10 Eylül 2003 Çarşamba
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Çok heykelli, tek heykelli ve heykelsiz ülkeler...

       
    Bizim iç politikada, bir türlü bitip tükenmeyen "Kışla - Cami" rekabetinden uzantılı tartışmalar süredursun; bendeniz önceki akşam saat 20 sularında Galata Kulesi'nin bitişiğindeki, - Kule'nin yarısından biraz daha yüksekçe - hem Haliç'e, hem de Boğaz'ın bir bölümüne tepeden bakan bir terastan, İstanbul'un perisel ışıklarla donanmış gecesini seyrediyordum...
    100 yıl önceki İstanbul geçiyordu düşlerimin, bilinmezlere doğru gerinmeyi seven merakları önünden; arkasından, 100 yıl sonraki İstanbul...
    ***
    Galata Kulesi'nin üstünde, "1453 yılında anahtarı Fatih Mehmet'e teslim edilmiştir" mealinde bir plaket vardı. Ne Kule'nin kaç tarihinde yapıldığı belirtilmişti, ne de kimler tarafından yapıldığı...
    1204'te, Mareşal Villehardouin'in komutasındaki 4. Haçlı ordusu, Bizans'ı yenerek İstanbul'u fethetmiş ve 60 yıl sürecek bir Latin imparatorluğu kurmuştu.
    İstanbul üstüne ilk yazılmış kitap da, Mareşal Villehardouin'in "Konstantinopl'ün Fethi Tarihi" adlı kitabıydı. Rahmetli Çelik Gülersoy tarafından, Türkçeye de çevirtilmiş, ama galiba pek kimse okumamıştı.
    ***
    Haliç'in Galata bölümünde çok heykelli Ceneviz egemenliği, sanki Latin imparatorluğu döneminden arta kalmış gibiydi.
    Ve Galata Kulesi, 1348'de Cenevizliler tarafından yapılmıştı.
    Ceneviz de, Venedik gibi, denizleri kullanmasını bilen çok heykelli küçücük bir Latin ülkesiydi...
    ***
    Kimsenin egemenliğinde bulunmayan denizleri kullanmakta öncülük etmiş, çok heykelli küçük ülkelerle; denizleri kullanmayan, tek heykelli veya heykelsiz büyük ülkeler ayırımı, geçti aklımdan...
    İspanya, Portekiz, Hollanda, İngiltere; kimsenin egemenliğinde olmayan okyanusları kullanmasını becermiş, çok heykelli ülkelerdi.
    Kabilelerden oluşan Afrika, Hindistan, Çin; denizleri kullanmamış, tek heykelli veya heykelsiz insan yığınlarının, çok büyük topraklara sahip dünyalarıydı...
    Bir de doğal olarak, denizleri kullanma sayesinde gelişen bir teknoloji vardı... Gitgide dünyayı da değiştiren bir teknoloji... Ve ekonomik yeni denklemler yaratan bir teknoloji...
    ***
    Bizim iç politikadaki "Kışla - Cami" rekabetinden uzantılı, kalıplaşmış tartışmalar, bütün bu konuların çok dışındaydı.
    Örneğin Türkiye üstüne açıklamalar yapan, düşünceler belirten, görüşler ileri süren ve resmi demeçler verenlerden kaçı, kaç Türk heykelcisinin adını ve yapıtlarını biliyordu?
    Zühtü Müritoğlu'yu mu, Şadi Çalık'ı mı, İlhan Koman'ı mı?
    Ve galiba Türkiye de, tek heykelli ülkelere daha yakın görünüyordu.
    ***
    Pazartesi akşamı Kule'ye bitişik terasa gelmeden önce, YKB'nin "Sanat ve Kültür Etkinlikleri" çerçevesindeki "Siyaset ve Edebiyat" konusunda, "non - konformist" bir sohbet konuşması nedeniyle; 50 yıllık can dostum Ara Güler'le karşılaşmıştık...
    Ara Güler, sanat hayatı evrensel sinemaya konu olabilecek düzeyde bir çabanın insanıydı...
    İnsan, yarım yüzyılı aşkın bir dostla karşılaştığında; ortak azalmış ömür takvimlerinin gölgesi altında kalıyor sanki...
    ***
    Galatasaray Lisesi'nin yanındaki bina damlarına, yahut ufuklara doğru kalkmış değişik boylarda 50 madeni borudan oluşan, Şadi Çalık'a ait anıta baktıkça da; hüzünlü renkler dalgalanır içimde...
    Şadi'nin o anıtını, mermerden yontma olanağı var mıdır?
    Her ne kadar Rodin, "nasıl yapıyorsun o heykelleri" sorusuna:
    - Taşın fazla tarafını atıyorum, gerisi heykel kalıyor, yanıtını vermiş olsa da...
    "Minimumizm" akımına öncülük etmiş bir heykelciydi Şadi...
    ***
    Saat 20 sularında yüksekçe bir terastan İstanbul'un perisel ışıklarla donanmış gecesine bakarken; yüz yıl sonraki İstanbul da, geçiyordu düşlerimin içinden...
    İç politikanın, basmakalıp küflenmiş demeç ve polemikleriyle nasıl bir merdiven kurulabilecekti ki, 22. yüzyıla?
    Kimbilir belki de, Hazine'den geçinenler takımının üst kesimi:
    - Gün bugün, saat bu saat; bana ne 100 yıl sonrasından, diye düşünüyordu.
    Ve genç kuşaklar pek farkında değillerdi, kendilerini 20 - 30 yıl içinde nelerin beklediğinden...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
'Millet'in valisi

Çetin ALTAN
Çok heykelli, tek heykelli ve heykelsiz ülkeler...

Melih AŞIK
Gizli güzellikler...

Fikret BİLA
Ankara neye bakacak?

Hasan CEMAL
Gündeme erken seçim düşer mi?

Güneri CIVAOĞLU
Bir dünya masalı (2)

Abbas GÜÇLÜ
Bol keseden not dönemi bitsin

Hurşit GÜNEŞ
Türkiye'ye hücum

Nail GÜRELİ
Asıl "çok çirkin" olan

Sami KOHEN
Gerçek ortada...

Mehmet Y. YILMAZ
En az çiğnenen yol, en radikalidir!

Meral TAMER
AB ile ABD, Cancun'da tam uyum içinde

Ece TEMELKURAN
Telememleket!

Yaman TÖRÜNER
28 Şubat

Güngör URAS
Demokratik sol gelişme (Ne oldi?..)

M. Ali BİRAND
AB'nin Türkiye'ye yeni bakışı