|


'Takiye'yi anlamak
JANDARMA Genel Komutanı Org. Şener Eygur "Türkiye'de demokrasi ile oligarşiyi karıştıranlar var" dedi. Acaba Sayın General'in niyeti, Başbakan Erdoğan'ın "bürokratik oligarşi"den yakınan sözlerini ima ederek hükümeti yıpratmak mıydı?
Bilemeyiz çünkü "niyet", insanın sübjektif dünyası ile ilgilidir.
"Takiye" de böyle sübjektif bir kavramdır. Sayın General, "demokratik işleyişte başlıca sorun, takiye mantığıdır" diyor. Peki bu ne demek? "Seçim meydanlarında söz veren politikacıların iktidara gelince bunun tersini yapması" mı?
Org. Eruğur'un öteki konuşmalarından anlIyoruz ki, "takıye" ile kastettiği, "irtica"nın kendisini 'irtica değilmiş gibi' göstermesidir.
Türkiye'de "irticai" denilen belirsiz ve heterojen kesimler ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin, birilerince 'önsel' olarak malumdur ki, onların "gizli niyeti" Cumhuriyet'i yıkmaktır!..
Peki, "niyet"i ne biliyoruz? Dahası "niyet"in önem derecesi nedir?
***
İLHAN Selçuk, günlük hayatımızda nasıl "takiye" uygulandığını Kuran ayetiyle ispat etti!!!
Tipik bir Jakoben zihniyeti: Sosyal bir meselenin "nass"la ispatı; dinsel ya da pozitivist nasslarla, dogmalarla düşünmek!
Kuran, tehlike karşısında Müslüman olduğunuzu söylemekten kaçınabilirsiniz diyormuş, İncil böyle bir şey demiyormuş... Onun için ilk Hıristiyanlar aç aslanlar tarafından parçalanırken bile inançlarını söylemişler... 'Gericiler' ise "takiye" yapıyormuş!
Deve gibi, bunun neresini düzeltmeli?!
Kuran'daki ayet, hayati tehlikeden kurtulmak için Müslüman olduğunu saklama iznidir, hayatı üstün tutan bir hükümdür. Hapisten kurtulmak için, ikbale kavuşmak için inanç saklanmaz. Bu, işin 'teolojik' tarafı ve Selçuk bilmeyebilir.
Ama, tarihte inancı uğruna işkencelere, ölümlere katlanmış Müslüman az mıdır?! Binlerce örneğe gerek yok; İlhan Selçuk, dövülerek öldürülen İmamı Azam'ın hayatını okuyup Thomas More ile bir mukayese etsin bakalım.
***
TAKİYE önyargısı, maalesef bilimsel metot zihniyetini öldüren ideolojik bir hurafe haline geldi.
Sosyolog Max Weber, Aydınlanma'nın tarihçisi Dorinda Otram gibi bilim adamları gösterdiler ki, dini hareketler bile 'nass'larla değil, sosyal bilimsel gözlem ve analizlerle, verilerle anlaşılabilir!
Böyle bakınca... Türkiye'de İslami akımın merkez sağda bir "muhafazakar demokrasi"ye dönüşmesini, fonksiyon olarak da demokrasiyi, dışa açılmayı ve AB sürecini hızlandırmasını 'anlamak' için bunu sağlayan sosyolojik dinamikleri anlamak lazım:
Piyasa ekonomisi, ticarileşme, kentleşme, dışa açılma, demokratik süreç içinde yer alma ve eğitim gibi toplumsal dinamikler insanın dinî, duygusal ve zihnî dünyasını nasıl etkiler? Sekülerleşme ile bu dinamikler arasındaki ilişki nedir?
Bu bakış açısı askere de lazımdır.
Bu sosyolojik bakış açısına ve bilgi birikimine sahip olmadan "dogmatik" bir önyargı ile "takiye" damgası vurmak, bilimle alakasız bir önyargıdır; değişimi, toplumsal modernleşmenin çeşitlilik yelpazesini görmeyi engellemektedir.
Halbuki, "hayatta en hakiki mürşit ilim" değil miydi?
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|

|