14 Eylül 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   


YÜKSEKÖĞRETİM REFORMU
   
9 Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Can Aktan:
   
Profesörlük, Katolik nikâhına dönüşmemeli

   
Bir araştırma görevlisiyle ilk çalışmaya başladığı üniversite arasında adeta bir "katolik nikâhı" kıyılıyor. Üniversitelerimizde prosedürel terfi sistemi yürürlükte. 'Tekkeyi bekleyen çorbayı içer' deyimi üniversitelerimize yakışmasa da, bir gerçektir

        Türkiye üniversitesini arıyor - 5 / Belma Akçura Naki Özkan

   
    Özlenen Üniversite - Yaşanan Üniversite kitabının yazarı 9 Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Can Aktan, mevcut "profesörlük ve öğretim elamanı seçimi sistemi"ni eleştirerek, yeni bir sistemin nasıl olması gerektiğini anlattı. Prof. Aktan'ın görüşleri özetle şöyle:
    Bugün üniversitelerimizde bilinen, fakat çıkarlarımıza uygun olmadığı için değişmesini istemediğimiz bir yanlış "profesörlük" sistemi devam etmektedir. Profesörlük kadrosuna atama işlemleri pratikte tamamen "prosedürel"dir. Profesörlük kadro ilanı genellikle aynı üniversitede doçentlik kadrosunda bulunan kişi için verilmektedir. Kadro aslında "tahsisli"dir!.. Dışarıdan birinin kadroya atanması bütünüyle istisnadır.
    Profesörlük kadrosu için oluşturulan jüri tamamen prosedürel bir işlemi tamamlamak üzere seçilir. Bunu jüri üyeleri de bilir.
   
    Sistemde rekabet yok
    Mevcut sistem hiçbir şekilde rekabete açık değildir. "Giriş - çıkış" serbestisi yoktur. Başka üniversitelerde çalışan ve akademik yeterlilik yönünden çok iyi konumda olan bir adaya "giriş" hakkı verilmez.
    Kadro ilanı elbette gizli değildir, fakat şeffaf olduğunu söyleme imkanı yoktur. Üniversite dışındaki bir adayın, açılan profesörlük kadro ilanını görebilmesi için neredeyse tüm yüksek tirajlı gazeteleri her gün izlemesi gerekir!...
    Atanan kişi aynı üniversitede sürekli çalışma hakkına sahip bulunmaktadır. Bir araştırma görevlisinin, ilk çalışmaya başladığı üniversitede prosedürel ve formaliteden ibaret olan kimi basamakları geçerek profesörlükten emekli oluncaya kadar geçirdiği süre ortalama yarım asıra denk düşmektedir!... Neredeyse ortalama yaşam beklentisine eş düzeyde yıllar aynı üniversitede geçirilmektedir. Bir araştırma görevlisiyle ilk çalışmaya başladığı üniversite arasında adeta bir "katolik nikahı" kıyılır!... Üniversitelerimizde prosedürel terfi sistemi yürürlüktedir!... "Tekkeyi bekleyen çorbayı içer" deyimi üniversitelerimize yakışmasa da, bir hakikattir...
    Profesör, ömrünün önemli bir kısmını sistem gereği verimlilikten uzak olarak sürdürür. Adeta "salla başı al maaşı" denilen bir sistem mevcuttur. Üniversitelerimizde performansa dayalı bir gelir sistemi mevcut olmadığından çok çalışanla az çalışan arasında hiçbir farklılık yoktur.
   
   
Profesörler en fazla 10 yıl görevde kalmalı
   
  • Profesörlükte ünvan kazanılması ve kadrolara atama işlemleri mutlaka "Akademik Performans Değerlendirme Sistemi" çerçevesinde yapılmalı. Akademik yeterlilik yönünden daha iyi konumda olan kadroya atanmalıdır. Sistem merkezden Üniversitelerarası Kurul tarafından norm kadrolar tespit edilerek yönetilebileceği gibi, belirli kurallara bağlanmak kaydıyla üniversitelerin kendilerine de bırakılabilir. Profesörlük kadro ilanları, jürilerin teşekkülü ve kadroya atama işlemleri tamamen Üniversitelerarası Kurul tarafından yürütülebilir.
       
