|


Fasulyenin kurusu, höthötçünün borusu...
Tayfanın biri, kaptanın yanına koşup hazır ol durmuş:
- Efendim, demiş, insan bir şeyin yerini biliyorsa, ona kaybolmuş diyebilir mi?
Kaptan:
- Yerini biliyorsa, kayboldu diyemez tabii, demiş.
- Öyleyse bana temizlemek için verdiğiniz pipo da kaybolmadı, denizin içinde duruyor.
Meclis'teki Soruşturma Komisyonu'nun yaptığı incelemelere göre ise, nereye harcandığı saptanamayan Hazine'ye ait milyarlarca dolar kaybolmuş.
Oysa kaybolmuş milyarlarca doların yerleri biliniyor.
"Ne sihirdir, ne keramet; el çabukluğu marifet" yapanların; ya ceplerinde, ya midelerinde onlar...
Tıpkı kaptanın, denizin içinde duran piposu gibi...
***
Süpermenliğe meraklı ünlü siyasetçilerimizden biri, bu kez de orkestra eşliğinde konserler veren bir virtüöz olmaya merak sardırmış.
Kendine uygun bir çalgı bulmak için, müzik aletleri satan bir dükkana girmiş.
Her yer piyanolar, kemanlar, gitarlar, saksofonlar, violalar, bateriler, trompetlerle dolup taşıyormuş.
Ünlü siyasetçi, akşama dek hepsini tek tek gözden geçirmiş.
Sonunda dükkan sahibi, ellerini ovuştura ovuştura karşısına gelmiş:
- Herhalde çok güzel şeyler seçtiğiniz beyefendi, demiş, acaba hangilerini emrediyorsunuz?
Bizim sevimli siyasetçi, şöyle hafiften bir kasılmayla:
- Bakın, demiş; şu duvarda asılı duran kırmızı flütle, şu pencerenin önündeki akordeonu çok beğendim; Allah'ın izniyle onları rica ediyorum.
Müzik aletleri satan dükkanın sahibi, ünlü siyasetçinin işaret ettiği yönlere bakmış:
- Şey, demiş, yangın söndürme aletini alabilirsiniz tabii. Ancak radyatör binaya aittir, onu sökemeyiz.
***
Birbirine bağlanmış kişileri ayırmak için; gerektiğinde siyasetçilerin de işine yarayacak bir eski zaman büyüsü:
Elli pirenin tersiyle, on tahtakurusunu bir cezvede kaynattıktan sonra, iyice kurutup; küçük bir havanda, karabiberle karıştırarak, hafif hafif dövünüz.
Yedi gün, ikindiden sonra, üç "Yasin" ile birer "Elham" okuyarak ayrılmasını istediğiniz kişilerin adlarını tekrarlaya tekrarlaya, sağa sola üfleyiniz ve "El firak" diye, göğe doğru yavaşça bağırınız.
Sonra da kurutup karabiberle birlikte dövdüğünüz pire tersleriyle tahtakurularını; ayrılmasını istediğiniz kişilerin yemeklerine karıştırarak; art arda üç gün kendilerine yediriniz.
Onlar pire tersleriyle tahtakurularını yedikçe de; iki rekat namaz kılıp, büyünün sıkıca tutması için, Kuran - ı Kerim'den bir sure okuyunuz ve bu ayrılığı gerçekleştirmesi için Tanrı'ya yalvarınız.
Karabiberle karıştırılmış pire tersleriyle tahtakurularını yiyenler, yedi gün içinde, birbirlerinden buz gibi soğuyarak ayrılacaklar ve bir daha da birbirlerinin yüzüne bile bakmayacaklardır.
Gerek dış politikadaki, gerek iç politikadaki bazı sakıncalı klikleşmeleri; bir de bu yoldan çözümlemeyi denemek, ola ki daha net ve daha yararlı sonuçlar verebilir.
Eski bir büyünün reçetesini vererek, bizim de bir yararımızın dokunmasını istedik siyasetçilerimize...
***
19. yüzyılda yaşamış olan Ruhsati'nin bir koşmasından iki dörtlük:
Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil, mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor
Dava belli değil dert belli değil
Farkeyledik ahir vaktin yettiğin
Merhamet çekilip göğe gittiğin
Gücü yeten soyar gücü yettiğin
Koyun belli değil kurt belli değil
Görüyorsunuz o zamanlar, "Dava belli değil, dert belli değil", "Koyun belli değil, kurt belli değil"miş.
Şimdiyse artık dava da, dert de, kurt da, koyun da belli de; sadece zart belli değil, zurt belli değil...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|