|


Yaldıza tırnak
Merhum Ayhan Şahenk Türkiye'nin en büyük işadamlarından biriydi.
Önce, inşaat sektörünün guruları arasındaydı.
Garanti Bankası'nı aldı. Onu da en büyükler ve saygınlar ligine soktu. Zaman zaman söyleşirdik. Güzel konuşurdu. Keyifle dinletirdi.
Bir gün şöyle demişti:
"İşlerim hep iyi gitmiş değildir. İnişlerim de olmuştur. Hatta bir keresinde - neredeyse - battım. Taksi param bile yoktu. Evden işe, işten eve belediye otobüsü ile gider gelirdim. Paramı kaybetmiştim ama şerefimi, güvenirliliğimi, itibarımı hiç kaybetmedim. Bunlar benim öz sermayemdi. Onlar sayesinde yeniden başladım.
İşlerimi yeniden kurdum, büyüttüm, bugünlere geldim.
Bir daha sıfırlansam gene aynı şeyi yaparım. Otobüse de binerim, dolmuşa da...
Ama... Yaşım artık ilerledi. Yeniden bu muvaffakiyet grafiğini çizebilir miyim?
Önümde artık çok sene yok. Fakat onur, güvenirlik, itibar servetim var!"
Alçak çay masasına eğildi. Çok sevdiği, çemenleri ayıklanmış bir dilim pastırmayı alıp ağzına attı. Gülümseyerek yüzüme baktı "İşte benim lüksüm" dedi.
Altın tozu serpilmiş
İşlerini batırdıktan, bankalarının borçlarını vergi ödeyen vatandaşın sırtına yükledikten sonra, dolmuşa, belediye otobüsüne binen var mı?
Semt pazarından, bakkaldan alışveriş yapanı gören oluyor mu?
Bildiğim ve gerçekten zor durumda olan bir - ikisi dışında hepsi altın suyuna batmış günleri ve pırıltılı geceleri - denizde, havada, karada - sürdürüyorlar. Hem de aile boyu.
Fabrikalarının, bankalarının başında oldukları imparatorluk dönemlerinde nasıl yaşıyorlarsa, aynen ve tam gaz devam.
Oğullar, kızlar, eşler de öyle.
Davetlerde, trendy lokantalarda, gece kulüplerindeler.
10 yıl öncesinden başlayan bu görüntüler, giderek nasıl da patlama yaptı!
Metastas yaparak, mitoz çoğalarak yayıldılar.
Onlar arasında, bankaları, işleri battıktan sonra gerçekten çok zor durumda olan birkaçı evlerine kapanmıştır. Günlerini daha çok mütevazı bir büroda paralarını bile ödemekte zorluk çektikleri avukatları ve mali müşavirleriyle geçiriyorlar.
Trendy lokantalar, kulüpler bir yana, dost davetlerine bile ender gidiyorlar.
Merhum Ayhan Şahenk'e "U" dönüşü ve tırmanışı yaptıran moral zenginliklerini koruyor olmalılar.
Diğerlerinin gözünde onlar, belki de "enayi"dirler.
Hukuk devleti
Ne isim, ne ima!
Gerçi, her şey açıkta zaten ama hukukçuyum.
Mahkemeler tarafından kesin mahkumiyete kadar kimse suçlu değildir.
Sanıktır.
O nedenle burada savcı ya da hakim rolüne soyunmuş değilim.
Ancak...
Sadece hukukun bu boyutunda takılıp kalınamaz.
Sanık aynı zamanda zanlıdır da...
Hukuk, zanlılar hakkında gerekli önlemleri almayı gerektirir.
Çünkü, hukukun bir fonksiyonu "kesin hüküm" ile cezalandırmaksa, aynı önemde diğer fonksiyonu da "caydırıcı" olmaktır.
Devletin sırtına, milli gelirinin sekizde birini borç olarak yükleyenler, altın suyuna batmış yaşamı sürdürüyorlarsa, değil caydırıcı olmak, aynı suçu işleyeceklere teşvik, hatta tahrik etkisi yaparlar.
Dahası... Hukuk, kamu vicdanını tatmin etmelidir. Oysa şu manzaralar, kamu vicdanını kanatmaktadır.
Ve nihayet... Geciken adalet, adil değildir.
Özellikle, yıllardır devletin denetlediği bu bankalar içleri boşaltılıncaya kadar neden beklenilmiştir? Devlet neden daha hastalık böylesine ilerlemeden müdahale etmemiştir? Sorumlular kimlerdir? Ve neden denizde, karada, havada altın yaldızlı "XXL" yaşam olanaklarına el konulmaz?
Yıllardır süren davalar, geciken ve artık adil olma vasfını kaybeden adalet acaba, hala adalet midir?
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|

|