04 Ağustos 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Türkiye'nin büyük şansı...

       
    Daha önce yazmıştım. Bush yönetiminin Türkiye'yi iyi anlayan bir yetkilisi birkaç ay önceki bir toplantıda, "Soruyu 'Türkiye önemini korumayı sürdürecek mi' diye sormak yanlış" demiş, ardından da, Washington'ın Ankara'daki gidişattan nasıl hiçbir zaman tam emin olamadığını yansıtan bir üslupla devam etmişti:
    "Türkiye, her koşulda önemini koruyacaktır. Soruyu, 'Türkiye, istikrarını sağlayamamış, meselelerini bir türlü çözemeyen, kendi içinde ve çevresiyle tam barışamayan bir ülke olduğu için mi önemli olacak, yoksa geleceğine güvenli bakabilen ve bölgesinde istikrar üreten bir ülke olacağı için mi' diye sormalıyız."
    İşte, kuzey yarıküre siyasetine ağustos rehavetinin çökmeye başladığı şu günlerde, ABD başkentinde bir an durup dikkatle Türkiye'ye bakan herkes bizi, bu sorunun yanıtını belirleyecek türden "bir fırsatın eşiğinde" görüyor.
    T. C. nüfus kağıdı olan hepimizin adeta milli mirasın bir parçası gibi kafamızda taşıdığımız "Ne olacak bu memleketin hali" sorusundan pek de farklı olmayan bu "Öyle mi, böyle mi önemli olacağız" meselesinin, bu tür soruların sorulmasını günün birinde artık abes hale getirecek bir şekilde çözülmesi yönünde bir fırsat bu.
    ABD'li yetkililer, ekonomi, güvenlik, demokratikleşme ve entegrasyon alanında yakalanan bu fırsatın nasıl değerlendirileceğinin, Türkiye'de hem AKP hem de askeriyeden iş dünyasına, medyadan sivil bürokrasiye kadar birçok kesim açısından sınav oluşturacağını düşünüyorlar.
    Sınavın sonucunu, Türkiye'de hangi kafa yapısının ağır basacağı da belirleyecek. Başarı, Radikal gazetesinin dün "Kızıl Elma Koalisyonu" diye manşetine taşıdığı, ufuksuz milliyetçilikte ve değişime direnişte ortaklık kurmuş sağ ve sol kabus ideologlarının istemediği türden adımların atılmasına bağlı. Radikal'in ifadesiyle, "Kıbrıs'ta tavize, AB üyeliğine ve uyum yasalarına karşı... ABD ile AB'nin Türkiye'yi böleceği konusunda hemfikir..." olan bu çevrenin direndiği türden adımları atıp atamayacağımız, ülkemizin önündeki şansı tepip tepmeyeceğini de belirleyecek. Gelin şimdi bu şansın bileşenlerine bakalım.
   
   
Enflasyonsuz büyüme
    Krizle dibe vurduğumuzdan beri, ekonomiyi siyasetin sultasından ve devletin ağırlığından kurtararak daha müreffeh ve adil dağılımlı kılma yönünde önemli adımlar atabildik. Üçlü koalisyon sonrasında AKP hükümeti de, reformları sürdürdü. Şimdi bir yandan yüzde 5'lik büyüme, yüzde 20'lik enflasyon oranından söz edebiliyoruz, ama bir yandan da ağır borç yükü, yüksek faizler ve bunun getirdiği kırılganlık devam ediyor.
    IMF'nin özellikle 2004'teki borç yükümüzü hafifleten son kararı, değerli bir fırsat. Kararı yorumlayan bir Fon yetkilisi, "Türkiye kritik eşikte. Eşiğin daha rahat geçilmesi için, diğer birçok ülkeye yaptığımız tipte bir geri ödeme düzenlemesine gittik. Türkiye'nin gerek bunun getireceği rahatlamayı, gerekse diğer kaynakları, borç kompozisyonunu düzeltme yolunda kullanacağını umuyoruz" dedi. Kısacası IMF bütçe disiplininin titizlikle korunmasını istiyor. ABD'den gelecek 8,5 milyar dolar kredi ile yüksek faizli iç borcun ödenmesi ve popülist harcamalar yapılmaması elzem.
    En önemlisi, AKP'nin bugüne kadarki bazı yalpalamalara rağmen, şu anda "programı rayına yeniden oturtmuş" görülmesi ve bunun devam edeceğinin güvenini piyasalara verebilmesi. IMF, program disiplini ve reformlar aksamazsa, 2004 eşiğinin kazasız aşılabileceği ve enflasyonsuz büyüme döneminin başlayabileceği konusunda iyimser.
   
