|
|


İÇİMİZDEN BİRİ: SEVİNÇ ÖZGÜR
Ayvalıklı üç kız kardeş...
Sevinç Özgür: "Nasıl kopabiliriz, kopulmaz ki... Onun için biz kardeşler hep bir aradayız"
Tarihe 1000 canlı tanık / 25
EVİN ortanca kızı Sevinç Özgür 1926 yılında Ayvalık'ta doğar. 1946 yılında kaybettiği babasının ardından 18 yaşında evin sorumluluğunu üstlenir. 50 yıl büyük bir istekle yaptığı terziliğin ardından emekli olur. Doğduğu, büyüdüğü Ayvalık'taki evinde görüştük kendisiyle. Görüşme boyunca bizimle olan iki kız kardeşinin de öyküleri karıştı yaşam anlatısına. Ortak bir evi paylaşır gibi paylaşılan bir hayat. Üç kız kardeş... Neşe, Sevinç ve Şeref... Değişen Ayvalık resminin önündeki üç kız kardeşin ortak yaşam anlatısı, ortak yazgıları...
Mübadil değiller, bizimkiler. Çok genç yaşta Midilli'den İzmir'e, İngiliz Gümrüğü'ne tayin olmuş dedem, oradan İstanbul'a gitmişler. Annem babamla evlenip Ayvalık'a gelin gelmiş daha sonra." İzmirli gümrük komisyoncusu Şükrü bey ile evlenen Bedriye hanım 1917 yılında Ayvalık'a geldiğinde henüz 16 yaşındadır. "Burada o zamanlar Yunanlılar varmış. Babamın da, annemin de Rumlarla arası çok iyiymiş. Araları iyi oldukları halde annem gene de korkarmış Rumlardan. Anlatırdı bize, bir gün demişler ki, 'Madam Yunan bayrağı dikeceksin, asacaksın evinize.' Annem de çok kötü olmuş tabii, mavi beyaz kumaş almaya gittiğinde bir de kırmızı beyaz almış, ikisini de dikmiş. Burada bulunan çetelerin sayesinde Ayvalık kurtarılmış. Benim annem babam çok çekti. Ve hiçbir şeyin sahibi de olmadılar. Savaş (Kurtuluş Savaşı) bitip Rumlar gidince, kuyumcu dükkanlarını boşaltmış babam. Metruke müdürüyken burada dünya kadar kuyumcu dükkanı varmış. Torbalarla, çuvalcıklarla toplamış her şeyi... Ne yapsın, nereye bıraksın o kadar mücevheri? Eve getirmiş. Ertesi sabah gelmiş, jandarma almış. Onlar gidince 'Bilmiyor muydun Bedriye, kuyumcu dükkanlarını boşaltmıştım, bir yere teslim edemedim. Onun için eve getirdim' demiş. Yani o kadar dürüst bir insandı ki babam, başka türlü dürüst. Hep anlatırlar bu hikayeyi, akıl almaz derler."
Bedriye hanım ölen beş çocuğunun ardından 1924 yılında kızı Neşe'yi dünyaya getirir. "Neşe doğduğu zaman sütü kaçmış annemin, bir sütanne almışlar eve. O sütanne ben doğduğumda da vardı. Evliliğinin ilk yıllarında da evde çalışan Rum kadınları varmış. Annem iş yapamazdı çünkü, hastaydı hep. Çocuk doğurmaktan kansız düşmüş, sürekli hasta, yani iş yapacak bir insan değildi."
Evin ortanca kızı Sevinç Özgür 1926 yılında doğar. "Ben doğmadan bir sene önce 1925'te gelmiş babamlar bu eve. Gitmezden evvel, 1913'te bu evi yıkmış Rum, sonra yeniden yapmış. Onlar gidince bir Türk adamdan almış babam. Mutfağı kendimiz büyüttük. Banyosu bile yoktu bu evin. Biz de oda ilave ettik."
