|


'Ne oldi sana, ne oldi boyle?'
Son bir aydır nereye gitseniz kıpır kıpır bir kemençe sesi horon tepmeye çağırıyor sizi:
"Güleyirum haline katula katula / Bi sözüni geçiremedun karina /
Daha niye veremedun ağzinun payinu, vermeyisun / Ula ula ula ula
Sen bi kalori bile etmeyisun / Sen bu alemin layt erkeğisun"
Davut Güloğlu'nun, son albümü "Katula"dan bu sözler...
Tarık Mengüç, evlenince karısının sözünden çıkmaz olan bir arkadaşına "kılıbıklık diploması" niyetine yazmış:
"Ne oldi sana, ne oldi boyle / Nerde eski taş fırın erkeği / Bir anda oldun layt erkeği..."
***
Bildik bir Hint ezgisinin Karadeniz'e dökülmesiyle elde edilen bu "oynak - rock" şarkısı, işi haytalığa vuran bir ağıt aslında:
Maçoluğun ardından yakılmış bir ağıt...
Lazların asırlık taş fırınları göz göre göre un ufak oluyor.
Karadeniz'de son zamanlarda doğan çocuklara Temel ve Fadime ismi konmamasından anlaşılmıştı değişim rüzgarının şiddeti...
Fıkralardan firardı bu...
Sonra uşaklar, o dünyaca meşhur kancalı burunlarını törpületip düzelttirmeye başladı.
Nihayet geçen hafta Rize'de manikürlü - pedikürlü, saç boyamalı - kaş almalı "Muhsin Erkek Güzellik Salonu"nun hizmete açıldığı haberi geldi.
Karadeniz'in Temel'i sarsılmıştı.
***
Zincirleme reaksiyon!..
Berlin duvarı yıkıldı. Sovyetler çöktü. Ruslar işsiz kaldı. Rus kızlar evden kaçtı. Karadeniz erkeği onlara "kucak açtı". Evler sallandı, eşler boşandı.
Bölgede son 10 yılda akıl almaz bir değişim yaşandı.
Temel, yeni kadınların gözüne girmek için cilt bakımı yaptırırken Fadime de bu amansız rekabet karşısında gözünü açtı, başının çaresine bakmayı öğrendi. Öyle "kadının ağzının payını vermeler" filan tarih oldu.
Hayat, burunlarınca törpüledi Laz uşaklarını... Kalori kaybettiler.
Şimdi onları Güloğlu'nun "Ne oldi sana" diye sarsması bile yetmiyor.
***
Karşı konmaz bir tayfun, kadın - erkek oyunundaki bildik rolleri altüst ediyor.
Bu rol değişimine dair hazin bir örnek geçen hafta Nebil Özgentürk'ün programındaydı.
"Bir Yudum İnsan"ın konuğu Gazanfer Özcan anlattı:
Özcan bir dönem seks filmleri furyasına kapılıp uçkur çözmüş. Tiyatroya para bulmak için ateşli dilberlerle al takke ver külah film çevirmiş.
O dönem "Ah Nerede Vah Nerede" filmini çekerken, yatağındaki sarışın kızı gözü bir yerden ısırmış. Alnındaki o yara izi, o gözler, o bakışlar... ona maziden birini hatırlatır, ama bir türlü çıkaramazmış.
Sonunda, rol arkadaşının memeleri avucunda bir afiş fotoğrafı çektirdikten sonra anlamış acı gerçeği:
O "kız", Fatih'ten eski mahalle arkadaşı Hüseyin'in oğlu Erdoğan'mış.
***
Belgeselde "Bana bunu da yaptırdılar" diyen Gazanfer Özcan, 15 yaşını bildiği transseksüel Erdoğan'la sarılıp ağlaşırken "Ne oldi sana böyle" diye sordu mu bilmem?
Bildiğim şu ki, bir deprem homurtusu gibi dipten dibe hissedilen değişim sancısı, ismimizi, cismimizi, cinsiyetimizi değiştirtecek kadar etkiliyor bizi...
Yeni hayatın kokusu, o kokuyu yayan medyanın taarruzu, değişimden pay kapma tutkusu, eski hayatlarından koparıyor insanları... Değişimin kollarına atılırken, ellerinde maziden kalan ne varsa (eşleri, işleri, burunları, huyları, adları, adetleri) eskimiş bir yorgan gibi tekmeleyip itiyorlar üzerlerinden...
Yeni bir hayat iştahı, örgütsüz olduğu için siyasallaşamıyor; hedefe de ulaşamıyor; ve kendini bir "redd - i miras" tepkisiyle dışa vuruyor.
Bize ise kalori kaybetmiş maçoların ardından "katula katula" ağıt yakmak kalıyor:
"Ne oldi sana... ne oldi boyle?.."
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|