|


Taharet mendili ve tuvalet kağıdı; yahut "sağ" ve "sol"...
Bazı sadrazamlar da dahil, nüfusun yüzde 95'inden bile daha çoğunun "elif'i görse, mertek", yani dik bir kalas sanacağı; Arapça, yahut eski Türkçe "elifba"dan, yahut "alfabeden" habersiz kul yığınlarından oluşan, Osmanlı İmparatorluğu'nun; 150 yıl kadar önce Fransa'dan kopya ettiği "lise" öğrenimi, sizce ne işe yaradı acaba?
Birleşmiş Milletler "İnsani Gelişme Raporu" 175 ülke arasında Türkiye'nin; Tunus'un, Guyana'nın, Grenada'nın, Dominik'in, Arnavutluk'un da altına düşerek, 96. basamağa oturduğunu yazıyor...
150 yıl kadar önce Fransa'dan kopya edilen lise öğreniminin, somut sonucu bu mu olmalıydı?
Sert adımlarla yürüsek de böyle bu, esnek adımlarla yürüsek de...
***
Oysa işe nereden başlamak gerekiyordu biliyor musunuz?
Önce siyasetçilerle bürokratların ve öğrencilerle öğretmenlerin sağ bileklerine yeşil bir kartla sarmısak, sol bileklerine kırmızı bir kartla soğan asmaktan...
Böylece hem denizcilikte "İskele - Sancak"ın ne olduğunu; hem de sürekli bir değişim içindeki Dünya'mızda "değişime karşı" olanlarla, "değişimden yana" olanların simgelerini; sağ bilekleriyle sol bileklerine baktıkça, daha iyi netleştirirlerdi.
Lise öğrenimi bu kadarını dahi kıvırmadı galiba...
***
Alafranga hela küvetine, külodunu dizkapaklarının altına indirerek oturup, aptes etmek ve tuvalet kağıdına kurulanmak; alaturka helaya, külot vs'yi tüm çıkararak, yüksek nalınlarla girmek ve kuburun üstüne çömelmek; sonra da apteshane ibriğiyle temizlenip, duvarda yan yana dizili taharet mendillerinden kendininkine kurulanmak...
Alafranga hela küvetine oturmaya alışamayan ve alaturka heladan yana olanlar; yani tutucular, değişime karşı olanlar, statükocular...
Alaturka helada takunyalarla kuburun üstüne çömelmekten, alafranga küvetin üstüne oturmayı yeğleyenler; yani ilericiler, değişimciler, mevcut düzenin aşılmasından yana olanlar...
Vatan millet, Sakarya edebiyatı, taharet mendiliyle mi daha çok bağdaşıyordu, yoksa tuvalet kağıdıyla mı; bir türlü çözemedik.
Sonunda en büyük çözümün çözümsüzlük olduğuna inandık.
***
Benim adım 16. Louis...
1788'de aristokrat temsilcisiyle, kilise ve halk temsilcilerinden oluşan, değişik kesimlerin üçlü sözcülerini topladım. Yeni vergiler salınmadan önce böyle bir toplantı yapmak bizim krallığın eski bir geleneğiydi. Gerçi dedem 15. Louis, böyle bir çağrıya gerek duymamıştı ama, ben duydum.
Aristokrat temsilcisi, itibarlı bir kesimin temsilcisi olduğu için, "sağ" yanımda, halkın temsilcisi de, "sol" yanımda oturuyordu.
Geleneklere uygun olarak, birkaç günlüğüne toplanmıştı bizim "Üçler Meclisi"...
"Sol" yanımda oturan halk temsilcisi, bu küçük meclisin sürekli toplanması gerektiğini önererek, eski bir geleneği değiştirmeye kalktı...
Fransız İhtilali'nin ilk adımı olan ilk değişim önerisi, "sol"umda oturan temsilciden geldiği için de; mevcut düzenin, statükonun, taşlaşmış hipnozların aşılıp değişmesinden yana olanlara "sol" dendi...
***
Benden 210 yıl sonra gelecek bazı kuşaklar, hala daha "sağ" nedir, "sol" nedir anlayamamışlarsa, hiç aldırmayın.
Ben nasıl giyotine çıkarken "sol"un ne demek olduğunu anladımsa; onlar da, yerel vatandaşlıktan, Avrupa vatandaşlığına; Avrupa vatandaşlığından Dünya vatandaşlığına geçilme sürecinde anlamaya başlarlar "sol"un ne demek olduğunu ve bizim gibi, taht - taç sahibi imparatorların yerine geçen "demagoglar saltanatı"nın hamasi nutuklarından da arınırlar.
Ne evrendeki değişim durdurabilir, ne de onun bir parçası olan Arz küresindeki değişimler...
Bir Türk bulmacasıyla bitireyim sözümü:
"7 delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak"...
***
Neredeyse hemen her maçta, fanatik taraftarlar arasında çıkan kanlı bıçaklı kavgalar...
Sık sık mahalle arası çatışmaları...
Bir yanda trafik kazalarında her 3 saatte bir ölenler, bir yanda olmadık cinayetler, bir yanda Hazine arazilerini hapazlama çabaları...
Bunun sonu nereye varacak biliyor musunuz?
Bilmiyor musunuz?
Biz de bilmiyoruz...
***
Sonunda durumun nereye varmış olduğunu, 2050 yılında sağ olanlar görecek...
Ve çok acıyacaklar vaktiyle karamsarlığa düşmüş olanlara...
Ne var ki, o tarihlerde de kimsecikler, bugünkü anlı şanlı ve ünlü yöneticilerden ölmüş olanların mezarlarına, bir buket çiçek bile koymayacak.
Toplumsal bellekten yoksunluk, ressam İbrahim Çallı'nın çarpıcı bir sözünü ışıklandırmada:
- Bu kadar cehalet, ancak tahsil ile mümkündür...
***
11. yüzyılda yaşamış olan Ömer Hayyam'ın bir rubaisiyle bitirelim yazıyı:
Paramız yok ki bir güzel sevelim
Bademiz yok ki içip de haykıralım
Demek günaha girmenin yolu yok
Çaresiz kalkalım namaz kılalım
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|