|


Türkiye'nin de geleceği üstüne "loto"...
Eh nihayet temmuzun da sonuna geldik işte... Geçen yılın temmuzu sonunda, neler olup bittiğini; TV kanallarının haber saatlerinde, hangi olaylarla konular üstünde durduğunu; gazete manşetlerinin, ne tür sorunları büyüttüğünü bir hatırlayan var mı?
Bir dahaki yılın temmuz sonunda da, pek kimse hatırlamayacak bugün ne tür tartışmalarla yorumların, hangi alanlarda yoğunlaştığını...
***
Bendeniz de pek sevmem anılar albümünü sık sık karıştırmayı.
Hele o eski fotoğraflar... Bebeklik fotoğrafları, küçüklük fotoğrafları, öğrencilik fotoğrafları, ilk gençlik fotoğrafları, delikanlılık fotoğrafları, 30 yaş fotoğrafları, 40 yaş fotoğrafları, 50 yaş fotoğrafları, 60 yaş fotoğrafları...
Daha henüz dünyadayken, kendi hayatının ölüp gitmiş eski "ben"lerine bakmak tek tek; yalnızca sana malum bir mezarlıkta, o güne dek nasıl ölüp gitmiş olduğunu izlemek... Ve biliyorsun ki sadece sonuncu kareyi hiç göremeyeceksin...
***
3 - 5 gün önce Fikret Otyam'ın sesi çınladı telefonda; 55 yıl öncesinden kökenlenen yarım yüzyılı aşkın yakın bir dostluğun, uzun süredir duymadığım kutsal bir mucizesi gibiydi sesi.
Akademi'yi bitirdiğinde babasından gelen kutlama mektubu da dahil, bir ömür boyu alıp biriktirdiği mektupların dosyalarını incelerken; benim de cezaevinden Fikret'e yolladığım mektuplara rastlamış; duygulanmış, beni arıyordu.
Ayrıca o mektuplarla ilgili bir de kitap hazırladığı için; benim gönderdiğim mektupları da, yayımlama konusunda - kibarlık gösterip - benden izin istiyordu.
***
Fikret Otyam, kendi hayat gemisinin yelkenlerini, kendi sanatçı kişiliğinin rüzgarlarıyla doldurarak, mümkün olduğu kadar gönülsel pusulasına göre yaşadı...
Nerelere gitmedik ki Fikret'le; ne Avrupa'sı kaldı, ne Anadolu'su, ne İran'ı, ne Afganistan'ı...
***
Bizim kuşak da, doğal olarak elini eteğini çekmekte usul usul, yaşam hengamesinden...
Her kuşak, hayatın kendisiyle başladığına inanır. Herhalde bizler de öyleydik. Ve yaşlılar pek de ilgilendirmezdi bizi. Hele onların da bir zamanlar genç oldukları, hiç aklımıza gelmezdi; tıpkı bir gün bizim de onlar gibi olacağımızın hiç aklımıza gelmemesi gibi...
Bunun belki de bir nedeni, farkına varmadan insanları iki kategoriye ayırmış olmamızdı; yazı dünyalarıyla haşır neşir ve bütünleşmiş olanlar ve olmayanlar...
"Yazı"nın tılsımlı evreni dışındakiler; ister genç, ister yaşlı olsun; tükettikleri takvim serüvenlerinden, yeterli bir müzik çıkartamıyor gibiydiler...
Aynı yanardağın görünen ve görünmeyen alevleri arasında ise, yaş fakı çok çabuk kayboluyordu.
***
21. yüzyıl bizim kuşağın yüzyılı değil.
O kadar değil ki, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un; Türkiye, Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Suriye gibi ülkelerin geleceği üstünde; 1000 ABD şirketine "loto" oynatmaya kalkması; bizi tümden afallatmasa bile, bir hayli yadırgatıyor.
Pentagon'un, adı geçen ülkelerin geleceği üstünde bir borsa kurması ve şirketlerin paralar yatırarak; hangisinde terörist saldırılar, hangisinde suikastlar, hangisinde darbeler, hangisinde iç savaşlar vs'nin gelişeceği konusunda tahminlerde bulunmaları... Tahminleri doğru çıkanlar, lotoyu kazanacaklar ve milyonlarca dolar alacaklar...
Neyse ki ABD Kongresi önlemiş böyle bir borsanın kurulmasını...
***
Türkiye, Soğuk Savaş yıllarında militarist bir oportünizme aşırı abandı. Öyle ki, kraldan çok kralcı bir Washington'cu olarak göründü.
Ve her türlü ekonomik eleştiriyi, "komünizm"le suçlama kolaycılığı arkasında, rüşvetler, yolsuzluklar da arttı; Hazine arazilerinin yağmalanması da; Devlet Bankaları'ndan alınıp geri dönmeyen krediler de; devlet eliyle kişi zengin etmeler de; ne kadar sürede miadı dolacağı belli olmayan silahlara milyarlarca dolar ödemeler de...
***
Ve şimdi, Soğuk Savaş yıllarında Ankara'nın canı ciğeri olan Pentagon; Türkiye'nin de geleceği üstünde loto oynatmaya hevesleniyor.
Karamanlis, Paris'ten Atina'ya döndükten sonra, Yunanistan'da da 7 yıl sürmüş olan militarist oportünizmi çok hızlı arıttı ve hatta NATO'nun askeri kanadından bile çekildi.
Biz ise "Türk'e Türk propagandası"yla durumu idare edip, aynı objektiviteyi gösteremedik ve "gün bugün, saat bu saat" kolaycılığına yattık...
İster istemez bedeli şimdi çıkıyor karşımıza...
***
Türkiye'ye de yılda 20 milyar dolarlık global sermaye yatırımları başlayıncaya dek, bazı sıkıntılar çekileceğe benzer...
Ama 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar Türkiye'ye. Bu açık. Yeni çağın hızlandırdığı bir saydamlaşmayla bütünleşebiliyorsanız, enseyi karartmayın.
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|