Eski Ayvalık'ta günlük yaşam
"Annemle babamın hiç iyi bir evliliği yoktu diyebilirim. Çok anlaşırlar, çok sevişirler fakat babam içki içen insandı, yani akşamcıydı. İşi gücü bittikten sonra, yazıhanesini kapattıktan sonra içki içerdi. Onun için biraz zordu yani. Annem de çok titizdi. İşte bu yüzden bizi katiyen sokağa çıkarmazdı, kadına verirdi, babamızın yazıhanesine yollar, orada bir hava alırdık, gene evimize gelirdik. Büyüdükten sonra da saatle çıkardık, saatle girerdik eve. Sonra sokağa çıkmak, oynamak yoktu bizde. Arkadaşlarımız bizim evin bahçesine gelirdi. Devamlı misafirimiz vardı bizim. Yılbaşlarında balolarımız olurdu, balolara giderdik. Bayramlar da gayet güzel geçerdi. İzmir'e giderdik bazı bayramlarda. Sonra fevkaladeydi komşularımız...
Her şey vardı, kalite vardı. Ayvalık çok medeniydi. Kaptanlar, banka müdürleri, paşalar, savcılar vardı bu mahallede. Hepsi değişti şimdi. O ahbaplık mahbaplık bitti. Hepsi gittiler, dağıldılar. İstanbul'a kalkıp giden oldu, ölen oldu... Bir de çok güvenliydi Ayvalık. Çamlık'ta otururken, kapımız bile kapanmazdı, korkmazdık. Gece yarısında gezerdik, aklımıza bir şey gelmezdi. Mesela evimizi böylece bırakır, İzmir'e giderdik. Hiçbir sıkıntımız yoktu. Hiç unutmam, bitişik komşumuz eczacı Niyazi beylerin Çamlık'ta balkonları vardı sokak üstünde. Gümüş tabaklar dururdu masalarında, kimse dönüp bakmazdı. Ama şimdi bırakılır mı hiç bir şey? Şimdi bozuldu, eski Ayvalık değil, katiyen. Çok yabancı var. Bir de fakir çok artık, göç çok. Şark'tan falan gelenler arttı."
"Enstitüye yazıldım"
İlk ve ortaokul tahsilinin ardından Kız Enstitüsü'ne kaydolur Sevinç hanım. "Enstitüye yazıldım İzmir'de. Fakat enstitünün yatakhanesi ayrı, okul ayrıydı. Bu babamın pek işine gelmedi. Bırakmadı, aldı geldi beni buraya. Sonra çok yakın bir ahbabımız vardı burada, iyi terziydi. Ayvalık'ın en iyi terzilerinden. Arkadaşımızın annesiydi, 'Sevinç gelsene bana' dedi. İşte 25 gün oraya gittim. Her şey yapabilirim, söyleyeyim size. Terziliği öğrendim. Ondan sonra işte 1946 senesinde babam öldükten sonra ahbaplar ille 'Sevinç dikişe başla' dediler." Babasının ölümüyle birlikte terziliğe başlayan Sevinç hanım henüz 18 yaşındadır. "Düşünün çok genç kaldık, ben 18 yaşında, Neşe 20 yaşında, Şeref 15 yaşında, tam yaşımızda kaldık, ne yaparsınız? Ablam büyüğüm işte, Neşe... Evin hoppa kızıydı, şımarık kızı. Altı tanenin bir tanesi olunca, öyle büyütülmüş. Küçüğüm Şeref... Onu evlendirdik bir süre sonra. Mecburdum eve bakmaya. İsteyen de olsa, kim alırdı? Öyle 50 sene çalıştım. 50 sene dikiş diktim. Çocukluğumu falan pek anlamadım, 18 yaşında dikişe başlarsanız, ne olursunuz?"
Modelleri Fransa'dan getirten Sevinç hanım, Ayvalık'ta pek çok terziye el verir, onları yetiştirir. "Burada pek çok terzi yetiştirdim. Evlenip evlenip gittiler. Bütün çıraklarım, kalfalarım beni sayardı, çünkü ben biraz diktatörceyim, saydırmasını bilirim. Çok az yabancı müşterim olurdu, zaten çok almazsın yabancı. Eskiden her hafta dikiş yetiştirirdim, düşünebilir misiniz, herkes şık olurdu. Lokale gidecek herkes şık mı şık. Bir balo yapılırdı, resmi geçit, Sevinç Özgür'ün diktikleri çıksın diye. Yani bu kadar şıklık vardı, başka türlüydü."
