14 Eylül 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Açıl kilit açıl, açılmaz...

       
    Hatırladığım kadarıyla yıllarca önce Ferruh Doğan, o sadenin sadesi çizgileriyle, tıpkı yeni yürümeye başlamış bir bebek gibi, durduğu yerde zıplamaya çalışan bir adam çizmiş, altına da "kalkınma" diye yazmıştı...
    Yüz yıllık gazete koleksiyonlarına baktığınızda, bugün de sürüp giden iki tür haber başlığının, hiç değişmediğini görürsünüz:
    1- Kalkınma hamlelerimize dünyanın hayran olduğu...
    2- Yağmurun yine bizi teslim aldığı...
    ***
    Dünkü bazı gazetelerde de, yine aynı başlıklar vardı. Cumhuriyet gazetesi, birinci sayfadan, paçaları sıvamış dört kişinin sular ortasında kalmış bir arabayı nasıl kurtarmaya çalıştığının fotoğrafını yayımlayarak, altına şu başlığı atmıştı, "Yağmur, İstanbul'u felç etti".
    Milliyet de, iç sayfalarda yine aynı başlığı kullanmıştı; "Yağmur felç etti". Radikal ise aynı haberi şu başlıkla veriyordu; "Yarım saatlik yağış yetti".
    ***
    Özellikle İstanbul'a her yağmur yağışında; kentin yağmura karşı pek çaresiz kaldığı haberleri, kuşak kuşak sürüp gider...
    Yüz yıldır tekrarlanıp duran "Dün yine yağmura teslim olduk" flaşlarına, artık oturup, halka moral verecek bir dörtlük yazmak, farz oldu:
   
    Yağmura teslim olmak Türk'ün şerefli yanı,
    Tanrı'nın rahmetini benzetmeyin düşmana;
    Asıl düşman susuzluk, su Türk'ün canı kanı.
    Bir Türk cihana bedel, ne mutlu Türk olana.
    ***
    Hep denir ki, siyasal partiler; muhalefetteyken yaptıkları eleştirilerle söylediklerini, iktidara gelince unutur ve bunları kendilerine hatırlatanları duymazlıktan gelirler...
    Vaktiyle papazın biri, mahzendeki şarapların azaldığını görünce, kilisenin bahçesindeki büyük bir ağacın altında oturan zangoca bağırmaya başlamış:
    - Bizim mahzendeki şaraplar çok azalmış, kim içti bunları yahu!
    Zangoç:
    - Sesiniz duyulmuyor, diyormuş.
    Papaz:
    - Nasıl duyulmaz canım, demiş; o kadar bağırıyorum.
    - İnanın duyulmuyor. İsterseniz yer değiştirelim de, bir de siz deneyin.
    Yer değiştirmişler. Bu kez zangoç bağırmaya başlamış:
    - Papaz efendi lütfen söyler misiniz, baş rahibeyle geceleri kim yatıyor ha!
    Papaz:
    - Haklıymışsın, demiş; gerçekten hiç duyulmuyor.
    ***
    Vaktiyle çok daha radikal görünümde olan yeni iktidar siyasetçileri için, şöyle bir fıkra anlatılıyor.
    Vaktiyle düğünlerde göbek atarak hayatını kazanan, o zamanların deyimiyle bir "rakkase" varmış.
    Eski rakkase, kendisini namaza niyaza adayarak, tövbekar olmuş. Yani tövbe etmiş bir daha açık saçık giysilerle orada burada göbek atmaya.
    ***
    Ve bir gün, bir düğüne davet etmişler eski rakkaseyi...
    Sazlar çalıyor, herkes eğleniyor, gelinle damat şerefine kadehler kaldırılıyormuş.
    Bir ara düğün sahibi, eski rakkasenin yanına gelmiş:
    - Bak, demiş, sen bizim çok eski bir dostumuzsun. Bugün bizim en mutlu günümüz. Bizi kırma, gel azıcık göster sanatını. Unutulmaz bir anı olsun herkes için...
    Kadın:
    - Ama, diyormuş, ben tövbekarım...
    - Canım böyle mutlu bir günde, aile arasında azıcık oynamaktan bir şey çıkmaz. Tanrı da, kul da hoş görür böyle bir şeyi...
    ***
    Tövbekar rakkase, düğün sahibini kıramamış ve sazların birden hızlanan temposuyla ortaya çıkıp, başlamış kalçalarını kıvıra kıvıra göbek atmaya. Bir yandan da mırıldanıyormuş:
    - Allahım günah yazma, Allahım günah yazma...
    ***
    Sazlar coştukça coşuyor, davetliler hep birlikte el çırparak tempo tutuyorlarmış. Ve tövbekar rakkase de, iyice kaptırmaya başlamış kendisini göbek havasına. Kendi kendine mırıldandığı dua da azıcık değişmiş; "Allahım günah yazma" yerine:
    - Biraz yaz, biraz yazma, olmuş...
    ***
    Düğünde coşku daha da artınca, rakkase de büsbütün kendinden geçmiş ve öylesine kaptırmış ki kendisini göbek havasına; mırıldandığı dua da, tövbeye mövbeye "boş ver"meye dönüşmüş:
    - İster yaz, ister yazma; ister yaz, ister yazma...
    ***
    Ve Neyzen Tevfik'ten, bir milletvekili için yazılmış eski bir yergi dörtlüğü:
   
    Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;
    Kimi hırsız, kimi soysuz, kimi deyyus dediler.
    Künyeni almak için partiye ettim telefon,
    Bizdeki kayda göre şimdi o mebbus dediler.
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Çetin ALTAN
Açıl kilit açıl, açılmaz...

Melih AŞIK
Karşı ansiklopedi

Fikret BİLA
Müfettişler konuşsun

Hasan CEMAL
Dostum Mozart!

Güneri CIVAOĞLU
Prenses Zeynep: Siyasete evet

Abbas GÜÇLÜ
En lezzetli balık nasıl pişirilir?

Mehmet Y. YILMAZ
Kalbinde olmayanı, kaleminde bulamazsın

Meliha OKUR
30 kadın muhtarlı bir Türkiye kenti...

Derya SAZAK
İzmir dönüşüm sancısı çekiyor

Meral TAMER
Akmerkez'de sanat halkla buluştu mu?

Ece TEMELKURAN
"TIR"LADIK!

Tamer HEPER
Bu düpedüz hırsızlık

Güngör URAS
Sacide Hanım TL'ye geçti "kazandı!"

Serpil YILMAZ
Çitçiye Washington siyaseti!