07 Eylül 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Kuş, Bush, duş, tuş, kuruş, duruş, vuruş...

       
    TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger: - ABD, kendi askerlerinin ölmesini önlemek için Türk askerinin gönderilmesini istiyor, demiş ve sormuş:
    - Coni'nin annesi Maria anne de, Mehmet'in annesi Ayşe anne değil mi? Bu durumda ben tezkereye nasıl "evet" derim?
    Mehmet Dülger'in bu açıklamasına karşı ne diyeceğini sordular Nasreddin Hoca'ya.
    Hoca:
    - Başkan Bush da, Washington da, bizim geleneklerimize saygılı hareket etmek istiyorlar aslında, dedi.
    - Ne diyorsun sen Hoca, nasıl yani?
    Nasreddin Hoca:
    - Osmanlı döneminde de, Meşrutiyetler döneminde de, Cumhuriyet ve gerek çok partili, gerek askeri darbeler dönemlerinde de; siyasal iktidarlar için her zaman ortak tavır, "halkın anasını ağlatmak" olmadı mı, dedi? Stratejik müttefikimiz olan Washington da, bu geleneği bozmak istemiyor işte. Coni'nin annesi Maria niçin ağlasın; Mehmet'in annesi Ayşe, yüz yıllardır zaten alışık ağlamaya...
    ***
    İncili Çavuş'a sordular:
    - Yahu Çavuş bak, Irak Geçici Yönetim Konseyi'nin Kürt Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Türkiye'nin ABD ve İngiliz güçlerinin sahip olduğu askeri teknolojik düzeyde olmadığını ve dolayısıyla Irak'ta barışı sağlamakta başarılı olamayacağı için ciddiye alınmayacağını söyleyerek, bize dil uzatmış. Bence Zebari çizmeyi aşmıyor mu?
    İncili Çavuş:
    - Aşıyor, dedi.
    - Peki Çavuş, çizmeyi kimlerin aşıp, kimlerin aşmadığını nasıl saptıyorsun sen? Süleymaniye'de ABD'li albay da, bizim militerlerin başına çuval geçirdiği zaman, çizmeyi aşmadı mı?
    İncili Çavuş:
    - Hayır, dedi. ABD'nin çizmesi çok büyük; ne yaparsa yapsın, hepsi çizmenin içinde kalıyor; o nedenle çizmeyi aşma olanağı yok. Kürt siyasetçilerinin ise çizmeleri çok küçük; hemen aşıveriyorlar çizmeyi...
    ***
    Borazan Tevfik'e sordular:
    - Irak'ta asker gönderme sorunu, gelecek yıl ABD'de yapılacak başkanlık seçimlerinden sonraya ertelenemez mi?
    Borazan Tevfik:
    - Asla, dedi.
    - Neden ertelenemesin?
    - Ola ki ABD'de Demokratlar kazanır seçimi...
    - İyi ya, uluslararası bir çözümden yana onlar Irak'ta. Bizim için de, çok daha iyi değil mi, böyle bir çözüm?
    - Değil...
    - Yapma kuzum Borazan Tevfik, neden değil?
    - Çünkü o zaman, "Bak sonunda, Başkan Bush bile bize muhtaç oldu" diye "Türk'e Türk propagandası yapma" olanağımız kalmaz. Egemenlerimizin ise en büyük sermayesidir megalo bir övünme...
    - Peki, bütün bunları gördükçe sen ne yapıyorsun?
    - Borazan çalıyorum, boşuna Borazan Tevfik dememişler bana...
    - Nasıl çalıyorsun borazanı?
    - Biliyorsun, sesli, melodik uzun bir carta çekerek...
    ***
    Bektaşiye sordular:
    - Başkan Bush, iç politikada gitgide sıkışıyor. Amerikan kamuoyu aleyhine dönüyor yavaş yavaş. Sen stratejik bir müttefik olarak yardımına koşsan, nasıl yardım ederdin kendisine?
    Baba erenler:
    - Elbet nutuk söyleyerek, dedi.
    - Nasıl söylerdin nutuklarını?
    - Şöyle, "Ey aziz Amerikan milleti, şanlı tarihinize layık bir milletin kahraman evlatları; Başkan Bush ne yaptıysa vatanı için yapıyor, milleti için yapıyor. Irak'ta ayda 4 milyar doların harcanması da bunun için; silah fabrikatörleriyle petrolcüleri bir kat daha zengin etmeye çalışması da bunun için; gencecik Amerikan askerlerinin ölümünü göze alması da bunun için... İşi ihanete döken muhalif demokratlar, Başkan Bush'un sizi bir güzel kazıkladığını söylüyorlar. Başkan Bush, sizi kazıklamıyor, sizi daha da yükseltmeye çalışıyor. Biliyorsunuz bayraklar da, gönderlerin, yani özel yapılmış büyük ve uzun kazıkların ucunda yükselirler. Yaşasın Başkan Bush, yaşasın kahraman Amerikan milleti...
    ***
    Bu pazar yazısını da, Fazıl Ahmet'in 1952'de yayımladığı alaycı bir şiirle bitirelim:
   
    Hani?
   
    Bu ne türlü ihtiras
    Sarık sardı her papaz?
   
    Mütehassıs çok ama
    Bilmem nerde ihtisas?
   
    İşte gene ortalık
    Eski hamam eski tas!
   
    Piyasada aranan
    Hep yalanla iltimas!
   
    Ne umalım kalaydan
    Altın bile tuttu pas!
   
    "Rest" çekince kumandan
    Generaller dedi: Pas!
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Çetin ALTAN
Kuş, Bush, duş, tuş, kuruş, duruş, vuruş...

Melih AŞIK
Eski tüfek...

Fikret BİLA
'Zebari'yi susturun'

Hasan CEMAL
Irak'a asker!

Güneri CIVAOĞLU
Sefa çiçeği olmak

Abbas GÜÇLÜ
En lezzetli balık hangisi?

Mehmet Y. YILMAZ
Ruh ikizini aramadan önce kendini bul

Derya SAZAK
Memurlar ne ister?

Meral TAMER
Batı'da şirket evlilikleri bitti, sıra Türkiye'de!

Ece TEMELKURAN
İstanbul'un tafrası! Aksaray'ın Afra'sı!

Tamer HEPER
Tevhit işlemi yapın

Güngör URAS
Alışverişte markın yerini 'euro' almış