07 Eylül 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
İstanbul'un tafrası! Aksaray'ın Afra'sı!

   
Aksaray'ın Akmerkez'i Afra'da bowling salonu var ama Aksaray'ın kızları gidemiyor. Parklar var ama kadınlar oturamıyor. Para var ama yaşanmıyor!

       
    İnsan yaşadığı yer gibi düşünmeye başlıyor" diyor Filiz, 12 yıldır Aksaray'da öğretmenlik yapıyor. Artık memleketi Ankara'ya gittiğinde kendini "köylü" gibi hissediyor.
    Küçük yerlerin büyük sıkıntısı Aksaray'da da İstanbul'daki hayatın burada yeniden üretimiyle giderilmeye çalışılıyor. Tıpkı Orta Anadolu'nun diğer küçük şehirleri gibi burada da insanlar televizyondan izledikleri hayatı kendi şehirlerinde iğreti de olsa tekrarlamaya çalışıyor. Bu yüzden "Aksaray'ın Akmerkez'i" oluyor, başka şehrin Laila'sı, berikinin Reina'sı... Tek bir farkla:
        Bu küçük şehirlerde herkes birbirini iştahla, şüpheyle izliyor. Buraları görenler "İnsan insanın kurdudur" sözünü bir kez daha anlıyor; herkes birbirine pusu kuruyor sanki. Herkes birbirini boğuyor. Böylece hayat boğuluyor.
    Genç emekli öğretmen Gülten, "Görünürde baskı yoktur. Ama sessizce, uzaktan yargılarlar sizi. Çok geçmeden sizinle kendileri arasına camdan bir duvar örerler. Burada ceza, yalnız bırakılmaktır."
    Kadınların sosyal hayatı, gün düzenlemek, tıpkı diğer şehirlerdeki gibi. Son günlerde tozşeker günü, halı günü de düzenleniyor Aksaray'da; tamamen ihtiyaçtan! 40 yaşında çoktan anneanne olan Fatma Duru da ihtiyaçtan ağlıyor şimdi, TIR'ın masasında:
    "13 yaşında evlendirdiler beni. İlkokulu bitirdikten altı ay sonra hamile kaldım. İlk üç çocuğum öldü. Ölülerini bile vermediler. Belki de yaşıyorlar. Cahillik, sormadık bile..."
    İnsan hikâyelerinin içine düşüverince boğulacak gibi oluyor insan, sanki bu şehirler bir tuzak da gidemeyecekmişsin gibi ağır bir sıkıntı...
    O yüzden koşup TIR'ın ilerisindeki pamuk helvacıya biraz pembe alayım diyorum, biraz pembe çalayım aklıma. Oysa gülünce eksik dişleri neşeyle parlayan Mithat Takacak, üç kız sahibi:
    "Bu bisikletle dolaşıp satıyorum pamuk helva. Tanesi 500 bin lira. Kızlarımı okutuyorum. Günde 12 milyon lirayla..."
    Nasıl oluyor peki? Cevabı 13 yıl Almanya'da çalışıp "hakkını aramayı öğrenmiş" olan Cavide Küçük anlatıyor:
    "Allah deyip kalkıyorlar, Allah deyip yatıyorlar. Öyle oluyor işte. Alamanlar bize iş vermeselerdi biz de şimdi Taşlıköy'de muhtar olurduk!"
    Yanımda oturup iskemlede ayaklarını sallayan küçük kızın adı da Ece tesadüfen. 4. sınıfa gidiyor ve fena kabadayı. Ben de öyleydim diye düşünüyorum ve küçük Ece'nin Aksaray'da nasıl "uysallaştırılacağını"... Uzaklara gitmesin diye kanadını kırdıkları güvercinler gibi...
   
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Kuş, Bush, duş, tuş, kuruş, duruş, vuruş...

Melih AŞIK
Eski tüfek...

Fikret BİLA
'Zebari'yi susturun'

Hasan CEMAL
Irak'a asker!

Güneri CIVAOĞLU
Sefa çiçeği olmak

Abbas GÜÇLÜ
En lezzetli balık hangisi?

Mehmet Y. YILMAZ
Ruh ikizini aramadan önce kendini bul

Derya SAZAK
Memurlar ne ister?

Meral TAMER
Batı'da şirket evlilikleri bitti, sıra Türkiye'de!

Ece TEMELKURAN
İstanbul'un tafrası! Aksaray'ın Afra'sı!

Tamer HEPER
Tevhit işlemi yapın

Güngör URAS
Alışverişte markın yerini 'euro' almış