|
|


Paranoya mı gerçek mi?
Fax: (0312) 427 20 64
Stockholm'de toplanmışlar; başlarında da güya sol partinin lideri hatun, bol keseden atıyorlar. Benim gençliğimde Batı için; "Sevres'i geri getirmek istiyorlar" diyenlere paranoyak derdik. Mantığın iflas ettiği bir dünyada artık bu paranoyakların gerçekçi görünümde olduğunu teslim etmek zorundayız. İnsan hakları İskandinavyalılar için cici bir oyuncak tabanca, başkasının üstüne su püskürten buluğ çağı bebeleri gibi. Ortaya Amerikan rüyası gibi bir de İskandinav rüyası çıktı. Rüyaları gerçekleştirme misyonerliği her zaman saygıdeğer olmaz ve pek ciddiye alınmaz.
Bazı arkadaşlar İsveç'i "sosyalist" diye şık bir terimle nitelerler. Oysa kavramları kendi namusu içinde kullanmak gerekir. Sekiz ailenin yönettiği İsveç garip bir yerdir. İnsanların içine doğdukları kompartmanı delip tırmanmaları son derece güçtür. İşçi sınıfı çoktan "ekonomist" denen ücretçi ve tatilci bir sınıf haline dönüşmüştür. Tatil dediysek İtalya'ya Rönesans anıtlarını gezmeye giden demedik. Boş vakti artan bu sınıfın eğitim düzeyinin ve imkanlarının da artırıldığını sanmayın. Halk sözde işçi sınıfının alkolizmini önlemek için artırılan içki fiyatlarından, biraz öteye Leningrad seferi yapan gemilere doluşarak kurtuluyor ve hafta sonunu, bulduğu ucuz Rus votkasını tüketerek geçirip; vinçle yüklendiği gemilerle geri dönüyor.
Irkçılığa karşı üniversal törenler ve seminerler düzenlemeyi çok seven İsveçliler; bazı sevilmeyen göçmen işçileri ve özellikle kişisel olarak tanımadıkları Türk işçilerini orta yerde öldüren alt tabakadan genç katilleri nasılsa yakalayamıyorlar. Bu kadar rezaletle baş edemeyen ve buna da pek niyeti olmayan Sosyalist Parti başkanı hatuna siyasi sansasyon için bir tek nokta kalıyor: "Sevres'i geri getirmek" için imza kampanyası nutukları atmak. Dahildeki adaletsizlik ve çürümeyle mücadele edemeyen sosyalistler, beşeriyetin kurtarıcılığına soyunuyorlar. Sevres'in hükümleri geri getirilmek istendiğinde kaç kavim birbirini yer; İskandinav sosyalistlerinde bunu anlayacak tarih ve coğrafya bilgisi olduğu şüphelidir.
Bilge kişi rolünü oynuyor
Avrupa medeniyetinin 18'inci asır ortalarına kadar kıyısında kalan İsveç, geçen asır sonunda ve iki büyük savaşta tarafsız kaldı, ticaretle zenginleşti. Ülkenin yükselmesinde sosyalizmin mi yoksa savaş tüccarlığının mı başrolü oynadığı tartışılır. Barışı yeğleyerek, savaşanlara mal üretip sattı diye kuşkusuz bir ülkeyi suçlayacak değiliz. İkinci Büyük Savaş'ta biz de hemen hemen aynı şeyi yaptık. İsveç, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya ile sadece bereketli ticaret yapmakla kalmadı; aynı zamanda Nazilerin eline geçen Yahudi servetinin paylaşımına da katıldı. Son yılların en önemli olayı; "Nazi altını" denen gayrımeşru birikimin nasıl paylaşıldığının ortaya çıkması olmuştur. İsveç ve İsviçre ile birlikte suçlanan bitaraf Türkiye, konferans ve toplantıların sonunda aklandı. İlk ikisi için aynı şey söylenemez.
Avrupa medeniyeti içinde İskandinav yarımadası bilge kişi rolünü oynuyor. Ancak bu kıyafetin üstlerine pek oturduğunu söyleyemeyiz. İkinci Dünya Savaşı'nda işgal edilen Danimarka; ülkenin Yahudilerini fedakarane korudu; diğerleri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bu ülkelerde gerçek azınlık gruplar yok. Olanlar da; mesela Danimarka'daki Doğu Frizyalılar ve İsveç'teki Finliler hiç de iyi muamele görmüyorlar. Finlandiya'daki İsveç azınlığı ise aksine kibirli ve çoğunluk Finlileri küçümseyen, şımarık bir beyaz fil konumundadır. Bu da bir azınlığın tahakkümü olup sakıncalıdır. İskandinavlar sık sık beynelmilel forumlarda ülkelerindeki azınlıklar diye; bazıları birkaç binlik, bazıları birkaç yüz kişilik göçmen işçi gruplarından bahsederler. Bu eşsiz (!) deneylerini birtakım kavimlerin birkaç bin yıl bir arada yaşadığı ülkelerin yönetimine yol göstermek için pazarlarlar. Bu gibi tavırlarını ve cahilane cüretlerini ciddiye almamak gerekiyor. Sevres Antlaşması tarihe mi gömüldü, yoksa hortluyor mu? Abartılmış yorumlar yapmak istemiyoruz ama Avrupacı dostlarımızın Avrupacılığı toz pembe hayallerle değil, ciddiyet ve gerçekçilikle yapmaları gerekir. n
|
|


|