|


Yargı ve hukuk
TÜRKİYE son iki yılda muazzam bir "seçim hukuku" tartışması yaşadı. 3 Kasım seçimleri yargı kararlarının tartışıldığı bir ortamda geçti.
Konu sadece kişilerin özgürlüğüyle değil, "milli irade"nin de tesellisiyle ilgiliydi.
Mesele, yargının "tarafsız" davranıp davranmadığı meselesiyle ve yargıya güvenle birebir ilişkiliydi.
Yargıtay eski Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk bir kitap yayımlayarak "Yargıtay hukuku çiğnedi... Bu bir Dreyfüs olayıdır!" dedi.
Yargıtay Başkanı Sayın Eraslan Özkaya'nın dünkü konuşmasında "evrensel hukuk" vurgusu çok yerindeydi ama hukukumuzun bu tür sorunlarına değinmedi. Elbette kendisinden bir polemik beklenmezdi ama "hukuka güven" kavramıyla ilgili felsefi açılımlar yapabilirdi.
***
BAROLAR Birliği Başkanı Sayın Av. Erdoğan Özok'un konuşma metninde bu "yargının güvenilirliğine gölge düşmesi" sorununa işaret ediliyordu. Fakat nedense konuşurken bu bölümü atladı! Av. Özok'un konuşma metninin satırlarında kalan tespitleri şöyle:
"Yerel mahkemelerden Yargıtay'a, Anayasa Mahkemesi'nden Yüksek Seçim Kurulu'na kadar birçok yargı merciinde kamuoyu önünde sergilenen olaylar, yargıya güveni azaltmaktadır. Özellikle 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce ve sonra seçime katılanlarla ilgili olarak, adli mahkemelerde, Anayasa Mahkemesi'nde ve Yüksek Seçim Kurulu'nda verilen kararlar uzun yıllar tartışılacak niteliktedir..."
Şimdi bir soru: "Yargıya güveni azaltan" bu hukuki işlemler Adalet Bakanı'nın etkisiyle mi yapılmıştı? Hayır!.. Yargı'nın kendi "tavrı" idi!
O bakımdan "yargı bağımsızlığı" kavramını getirip Adalet Bakanı'nın yetkilerine bağlamak bizi yanıltmamalıdır. Türkiye'de asıl sorun "yargının tarafsızlığı" konusundadır.
Yargıtay'da bir dairenin başkanlığı için yapılan seçimlerin aylarca sonuçlanmaması gibi olaylar da yargının itibarını zedeliyor.
***
ADALET Bakanı Cemil Çiçek diyor ki:
"Yargının sorunları elbette önemli ve elbette sık sık gündeme getirilmelidir. Ama bir de yargının sorumlulukları var. Her yetki sorumluluk gerektirir çünkü..."
Yargı biraz da sorumluluklarını konuşmalı gerçekten.
Yolsuzlukla mücadelede yargının dinamizminden, siyasi konularda toplumda "tarafsız hakem" güveni yaratmasına kadar uzanan geniş bir etik ve hukuki sorumluluk alanı...
Yürütme organına ait "uyanık bekçi" ideolojisi, yargının "tarafsız hakem" işleviyle bağdaşmaz.
Cumhuriyet bizde Rousseau'nun "kuvvetler birliği" teorisiyle kurulmuş, yargı kültürümüz de bundan etkilenmiştir elbette... Ama çağımızda Montesquieu'nün "kuvvetler ayrılığı" teorisi hem evrensel, hem anayasal bir ilkedir. Bunun olmazsa olmaz şartı da yargının "tarafsızlığı"dır.
TBB Başkanı Av. Özok'un Montesquieu'den yaptığı alıntı gerçekten çok önemlidir:
"Her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı, toplumda en büyük güven duygusunu sağlar."
Rejimi korumanın da yolu, resmi ideolojinin jargonunu ikide bir tekrarlamak değil, toplumda adalete, yargının tarafsızlığına güvenin sağlam olmasıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|

|