla herkese iyi dinlenceler diliyorum. HC.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Çetin ALTAN
"Kurtla kuzu" öyküsündeki yamukluk...

Melih AŞIK
Uday ve Kusay

Fikret BİLA
Dokunulmazlık zırhı kaldıkça

Hasan CEMAL
Doğru mu düşünüyorum?

Güneri CIVAOĞLU
Ulusal tiner

Can DÜNDAR
Gitti Uday'la Kusay, geldi Bush'la Blair...

Abbas GÜÇLÜ
Tarihi okullarda satış tedirginliği?

Mehmet Y. YILMAZ
Hepsi okumuş kızlar!

Meliha OKUR
Tüpraş'ta Yukos - Oyak beraberliği

Hasan PULUR
Sahibini geç bulan mektup

Derya SAZAK
Bendensin

Tamer HEPER
Kuru mülkiyetin satışı mümkün

Güngör URAS
'Cip' ile berbere gidenlere müjde!

M. Ali BİRAND
İkinci bir tezkere olayı yaşanmamalı