09 Ağustos 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
"Kişilik" nedir, ne değildir...

       
    Nüfusu neredeyse 70 milyonu bulan Türkiye'nin, bir de "tatilciler" kesimi var; 500 bin kişiyi ya geçen, ya geçmeyen...
    Mahut "Amerikan rüyası" Türkiye'de; 30 yaşına varmadan, denize bakan teraslı bir kat, son model bir araba sahibi ve ünlü tatilcilerden biri olmak...
    Bu arada üniversite diplomalı 700 bin genç de, boş gezenin boş kalfası olarak dolaşıyor ortalıkta...
    ***
    Böylesi çarpık bir tablonun temelde yatan nedeni, sanırım her birimize belirli bir oranda bulaşmış olan, "aşağılık duygusu"...
    Kul yığınlarının, yahut sıradan insanların dışında; üst düzey ve kendine özgü bir "kişilik" sahibi olmak; en azından öyle görünmek istiyoruz...
    Psiko - sosyolojik ve çok yaygın bir Şark özelliği ki, sık sık pozörlüğe ve şarlatanlığa kement atmakta...
    ***
    Oysa sorgulanması gereken bir sorudur, "kişilik"in, ne olup, ne olmadığı?
    Sıradan biri olmadığını; gerek zenginlik gösterileri, gerek özel pozlar, gerek ünlü geçinmekle kanıtlamaya çalışmak; yeter mi "kişilik" sahibi olmaya?
    Ne siyasal bir paye sahibi olmak yeter, ne bürokratik bir makam sahibi olmak yeter, ne servet sahibi olmak yeter, ne kitap sahibi olmak yeter...
    Çünkü "kişilik", insanlığın binlerce yıl sonra dahi unutup vazgeçemeyeceği; yaşarken pek de fark edilmeyen garip bir "kozalanma"yla kaybolup gitmiş olanlara ait bir etikettir sadece...
    ***
    Örneğin Diojen'in ölümünden bu yana 2300 yıl geçti...
    Pitagor'un ölümünden bu yana, neredeyse 2600 yıl...
    Sade olumluları değil, olumsuz kişilikleri de ekleyebilirsiniz buna; örneğin Neron'u, örneğin Aleksandr Borjia'yı...
    Şekspir'i, Molier'i, Şopen'iyle, daha binlercesini de sıralayabilirsiniz "kişilik"ler arasında...
    ***
    Bendeniz de, "kişiliğim var benim" diye tutturursam; 300 yıl önce, 50 yaşında ölüp gitmiş ve tüm gelecek kuşaklar boyu da "var olacak" olan Molier'in hakkını yemiş olmaz mıyım?
    Bir yazı adamı da, yaşarken, "yazar" sayılmaz. Hele geçsin ölümünden sonra 300 yıl... Tüm gelecek kuşaklar boyu da, "var olacak" bir kozalanmadan geçmiş mi bakalım yaşarken?
    "Kişilik"in çıtaları, çok ama çok daha yüksektir, bizim kendi aşağılık duygularımızın bir avuntu aradığı "kişilik" görüntülerinden...
    ***
    Bizde hala daha Hazine'den geçinmelilerin özellikle üst takımı tepeden bakar, çıplak hayat okyanusu içindeki meslek sahiplerine...
    Bir vali, bir general, bir diplomat; kendini çok daha üstün görür bir elektrik teknisyeninden, bir marangozdan, bir terziden, bir aşçıdan...
    Oysa Hazine'den geçinmeli takımın, evrensel platformda da kabul görüp benimsenecek bir mesleği yoktur.
    Bir vali, yahut bir general; Viyana'ya, yahut Roma'ya gitse:
    - Ben valiyim, yahut generalim; acaba boş bir valilik, yahut generallik var mı, diye iş arasa...
    Bulabilir mi?
    Ama elektrik teknisyenliği, marangozluk, terzilik, aşçılık evrensel mesleklerdir; o nedenle de hiçbir anlamı yoktur onlara tepelerden bakmanın...
    ***
    Nüfusu neredeyse 70 milyonu bulan Türkiye'de sadece 200 - 300 bin kişinin gerçek bir mesleği var...
    700 bin üniversite diplomalı genç de, boş gezenin boş kalfası...
    Neden bir meslek sahibi olmayı hor görmüşler de, ille bir üniversite diploması sahibi olmayı istemişler?
    Kendilerine de tepeden bakılmasını istemedikleri için...
    Ve gönüllerinde mahut rüya; denize bakan teraslı bir kat, son model bir araba sahibi ve tatilciler kesiminden ünlü biri olmak...
    Ve tabii kendine özgü bir "kişilik" sahibi olarak...
    ***
    Yıllarca önce Londra'da; çok ünlü zenginlerimizden bir dostla, "varlıklı olmak"la "var olmak" arasındaki açıları konuşuyorduk.
    Bana:
    - Bırak yahu, öldükten sonra "var olma"yı sürdürmenin ne anlamı var ki, demişti...
    Kendisine anlatmaya hiç kalkmamıştım; öldükten sonra da "var olanlar"ın - Vivaldi gibi yaşarken çok yoksul olsalar dahi - kendi alemlerinde yarattıkları dünyalardan aldıkları, bizlere meçhul lezzetti...
    ***
    Bu tür konular, denizlerle de haşır neşir olma sonucu, 400 yılda gelişmiş burjuvazi sınıfının; aristokratların toprağa dayalı üretim biçiminden, tekniğe dayalı endüstri üretimine geçmesiyle; kendiliğinden çiçeklenip, kendiliğinden ayrışmış ve billurlaşmış konular...
    Hz. Muhammet ve Mustafa Kemal simgelerini; günlük politikada da, yerli yersiz ön plana çıkararak; "Cami" parfümlü siyasetle, "Kışla" parfümlü siyaset arasındaki tuhaf denklemlerin; söylem ve demeçleri ortamından çok uzak konular...
    O nedenle de işte "Biz bize benzeriz" ve sıradan biri olmadığımızı kanıtlamak için, kendimize uygun bir "kişilik" pozörlüğüne sığınmaya çalışırız...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Irak'a asker göndermek

Çetin ALTAN
"Kişilik" nedir, ne değildir...

Fikret BİLA
Siyasi mutabakat

Güneri CIVAOĞLU
Düğün

Can DÜNDAR
Tesettürlü Diana

Abbas GÜÇLÜ
Şimdiki öğrenciler çok şanslı

Meliha OKUR
İstanbulspor ve Adanaspor'un patronu BDDK mı olacak?

Hasan PULUR
Eğer meslekse, mesleğin son zirvesi...

Derya SAZAK
Üçüncü grup

Meral TAMER
Mikro kredi uygulaması ciddi yürüyor

Tamer HEPER
Uzun sürer

Güngör URAS
'Yeşil pasaport'u 'sulandırma' operasyonu