04 Ağustos 2003 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Ya eğlence ya ölüm!

       
Türkiye, sürekli oynayan ve sürekli gürültü yapan insanların memleketi oldu artık. Deniz kıyısında bile oturmak yok; göbek atacaksın. Eğlen yoksa ölürsün!

        Samsun'da çıkan bir yerel gazete yeni açılan barın haberini böyle veriyordu: "Samsun'un Laila'sı açıldı!" Sonra Diyarbakır'da reklam panoları, günlerce aynı bar açılış ilanıyla "yıkılıyordu" geçen yıl:
    "İstanbul'a nispet: Diyarbakır'da Nispet!"
    Görünmeyenin, gösterilmeyenin yok sayıldığı, gitgide de yok olduğu bir ülkede insanlar "İstanbul'dakiler" gibi görünmek, görünebilmek, gösterilmek, dolayısıyla var olmak istiyordu. Kameraya takılabilmek, yani var olabilmek için hayatlarına görünenlerden referans veriyor, kadraja girmeye çalışıyordu. Diyarbakır'da bir süpermarket açılışına paralar dökülerek Nez'in çağırılmasının başka ne gibi bir nedeni olabilirdi ki? Bir süredir böyle bu; Televizyondakiler gibi yaşamaya çalışıyor insanlar. Televizyondakiler gibi eğlenmeye çalışıyor. Eğlenenlerin, mutluların durduğu bir merkez var; herkes canhıraş oraya yüzüyor. Onlar gibi gürültülü ve onlar gibi şen şakrak kuzu parmak! Her şehir kendine bir Laila yapmak istiyor yani, her kasaba İstanbul'dakilere nispetin peşinde. "İyi" yaşamak öyle tarif edildi çünkü; eğlenerek, oynayarak, gürültülü ve Türkiye çok hızlı "öğreniyor"!
   
    Enerjik plajlar
    Yazın gelişiyle birlikte bu görünerek var olma halinin gerçekleştirilebileceği yeni bir alan, yeni bir neşeli uzay keşfedildi: Parti plajları! Oturmak yok, oynayacaksın! Susmak yok, şarkıya katılacaksın! Eğleneceksin yoksa ölürsün! Denizin sesini dinlemek yok artık, iç seslerini duymak yok; gürültü edeceksin. Kesintisiz bir oynama hali! "Durmaktan" bu kadar korkmada ürkütücü bir şey yok mu? Önce Bodrum'dan, sonra diğer kıyı şeridi şehirlerinden, giderek İstanbul'dan ve Türkiye'den bir İbiza (İspanya'nın kesintisiz partileriyle meşhur bir eğlence adası) yaratma çılgınlığı bu! Bir biçimde dünyanın gözüne girme, diline düşme gayreti. Bir yandan da "hayatın tadını çıkarma" çabası içinde hayatın memelerini emmek değil de o memeleri ısırıp koparma hali. Oysa mutsuz insanların eğlenme gayretinde hep zavallı, hep hazin bir hal vardır; öyle bir hüzünlü görüntü. Galiba o hüznü görünmez, duyulmaz kılmak için bu kadar gürültü çıkarıyorlar. Artık Türkiye'de insanlar gürültü çıkarmadan hiçbir şey yapamıyorlar!
   
    Taklit insanları
    Daha hali vakti yerinde olanların oynayıp durması, kendisini müziğe kaptırması, plajda bile durmak bilmemesi anlaşılabilir bir şey de... Geçtiğimiz günlerde İstanbul'un sahil köylerinden birine, Poyrazköy'e düştü yolumuz. Kuru köfteleriyle ve ezilmiş somun ekmekleriyle insanlar kıyıdaydılar. Televizyon izleyen insanlardı bunlar. O yüzden genç çocukların gözlerinde ünlü markaların taklidi gözlükler, taklit markalarla donanmış bedenler. O bedenler televizyonda gördükleri "şen şakrak kuzu parmak" insanları taklit ediyorlardı. Kıyıdaki küçük büfeden, tıpkı lüks plajlardaki "lounge"lardan yapıldığı gibi hızlı müzik pompalanıyor, teyzeler, ablalar, orta okuldan terk koca memeli kızlar beş yıl öncesinden kalma mayolarıyla tıpkı "onlar" gibi oynuyorlardı. Oturma odalarının duvarında Kuran-ı Kerim asılı insanlar hafta sonunda bir günlüğüne televizyondakiler gibi plajı diskoya çeviriyor, "iyi" yaşamanın tadına bakıyorlardı. Eğleniyorlarsa eğlensinler, ama kesin olan şu ki pek mutlu değillerdi. Sanki bir kamera onları çekiyordu!
    Pek yakında gürültüden başka ses kalmayacak. Pek yakında oynamaktan başka bir hal kalmayacak. Pek yakında Türkiye "beğendikleri" gibi olacak; herkes göbek atacak! Kimsenin iç sesi, hiçbir kıyıda deniz sesi kalmayacak...
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Taha AKYOL
Çok önemli bir kitap

Fikret BİLA
Geçiş süreci

Yasemin CONGAR
Türkiye'nin büyük şansı...

Hasan PULUR
Kırk yılda bir iş becerdik...

Derya SAZAK
YÖK taslağı

Ece TEMELKURAN
Ya eğlence ya ölüm!

Yaman TÖRÜNER
IMF'ye ne sözler verdik?

Güngör URAS
Kişi başı tüketim 1998'de 100.0 idi şimdi 92.9