|


Gençler, düğün sizin düğününüz, ömür de sizin ömrünüz
Sahi bir düğün kime aittir?
Çocuğunu evlendirenlere mi, evlenenlere mi?
Kimin davetlileridir gelenler?
Ebeveynlerin mi, gelinle güveyin mi?
Aleme şan olsun diye yapılan gövde gösterisi midir nikah, yoksa hayatını birleştirmeye ahd etmiş iki gencin yemin töreni mi?
***
Türkiye'nin ilk resmi nikahlarından biri 29 Ocak 1923 günü İzmir beyaz köşkte kıyılmıştı.
Damat, lacivert kruvaze ceket giymiş, kırmızı kravat takmıştı.
Gelin, füme rengi sade elbisesinin üzerinde saçlarını mor eşarpla örtmüştü.
Nikahtan sonra damat bir ara şahidinin kulağına eğildi;
"Aslında gelini bir atın terkisine atıp kaçıracaktım, ama beceremem diye korktum" dedi.
Alafranga usulle evlenirken, alaturka bir kız kaçırma hayal eden bu damadın adı; Mustafa Kemal Paşa'ydı.
***
Belki de o günden beri Cumhuriyet nikahları, genç evlilerin "Aslında şöyle isterdim ama..." diye sızlanıp, istediklerinin tersini, yani ebeveynlerin, adetlerin, kuralların gereğini yaptıkları sevimsiz bir yasak savma seremonisine dönüştü.
Bilal'le Reyyan'ın nikahına baksanıza...
Hangi genç, nikah adı altında tertiplenen böyle sıkıcı bir mitingde, yarısından fazlasını tanımadığı bir davetliler grubuna yapay gülücükler dağıtarak, dışarıda başka gençleri coplayan coplayan 5 bin polisin refakatinde ve hayatında ilk kez gördüğü bir İtalyan'ın şehadetinde murada ermek ister.
Bu "en müstesna gün" için hiç mi özel bir planları yoktur?
"Hayır ben bugün delice dans etmek istiyorum", "Şahitlik için en yakın arkadaşımı düşünüyorum", "Aşkımızı anlatan bir kitap yazacağım ve davetiye niyetine gelenlere dağıtacağım" deme hakları yok mudur?
Yoksa bu ebeveyn gösterisi, "halkalı köleler" için özenle planlanmış bir "hoş geldin dayağı" mıdır?
***
Genç evlileri ekranda, - neredeyse şuursuzca - tanımadığı elleri sıkıp bilmediği yanakları öperken görünce son zamanlarda çoğu düğünde içimden geçen duygu dürttü yine:
Bir kurtarma timiyle salonu basıp düğün sahiplerini rehin alırken gelinle damadı, "Kaçın, gidin, özgürsünüz, bu sizin düğününüz, gönlünüzce evlenin" diye salıvermek geldi içimden...
Hoş nikahtan kaçsalar, başka bir kararda yeniden yakalanacaklardı.
Ya üniversite seçerken, ya işe girerken, ya askere giderken...
Hangi kararda özgürlerdi ki?
***
Bakın bugün Çankaya'da birileri toplanacak, "Gençleri cepheye sürelim mi" diye kafa yoracak.
"Bush kızar, sürelim" kararı çıkarsa bazı gençler, komşu toprağa Amerikan askerine siper olmaya gönderilecek.
Ve görünen o ki, bir kısmı geri gelmeyecek.
***
Peki bir ömür kime aittir?
O ömrü sürenlere mi, yoksa "devletin kutsal çıkarları" uğruna o ömrü mayınlı alanlara sürenlere mi?
Gençlerin ömrü, başkalarının gözüne girmek için kolayca gözden çıkarabileceğiniz alelade bir pazarlık unsuru mudur; yoksa bir genç "Bu ömür benim. İnanmadığım bir dava uğruna harcayamam" diyebilir mi?
Yasalar elverse Irak'a gidecek gençlere "Bu sizin ömrünüz, onu dilediğinizce harcamak ya da başkalarına harcatmamak elinizde" diye haykırmak ve genç bedenlerinin komşu bataklıkta gömülmesine mani olmak isterdim.
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|