   
Güvenlik krizi
    Her ne kadar Irak'ta ABD güçlerine yönelik gerilla eylemleri henüz bitmediyse de, Saddam rejiminin devrilmesi ve Washington'ın benzer bir rejimi Bağdat'ta yeniden kurdurmama kararlılığı, Türkiye'nin güvenlik sıkıntısının aşılması vaadini de içeriyor. Bunun ilk somut adımı, Topluma Kazandırma Yasası'ndan yararlanmayı reddedecek PKK - KADEK militanlarının bölgede barındırılmayacağının garantisinin ABD tarafından Türkiye'ye verilmesidir.
    Irak'taki PKK - KADEK varlığının bitmesi, Ankara açısından, Kürt meselesini, terör boyutundan arınmış haliyle ve demokrasinin gerekleri çerçevesinde görebilme lüksü demektir. Siyasi geleceklerini Bağdat'a bağlı tanımlayan Irak Kürtleri'nin, Türkiye ile yapıcı bir ilişki içinde tutulmaları zor değildir, ve bu, Güneydoğu Anadolu'yu daha mutlu ve müreffeh kılmaya yönelik önlemleri kolaylaştırabilir.
    Bir süre daha fiilen güney komşumuz olacak olan ABD'nin Irak'taki başarısı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington'da söylediği gibi, "Kesinlikle Türkiye'nin çıkarınadır, bunun aksi kaos demektir." Dolayısıyla, ABD ile Irak'ta daha yakın işbirliği yapmamız gereklidir ve İstikrar Gücü'ne asker katkısı bu açıdan fırsattır.
   
   
Daha fazla demokrasi
    AKP hükümetinin Washington'da ve Avrupa başkentlerinde alkışlanmasına yol açan siyasi reformlar, şimdi pratiğin sınavından geçecek. AB'ye uyum yasalarının anlamlı olabilmesi için, siyasi otoritenin bu reformlara her düzeyde sahip çıktığını göstermesi ve bürokrasinin reforma direncini kıracak bir disiplin içinde meseleye yaklaşması gerek.
    Washington, MGK'nın askerin siyasete müdahale mekanizması olmaktan çıkartılması dahil bütün demokratikleşme adımlarını "ihtiyatlı bir iyimserlik" ile destekliyor. Sivilleşmenin alışkanlık haline gelmesinin zaman alacağını bilen ABD yetkilileri, bu konuda AKP kadar, medya, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarına da iş düştüğü kanısındalar.
   
   
Avrupalılık tercihi
    AB'nin Türkiye'nin adımlarını görmezden gelemeyeceği ve üyelik müzakerelerini başlatma işareti vermesi gerektiği, Ankara'da çok dillendirilen bir beklenti. Washington, bu beklentiye destek vermekle birlikte, Türkiye'yi özellikle Kıbrıs konusunda daha gerçekçi olmaya davet ediyor. Bir ABD'li yetkilinin yorumu şu: "Türk hükümetinin, 'Önce AB'den olumlu karar, sonra Kıbrıs'ta çözüm adımı' demek yerine, Kıbrıs'ta çözümün gerçekten de hem Kıbrıs Türkleri'nin hem de Türkiye'nin ufkunu aydınlatacağına inandığını ve karşılıklı tavize dayalı bir çözüm fikrini desteklediğini kamuoyuna cesurca söylemesi yararlı olur. Gerçekçilik, Ankara'nın Kıbrıs'ta alacağı tutumun AB'nin zihninde koşul oluşturduğunu görmeyi gerektiriyor."
    ***
    İşte bütün bu bileşenleriyle, krizlere endeksli bir önem yerine, başarılara endeksli bir öneme kavuşma şansını kullanılabilmemiz, değişim düşmanlarının sağda solda bombalar patlatması dahil, her türlü engele karşı hazırlıklı olmayı da gerektiriyor. Elzem olan ise, hükümetin bu fırsatların kalıcı olmayabileceğini ve basit delikanlılık gösterilerinden farklı bir siyasi süvarilik becerisi gerektirdiğini kavraması.
   
    ycongar@erols.com
   
   





Taha AKYOL
Çok önemli bir kitap

Fikret BİLA
Geçiş süreci

Yasemin CONGAR
Türkiye'nin büyük şansı...

Hasan PULUR
Kırk yılda bir iş becerdik...

Derya SAZAK
YÖK taslağı

Ece TEMELKURAN
Ya eğlence ya ölüm!

Yaman TÖRÜNER
IMF'ye ne sözler verdik?

Güngör URAS
Kişi başı tüketim 1998'de 100.0 idi şimdi 92.9