|


Eylül yağmurları ve Miki Fare
Bizimki de dahil, tüm dünya edebiyatında "sonbahar ve yağmur şiirleri" değişik enstrümanlarla aynı orkestrada ortak çalınan evrensel bir senfoni gibi...
Güneşli günlerin bittiği, hüzünlü bir mevsim sonbahar... Ozanlara, insan ömrünün sonbaharlarıyla, aşkların sonbaharlarını çağrıştıran ve kapalı bir gökyüzüyle, gönülsel ve yaşamsal yalnızlıkları büsbütün keskinleştiren bir yağmurlar mevsimi sonbahar...
ABD ile Irak'a asker gönderme pazarlığı; kısa sürse de öyle, uzun sürse de öyle...
***
İşte Yahya Kemal'in "Eylül Sonu" şiirinden iki beyit:
Günler kısaldı. Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...
***
Necip Fazıl'dan da, Yaşar Kemal'in pek sevdiği "Bu Yağmur" şiirinden ilk dörtlük:
Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince,
Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur.
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
***
Globalleşme süreci içinde, müziği, resmi, heykeli, mimarisi, edebiyatı ile "güzel sanatların görkemli klasikleri" ve özellikle de "şiir" eski çekimini yitirmede...
Sanırım iki nedeni var bunun:
1- Cep telefonları, bilgisayarlar, otomobiller gibi, modern teknolojinin gitgide çoğalan ürünleri, kitlelerin daha geniş kesimlerini kapsamaya başladıkça; daha önceleri "bir avuçluk aristokrasiyle büyük burjuvazinin mayalandırdığı" elitizmin iyice törpülenmesi ve binlerce yılda oluşmuş sanat ve bilim bahçelerine karşı ilginin azalması...
2- Spiral ve doğum kontrol hapı gibi, bilimsel olanaklar sayesinde cinsel sevişme ve çiftleşmelerde, kadınların hamile kalma korkusunun azalması; genç kuşaklarda erotik bir özgürlüğün iyice yaygınlaşması...
Çarçabuk yatak bütünleşmesine dönen aşklar için, neden özlemli, yakınmalı şiirler yazılsın ki?..
***
Yüzlerce yıl denizlerin kullanımıyla gelişmiş bir "burjuvazi"nin taklitçiliğiyle, pekala çağdaş bir görünüme sahip olacağımıza inandık durduk.
Ne köylülükten kentliliğe, hangi teknolojilik değişimler sonucu geçilmiş olduğunun analizlerini yaptık; ne egemenliğin, aristokrasiden burjuvaziye nasıl geçtiğinin; ne de toprağa dayalı tarımdan, teknolojiye dayalı endüstriye geçişle; köylülerin, kentlerdeki işçi sınıfını oluşturmasının; ve "burjuva sınıfı - işçi sınıfı" çatışmalarından ortaya çıkan politik sentezlerin...
***
Burjuva taklitçiliğiyle çağdaşlaşma yanılgısı, sanata da yansıdı bizde... Gazete de bir taklitçilik sonucu benimsendi, nesir edebiyatı da, tiyatro da, çoksesli müzik de, opera da...
O yüzden de, 68 milyonda, neredeyse 60 milyonun merakı dışında kaldı.
***
Her sanat dalı, başka bir sanat dalının anlatımda yetersiz kaldığı bir sınır ve alanda başlar. Örneğin edebiyat, yani estetik bir yazı yaratıcılığının anlatımda yetersiz kaldığı bir alandır resim sanatı. Resim sanatının anlatımda yetersiz kaldığı bir alandır müzik, vs...
***
Tiyatroyla sinemaya gelince... Tiyatronun anlatımda yetersiz kaldığı bir alanda başlar sinema sanatı; o alan hangi alandır?
O alan Walt Disney'in yarattığı "çizgi film" alanıdır. O nedenle de sinemayı kendine özgü bir sanat dalı haline Walt Disney'in getirmiş olduğu söylenir...
O Walt Disney ki, hem kendi girmiştir dünya ansiklopediklerine, hem de yarattığı "Mickey Mouse - Miki Fare"...
***
1940'ta Walt Disney, müzikteki büyük klasikleri de "çizgi film" halinde "Fantasia"da görselleştirerek, bütünleştirmek istedi sinemayla.
Ama olmadı. Müzisyenler de, müzikseverler de, felsefeciler de, sanat eleştirmenleri de ayağa kalktılar. Müziğin yarattığı sonsuz bir soyutun, kişiden kişiye değişen titreşimli derinliği; Disney tarafından bir çizgi film içinde somutlaştırılıyor ve kalıplaştırılıyordu.
Resim resimdi; heykel heykeldi; mimari mimariydi; müzik de müzikti; sinemada çizgi film olarak görselleştirilemezdi.
***
Keşke politik bir hamasetçilikle, politik bir çağdaşlık taklitçiliği yerine; bilim ve sanatta evrensel bir yaratıcılık gelişseydi bizde de... Ama ne köylü yığınlarının böyle volkanik bir coşkusu ve isteği vardı; ne de onları yöneten, Hazine'den geçinmeli egemen kadroların...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|