  • Profesörler görev yaptıkları, ya da atamalarının yapıldığı üniversitede en fazla 10 yıl görevde kalmalıdır. Akademik yeterlilik yönünden en başarılı olanlar kadroya atanmalıdır.
       
  • Profesörler için her üç yılda bir etkin performans değerlendirme sistemi uygulanmalıdır. Üç yıllık dönem içerisinde asgari performans kriterlerinin üzerinde performans gösteren profesörler için pozitif teşvikler (örneğin, bilimsel yayınlar dikkate alınarak prim ödemesi vs.) sağlanmalıdır. Düşük performans gösteren profesörler için de bazı negatif teşvikler (örneğin, maaştan belirli yüzde kesintiye gidilmesi vs.) belirlenmelidir.
       
  • Yüksek performans gösteren profesörlere sadece üç yıl için geçerli olmak üzere "araştırma profesörlüğü" ünvanı verilebilir. Araştırma profesörlerine, mutlaka özel bazı hak ve imtiyazlar (örneğin, sadece lisans - üstü düzeyde ders verme, yüksek maaş vs.) sağlanmalıdır.
       
       
    Jüriler formalite gereği toplanır
        Araştırma görevlisi sınavları da maalesef liyakat ve adalet ilkeleri çoğu zaman gözardı edilerek, her fakültenin kendisi tarafından oluşturulmuş jüriler aracılığıyla yapılmaktadır. Bilgi ve liyakat sahibi olmasa dahi arzu edilen kişi araştırma görevlisi olarak seçilmektedir.
        Yardımcı doçentlik sınavlarında ise akıl almaz bir sistem işlemektedir. Yardımcı doçentlik kadrosu bölüm ve dekanlıkların isteği üzerine rektörlükler tarafından ilan edilmektedir. Kadro ilanları genel olarak önceden o kadroya atanması düşünülen kişi için yapılmaktadır. Dekanlıklar, formalite gereği atamayı onaylayacak jüriyi tayin etmektedir. Jüri üyelerinin birisinin başka bir üniversiteden olması şartı da kılıfına uydurularak, tanıdık bir öğretim üyesi jüri üyesi olarak davet edilmektedir. Tüm üniversitelerde geçerli olacak asgari nesnel kriterler mevcut olmalıdır. Yüksek lisans, doktora ve araştırma görevlisi sınavları, mutlaka merkezi seçme ve yerleştirme sınavları ile yapılmalıdır.
       
       
    Görev süreleri sınırlandırılmalı
        Yaklaşık 20 yıldır üniversitede görev yapan bir bilim insanı olarak akademik yozlaşmaların ortadan kaldırılması için, rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı gibi tüm idari görevlerde sürenin sınırlandırılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu, artık evrensel düzeyde kabul gören bir uygulamadır.
        Üniversite idari kadrolarının seçiminde tüm öğretim elemanları oy kullanma hakkına sahip olmalıdır. Seçimle gelen yöneticiler, üç yıl geçmemek üzere görevde kalmalıdır. Yöneticiler en fazla iki dönem aynı görev ve makam için aday olma hakkına sahip olmalıdırlar.
        Belirli bir fakültedeki öğretim elemanı sayısının aynı fakülteden rektörlük için aday olacak birisini seçmek için yeterli olduğu durumlarda, rektörün her defasında farklı bir üniversiteden seçilmesi gerekir.
        Üniversitelerde kadrolaşmaların, öğretim üyeleri ve özellikle araştırma görevlileri üzerindeki baskıların ortadan kaldırılması için mutlaka yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
       
       
    Doktora eğitimi dejenere oldu
        Türkiye'de üniversiteler, meritokratik yani liyakata dayalı yönetim ilkelerinden tamamen uzaklaşmıştır. Bilim dünyasına açılan ilk kapılar, yüksek lisans ve doktora giriş sınavları ile araştırma görevlisi sınavlarıdır. Bugün üniversitelerimizin pek çoğunda lisans - üstü eğitim (yüksek lisans ve doktora) giriş sınavları maalesef liyakat ve hakkaniyet ilkeleri gözardı edilerek yürütülmektedir. LES ve ÜDS gibi nesnel kriterler getirilmesi çok olumlu olmakla birlikte uygulamada bu sınavların dışında; başvurulan bilim dalında yapılan bilim ve mülakat sınavları ile hak etmeyen kişiler pekala yüksek lisans ve doktora eğitimine kabul edilmektedir. Özellikle, doktora eğitimi ülkemizde dejenere olmuştur. Keyfi düzmece jüriler oluşturularak doktora ünvanları dağıtılmaktadır.
       