"Flörtü kafam almaz"
"Flörtü kafam almaz, gizli bir şeyi hiç sevmem. Katiyen. Biz erkek çocuklarından ayrılmazdık ki. Bizim erkek arkadaşlarımız -Ayvalık çocukları- yabancı kız getirirlerdi, bizimle bir şey yapamazlardı, çünkü kardeş gibi büyümüşüz. Gece partilerimiz olurdu. Denize girerdik birlikte, çıkar grup olur otobüslerle Edremit'e giderdik. Biz hiç ayrılmazdık erkek arkadaşlarımızdan. Yalnız bütün arkadaşlarım bekardır, hiç evlenmedi kızlar. Evlenmeyen çoktur burada. Babam ablam Neşe'yi 20 yaşına kadar vermedi, 'Benim kızım daha ev bakamaz' dedi. Ee babam 20 yaşına
kadar vermeyince, 20 yaşından sonra isteyenlere de siz cesaret edebilir misiniz? Edilmedi tabii ki."
Neşe, Sevinç ve Şeref Özgür kardeşler yıllardır bir arada yaşıyor, doğup büyüdükleri, her köşesinde anıları olan evi paylaşıyorlar. Evliliği nedeniyle uzak kalan kız kardeşleri Şeref hanım da bir süre önce eşiyle beraber Ayvalık'taki eve geri dönüp, ortak yaşama katılmış...
"Gayet rahat yaşıyoruz, aklımın köşesinden bile geçmez evlilik. Ama yaşamım çok güzel geçti. Çok güzel yaşadık. Sık sık İzmir'e gideriz. İstanbul'da bir sürü akrabamız var; kıyamet kopar, öyle hiçbir sıkıntımız yok. Gayet rahatız. Arkadaşlarımız var. Hepsi maşallah marifetlidir bizim Ayvalık hanımlarının. Pastalar, kekler yaparlar. Geçen gün bir arkadaşımız var işte. Diyor ki, 'Biz dededen, anneden, babadan bir aradayız, yani üç nesil bir aradayız.' Biz de öyle. Nasıl kopabiliriz, kopulmaz ki. Onun için biz kardeşler hep bir aradayız."
Tavuk adası
"Tavuk adasını hiç duydunuz mu?
O tavuk adasını babam, senelik iki yüz liraya tutuyordu icarla. Tavuk, ördek, kaz, güvercin, tavşan gibi hayvanları çok severdi. Onları beslemek için o tavuk adasını tuttu.
Bir de babamın evi vardı, bir bekçi koydu karı- koca. Onlar orada oturuyordu, biz haftada bir kere, hafta sonları, oraya giderdik sandalla. O adanın ismi bizden kaldı 'tavuk adası' diye.
Sonradan sonradan bekçi tavukları, yumurtaları gider Cunda'da satarmış. Alibey Adası'nda... Babama da gelir dermiş ki, tavşan kaptı, çakal kaptı, bilmem ne kaptı. Babam bakmış olacak gibi değil. Cunda'dan haber vermişler, 'Şükrü bey, senin bekçi' demişler 'her şeyi satıyor.' Babam da ondan sonra bırakmıştı. Kaç sene bizde kalmıştı tavuk adası hatırlamıyorum?"
TARİH VAKFI
Tarih Vakfı sözlü tarih arşivi oluşturmak için tanıklıklarınızı kaydediyor. 70 yaş üzeri 1000 kaynak kişiye ulaşmayı hedefliyor. Ünlülerle değil, içimizden birileriyle... Sizin önereceğiniz kişilerle, dedelerimiz, ninelerimizle... Köylerde, kasabalarda, fabrikalarda geçen hayatlar... Hasatlar, vardiyalar, düğünler, seçimler, yemekler, camiler, kadın matineleri... Tarihe Bin Canlı Tanık Projesi, sözlü tarih görüşmeleri ile, günlük yaşamın, toplumsal geçmişin belleklerde kalmış ayrıntılarını içeren yaşam öykülerini kaydetmeyi hedefliyor. Bugüne kadar projeye destek olan Türk Tabipler Birliği'ne, İnşaat Mühendisleri Odası'na ve Kayseri Ticaret Odası'na maddi desteklerinden dolayı teşekkür ederiz. Siz de projeye destek olun, tarihe katkı da bulunun: Telefon: 0212 327 86 58
Faks : 0212 227 37 32 e-posta: tbct@tarihvakfi.org.tr
Kaynak kişi önerilerinizi bekliyoruz:
Telefon: (0212) 327 86 58
Faks: (0212) 227 37 32
e-posta:mailto:tbct@tarihvakfi.org.tr
www.tarihvakfi.org.tr
GELECEK HAFTA: Bankacı ve sendikacı Hikmet Öziş, İstanbul Büyükdere'yi anlatıyor...
|
|


|