27 Temmuz 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Amerikan gücünün paradoksu

       
    11 Eylül trajedisinin ertesi günü genelde ABD politikalarını eleştiren Fransız Le Monde gazetesi bile 'Hepimiz Amerikalıyız' manşetiyle çıkmıştı.
    Aradan geçen iki yılda 'terör'ü fırsat sayan ABD'nin dünyaya yaydığı 'korku egemenliği' Avrupa başta, bu ülkeye duyulan dostluk duygularını kaygıya dönüştürmeye yetti.
    Saddam'ın oğullarının ölü bedenlerinin 'makyajlanarak' teşhiri ise etik dışı bir vahşetin ve kuralsızlığın geçerli olduğu 'yeni ortaçağ'a dönüşün izlerini taşıyor.
    İnsanlık Irak'ta diktatörlük rejiminin çöküşüne sevinemedi, Bağdat'ın düştüğü gün 'utanç verici' talan her şeyin önüne geçti. Müzeler yağmalandı. Böyle bir barbarlık, 13'üncü yüzyılda Hulagu'nun Bağdat'ı işgalinden bu yana görülmemiş.
    Günümüz stratejistleri ABD imparatorluğunun, eski Roma'dan da güçlü hale geldiğinde birleşiyorlar.
    Artık bu gücün sınırları tartışılıyor. Çünkü ABD'nin, kendi ulusal çıkarlarıyla küresel çıkarlarını birbirine karıştıran 'tek yanlı' politikalarının yeni düşmanlıklar yaratabileceği görüşü yaygın.
    11 Eylül eylemi, küresel açgözlüğe de bir tepki olarak 'görünmeyen düşman'ın harekete geçmesiydi.
    Afganistan ve Irak'taki askeri kazanımların şiddeti arttıkça, 11 Eylül'de uğranılan haksızlık yerini kaba bir intikamcılığa bırakıyor. 'Uygarlıklar çatışması' asıl şimdi körüklenmiyor mu?
    Le Monde'nun 'Hepimiz Amerikalıyız' başlığındaki masumiyet gölgelendi.
    Saddam bahanesiyle ABD, dünyanın tek hakimi oluyor!
    Dünyanın tek süper gücü ne zamana kadar 'tek başına' davranacak?
    Harvard Üniversitesi, Kennedy Yönetim Fakültesi Dekanı Prof. Joseph S. Nye 'Amerikan Gücünün Paradoksu' (Literatür Yayınları) adlı incelemesinde sorunun yanıtını arıyor:
    'Tek yanlılık, kibir ve dar görüşlülükten oluşan bir dış politika ile nereye varacağız?
    Askeri güç ile ekonomik güç, başkalarının fikirlerini değiştirmek için kullanılabilen sert komuta gücüne birer örnektir. Yumuşak güç, cezbetme kabiliyetidir. Tıpkı aşk gibi, yumuşak gücün de ölçülmesi, kontrol edilmesi zordur. Eğer ABD başka ülkelerin peşinden gitmek istedikleri değerleri temsil ederse önderliğimiz daha ucuza mal olur.'
    Demokrasi, kişisel özgürlükler refah ve açıklık.
    Amerikan popüler kültürünün bu değerleri de 11 Eylül'de yıkılan İkiz Kuleler'in tozu dumanı altında kaldı. Tarihçilere göre Roma'nın eski Sovyetler'in kültürel etkisi tam da askeri sınırlarında sona eriyordu. Oysa ABD'nin 'yumuşak gücü' ekonomik ve askeri varlıklarından daha büyüktü.
    Irak'ın işgaliyle o gücün sınırlarına gelindiği açık.
    ABD de Roma İmparatorluğu gibi 'Büyük güçlerin yükseliş ve düşüş' paradoksunu yaşıyor.
   
    dsazak@milliyet.com.tr
   
   





Çetin ALTAN
Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp...

Melih AŞIK
Burası Türkiye

Fikret BİLA
İhale Yasası ve KİK

Güneri CIVAOĞLU
Yaldıza tırnak

Can DÜNDAR
Ölüme ve hayata dair...

Abbas GÜÇLÜ
Sosyal sorumluluğun neresindeyiz?

Mehmet Y. YILMAZ
Önce kutba ulaştılar sonra da zirveye

Hasan PULUR
Deniz Baykal haklı, ama şanssız...

Derya SAZAK
Amerikan gücünün paradoksu

Ece TEMELKURAN
Otuz!

Tamer HEPER
Kim bu pislikler?

Güngör URAS
Fon ve bonoda "reel getiri" fena sayılmaz

Serpil YILMAZ
Sivil toplum deneyimi:TESEV

M. Ali BİRAND
TÜRKİYE'NİN, ABD İLE SON TANGOSU MU?