       
    ANALİZ
       
    Üniversitede tembellik özgürlüğü olmamalı
        ABBAS GÜÇLÜ

        Bugüne kadar hep üniversiteler, rektörler, hocalar istedi. Devlet de az ya da çok verdi. Peki ya üniversiteler topluma ne verdi? Bunun da artık tartışılma zamanı geldi de geçiyor.
        Örneğin, bilim kimin için yapılıyor? Literatür, başkaları, yoksa Türkiye için mi? Öğrenci yetiştiriliyorsa, kalitesi, vizyonu nedir? İhtiyaç duyulan alanlarda mı yetiştiriliyor, yoksa onbinlerce istihdam fazlası alanlara yeni işsizler ordusu mu kazandırıyor?
        Batılı ülkelerin pek çoğunda üniversiteler üçlü bir saç ayağı üzerinde duruyor. Bütçesinin üçte birini devlet, üçte birini öğrenciler, diğer üçte birini de üniversite bilim, teknoloji ve hizmet üreterek kendisi kazanıyor. Peki Türkiye'de durum nedir?
        Bütün bunlar artık sorgulanmalı. Hocaların yüzde kaçı bilim üretiyor, kaçı ürettiği bilimi teknolojiye dönüştürebiliyor, kaçı maaşının beş, on, yüz katı maaşla transfer ücreti alıyor?
        Üreten hoca ile yatan hoca arasında bir fark var mı? Dünyanın en iyi üniversitelerinde proje bazlı yıllık sözleşmeler söz konusuyken bizde neden hala ömür boyu hocalık söz konusu?
        Üniversite özerkliği için ekonomik bağımsızlık, "olmazsa olmaz" kurallardan birisi. Türk üniversitelerinin en büyük zaafı da bu. Parayı devlet veriyor, düdüğü de o çalmak istiyor. Üniversitelerimiz, ne zaman kendi ayakları üzerinde durma noktasına gelirler, işte o zaman Batılı anlamda özerkliğe kavuşurlar.
        Akademik yükseltmelere gelince: Bizdeki gibi tek tip akademik hiyeraşi ve yükseltme her halde dünyanın başka yerinde yok. Yasa ile akademik ünvan dağıtan da... Profesörlere bakın, önemli bir bölümünün doktorası bile yok. Her üniversitenin bir misyonu olmalı ve kendi öncelikleri doğrultusunda akademik koşulları belirlemelidir. Yeni taslağın üniversiteleri bu dar kalıplardan kurtarması beklenirken daha da merkezi ve tek tip hale getirmesi anlaşılır gibi değil... Üniversitelerin de kendi içlerinde ciddi anlamda bir özeleştiri yapma zamanı geldi de geçiyor...
       
        YARIN
        Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ahmet İnsel.
        Fransa'da Sorbonne Üniversitesi'nde dekanlık ve rektör yardımcılığı yapan Prof. İnsel, Fransa ve Türkiye'deki üniversite sistemini kıyaslıyor. "Rektörleri siyasi otorite mi seçer" sorusunun yanıtını veriyor.
        Yorgo Kırbaki, Atina'dan, Yunanistan'daki yükseköğretimi yazdı.
       
       

    GÜNCEL


    Bütün hayalleri 'kültür sarayı'
    Profesörlük, Katolik nikâhına dönüşmemeli
    Milliyet yazarlarının İzmir izlenimleri
    Kadın kontenjanı yine eskisi gibi...
    Kısa kısa..
    Serin Duruş





  • Melih AŞIK
    Karşı ansiklopedi
    Çetin ALTAN
    Açıl kilit açıl, açılmaz...


     2002 yılında neler oldu?
     2001 yılında Türkiye'de olan önemli olaylar
     Adım Adım Susurluk