03 Ağustos 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Neşeli paketler gecesi

       
Gazeteden paket geliyor yine. İçinden Neşet Ertaş çıkıyor; Hüseyin Baradan ve Burhan Öçal da... Bir de balıklar çıkıyor hapishane mektuplarının yanında. İnsan daha ne ister hayattan?

       
    Gazeteye geliyor bana gönderilenler. Birikiyor. Sonra kan ter içinde bir adam eve getiriyor onları. Gelenler içinde "Aldım, merak etmeyin" diyemediğim için içimin yandığı bir tek şey var: Hapishane mektupları. "Okunmuştur" damgalarını bu aralar mektubun her yerine basıyorlar! "Okunmuştur" yani, anlıyoruz! Allah kahretsin. Küçük kağıtlara, ne ince itinalarla sığdırılmış harfler, o kağıdın kıymetini bilen yazmalar, kütüphanede duran kara kalem portrelerim... İki yıldır evde birikiyorlar, yazanlar bilsin ki benim vurabileceğim bir damga yok üstlerine ama bilsinler ki: Okunmuştur! Büyük hırsızlar, büyük katiller, iç'sizler cep telefonlarıyla konuşurken rahat "hapishane" odalarında, onlar yanlış yapıp da kağıdı, kalemi boşa harcamamak için galiba bana yazdıkları mektupları bir müsveddesini yapıp sonra temize çekiyorlar. Bu temiz mektupların kıymeti biliniyor yani, sağ olun... Bu ay yine geldiler, var olsunlar.
    Sonra bu ay paketten Neşet Ertaş çıktı. Kılavuz dergisinin genel yayın yönetmeni belli ki içi titreyerek ustayla röportaj yapmış. Kalp ile yapılmış işlerde bir ışık vardır, nerede olsa görünür. Öyle bir iş. Neşet Ertaş'ın söylediklerinden alıntıları yazıyorum buraya, sevgiler ve saygılarla:
    "Ben giriş katında, ilk katta oturanları anlarım. O üst katlara daha çıkamadım.
    O yukarıdakilerle tanışamadım. Bilmiyorum nedir durumları. Bilmem de ne yer ne içerler. Neye güler ağlarlar."
    "Özel konserlere sıcak bakamıyorum ben. O halkın cebinden çıkan cigara parası içime sinmiyor benim."
    "Hiçbir türkümde mahlas yoktur. Adımız soyadımız geçmez. Koyamayız biz. Babamdan kalmadır bu da bizde. Babamın türkülerinde de yoktur ismi ya da soy ismi. Aynı duygular bize de nakşolmuş. O değil. Ben-sen davası değil."
   
   
"Hüseyin Baradan'dan sevgilerle"
    İmzalı kitaplar güzeldir. Güzel imzalı kitaplar daha güzeldir. Yeşilçam'ın dolu dolu bıyıklı, dolu dolu gözlü adamı Hüseyin Baradan "Bu Gözler Neler Gördü" adlı kitabını göndermiş. Kitabın tadını söyleyeyim: Kahvede oturup konuşmak gibi. Sonra da hava kararınca rakıyla devam etmek gibi... Kitap fotoğraflı motoğraflı, fiyakalı yani. Fotoğraflar başlangıçta siyah-beyaz ama sonra... Baradan'ın saçları ve bıyıkları hep beyaz.
    Edebiyatçı falan olmaya gerek yok. Herkesin bir hayat kitabı olmalı aslında. "Ben de vardım. Ben de geldim geçtim" demek için, bir çentik atmak için yer yuvarlağına. "Boşuna değil yani, biz de yaşadık" demek için...
   
   
70 yaşında bir ihtiyar: Varlık
    Varlık dergisi 70 yaşına girmiş. 1150 sayı. Dergicilik ne beter bir deliliktir, ne fena bir hevestir, bilen bilir. İlk çıktığı zamanlarda çekilenler anlatılıyor derginin başında. Ama benim en sevdiğim yer Alpay Kabacalı'nın yazdığı "Garip Akımı ve Varlık" yazısı oldu. 1937 yılında, 103'üncü sayıda, 15 İlkteşrin'de yayımlanan Varlık'tan bir alıntı. Adı "Sürrealist Oyunlar"; "Orhan Veli ile Oktay Rifat oynuyor":
    "O.R.: Rakı ve vuslat olmasaydı ne yapardık?
    O.V. : Kedilerle dost olurduk.
    Hiçbir şey bilmeseydik ne yapardık?
    O.R.: Gelincik toplardık.
    Arada sırada gökyüzüne bakmak olmasaydı ne yapardık?
    O.V.: Ağaçları yerdik.
    Esvaplarımız olmasaydı ne yapardık?
    O.R.: Kimseye görünmeden dolaşırdık."
   
   
Rakılardan balıklara
    Bir de böyle şeyleri seviyorum ben: Su Ürünleri Hali Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın katkılarıyla "Her Mevsim Balık" diye bir kitapçık yayınlamış. Çok faideli, hakikatli bir eser. Hangi mevsimlerde hangi balıklar iyidir, iyi balık nereden bilinir, öyle gerekli bilgiler. Kitaba göre ağustos ayında şu balıkları yiyoruz:
    Sardalya, kılıç, mercan, sinarit, kolyoz, palamut!
    Bir de Burhan Öçal çıktı tabii paketten: Trakya All Stars! Öçal'ın albüm kapağının içinde kız gibi bir arabayla fiyakalı bir fotoğrafı var ki eski bir hikaye gibi sanki. Köyünden çıkmış, ülkeler dolaşmış, kendine iyi faça yapmış; sonra da en cilalı arabayı çekip altına, köyün meydanındaki kahveye varmış, kendine çok şekerli kahve söylemiş, kolonya kokulu bir adamın keyfidir o. Her yerde röportajı çıkıyor Öçal'ın ama kimse sormuyor o fiyakanın keyfini. Neyse... Bütün paketten çıkanlara albüm eşliğinde bakıyorum. Albümde en çok da "Melike"yi seviyorum!
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Fasulyenin kurusu, höthötçünün borusu...

Fikret BİLA
Rövanş havasının yanlışlığı

Güneri CIVAOĞLU
Medya KİT'leri

Can DÜNDAR
'Ne oldi sana, ne oldi boyle?'

Abbas GÜÇLÜ
Yediğiniz sebze nasıl sulanıyor?

Hasan PULUR
Abdülhamit siyaseti ve AKP...

Derya SAZAK
Komplo borsası

Ece TEMELKURAN
Neşeli paketler gecesi

Güngör URAS
İngilize "her şey dahil" 19 euro

Serpil YILMAZ
Santraller hangi parayla alınacak?