|


Dostum Mozart!
VİYANA
Meydanda her zamanki gibi pandomimciler, etraflarında turistler... Büyükada gibi kokuyor. Kocaman kocaman atlar. Stefan Katedrali'nin önünde birikmiş faytonların arasında dolaşıyorum. Yaşlı bir faytoncu nihayet ilgileniyor. Bir elinde kağıttan mendil atının poposunu temizlerken, Ayşe'yle bana Mozart Kahvesi'nin yerini tarif ediyor.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, yirminci yüzyılın başlarında dünyanın merkeziymiş Viyana. O zamanların New York'u, belki daha doğrusu Manhattan'ı. Gücün, kültürün, sanatın başkenti olarak Paris'le Berlin'in burun farkıyla önündeymiş.
Mozart Cafe fazla ihtiyar, çok turistik, Japonlarla dolu. Bayıyor. Bazı şehirlere bazı kitaplar yakışır. Viyana için en çok Stefan Zweig'ın Dünün Dünyası'nı severim. "Viyana'da, ulusal duyguların üstüne çıkmış o iki bin yıllık başkentte büyüdüm" diye yazar.
Bir de şu cümlesi:
"Duygululuğa büyük yeteneği olan kent..."
Kahve deyince Viyana Paris'le yarışır. Hatta kimine göre gelenekleriyle daha ağır basar. Ringstrasse'nin köşesindeki Schwarzenberg Kahvesi'ne gidiyoruz. Saraylar, saray yavrusu binalar ve heykelleriyle ne kadar da görkemli bir hava. Sanırsın ki Habsburg İmparatorluğu hala bütün ihtişamıyla yaşıyor.
Kahveleri severim.
Sigara dumanı, taze kahvenin kokusu... Belki iç dünyama daha çok daldığım için severim kahveleri. Bazen tedirgin duygular uç verir. Nereden geldim, nereye gidiyorum? Hızla geçip yiten yıllardır belki de bu tedirgin duyguları besleyen. Belki yaşadıkların, belki iç hesaplaşmaların...
Bilemiyorum.
Bir boşluk içinde insanın kendini yapayalnız hissettiği zamanlarda gelir bu tedirgin duygular. Kahve köşesinde kocaman bir sessizliğin içine düşersin. Öyle olur ki, bazen hiç istemediğin şeyler bir dipsiz kuyudan çıkar gelir.
Acımasızdır bellek!
Bazen hiç anımsamak istemediğin şeyleri dipsiz kuyulardan çıkartıp önüne koyuverir.
Dostum Mozart!
Nadir Bey'in bu kitabını bir tek sen yazmamıştın gazetede? Niye?..
Cafe Central.
Bir sürü renkli kubbecikten oluşan yüksek tavanı göz alıcı. Avizeler sade ve zarif. Troçki'yle Kafka'nın Viyana yıllarında en çok uğradıkları kahve diye, edebiyatçıların uğrak yeri diye yazıyor. Etrafta o tipler var mı? Kahvenin aylık gazetesinde adını bilmediğim bir romancıdan satırlar.
Bu kahvede yazmış:
"Parasızlık... Kadınsızlık... Borç bulamıyorum. İntihara dair düşünceler..."
Viyana ihtiyar bir şehir!
Müze gibi. Görmüş geçirmiş. Bakınca görkemli, insanı ezecek gibi. Paris de öyle ama onun için hala "Bir şenliktir Paris!" denebiliyor. Viyana sıkıcı mı? Sanmıyorum ama... Belki de tarihiyle, kültürüyle insanın üstüne üstüne geliyor. Daha çok geçmişi mi yaşıyor?..
Cafe Central'ın az ilerisinde, Kunst Forum'da bir sergi:
Picasso - Chagall - Jawlansky.
İsviçreli bir zenginin özel koleksiyonu. Çok güzel resimler. Bizim zenginlerin Picasso'ları, Chagall'ları neden olmadı? Parasızlık mı, kültürsüzlük mü? Yoksa ikisi de mi?..
Burgstrasse'den geçiyoruz.
"Eski konaklar taştan birer tarih yaprağı" diye yazar Stefan Zweig, "Şurada, Lichnowsky'nin konağında Beethoven çalmış. Şu Esterhazyler'de Haydn konukluk etmiş, şu eski üniversitede Haydn'ın 'Yaratılış'ının melodileri ilk kez duyulmuştu. Mozart'ın Figaro'nun Düğünü ezgilerinin ilk yükselmiş olduğu eski Burg Tiyatrosu... Bösendorf salonu, Chopin, Brahms, Liszt ve Rubinstein'ın konserler verdiği kutsal mekan... Mahler'in Viyana Filarmoni konserlerini yönettiği Opera..."
Cafe Landtmann karşımızda.
Koca Freud'un mekanı. İnsanın derinlerindeki, bilinç altındaki sapıklıkları, ilkellikleri belki şu köşedeki salona hakim masada oturup düşündü.
Nerede bu Allah'ın belası kahve? Hangi köşeye saklanmış? Eski Viyana'nın daracık sokakları. Bir yandan Nadir Nadi'nin 1930'larda kaldığı pansiyona bakınıyorum. 1986'da geldiğim zaman bu pansiyonu bulmuş, İstanbul'a dönünce Başyazarıma anlatmıştım.
Viyana'nın en eski kahvesini, Frauenhuber'i güç bela buluyoruz. Kapısında bir plaket: "Mozart 1788'de bu kahvede Haendel'in Pastoral'ini çaldı. Beethoven 1797'de bu kahvede..."
Frauenhuber'de yorgunluk atarmış Mozart... Akşam Viyana Mozart Orkestrası'nın konserine biletimiz var. Beyaz kremalı sıcak elma kekiyle mis kokulu kahvemizi içiyoruz. Dostum Mozart ve Cumhuriyet anıları... Yarın Salzburg'da, Alp Dağları'nın yamaçlarındaki bu romantik şehirde de, Uluslararası Basın Enstitüsü'nden vakit kalırsa Mozart'ın izini sürmek istiyorum.
Viyana'da yaşadı, yarattı ama Salzburg'da doğdu Mozart. O kasvetli, basık tavanlı baba evinde ilk çalışmalarını yaptığı piyanosunu bir kez daha görmek istiyorum.
Yaşlı bir adam. Bir köşede cigarasını tüttürüyor. Belli buradan değil, bu topraklara ait bir adam değil. Doğu'dan bir yerden. Arap, Türk, Kürt, Acem, Afgan olabilir.
Hüzünlü bakan bir ihtiyar...
Acıyla yoğrulmuş bir ömür mü?
Neden buralarda yaşamış olabilir mi? Sürgün mü? Yarım kalmış düşlerle dolu uzun bir hayat geçirmiş olabilir mi? Acaba her gün bu kahvede aynı masaya oturup hala o hiç gelmeyen ya da geçmişte kalan yarınlarını mı düşünüyor?..
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|