14 Eylül 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   



   
Milliyet TIR'ının bilinmeyen hikayeleri:
   
"TIR"LADIK!

       
    Boz topraklar boyunca insanlar, ayakları sanki toprağa düşüp gömülüyor gibi yürüyorlar. Uzaktakiler daha hızlı, beridekiler daha yavaş; herkes esmerleşiyor bir iç sıkıntısıyla. Yoksulluk bir yana, herkes birbirini ayıplayarak yoksunlaşıyor. Çeşit çeşit açlık var, çeşit çeşit aç gözler; bak bak kahrol. Böyleyken işte Anadolu, biz yollara düşmüşken, insan merak ediyor:
    "Niye burada duruyorlar o zaman? Niye burayı seviyorlar?"
    Ya da biz, Milliyet TIR'ına binip "halka giden" yazarlar... Hep mi dert dinliyoruz? Niyeyse önceliği var acının gazetecilikte.
    Oysa şair Birhan Keskin demişti ki:
    "Hayatın bir kıvamı var; neşeyle de dur hüzünle durduğun kadar."
    Başka türlüsü mümkün değil zaten. Çünkü memleketin de bir kıvamı var, biz de kıvam aldık. Güldük bazen. Yola kapıldık kimi kez, çocuklaştık. Belki de acıları dinledikçe etimiz bir direnç geliştirdi; iyi şeyleri aradık bilmeden. İşte bunlar TIR'ın o bilinmeyen yüzünün fotoğraflarının sadece birkaçı. Daha çok var. Biz de memleketi yeniden sevdik. Güldük yani, biz de güldük...
   
        Bazılarımızın "Temel Halay Bilgisi" dersine ihtiyacı var
    Malatya çıkışı. Mutlu Oto Tamirhanesi önüne düğün kurulmuş. Bir bateri, bir org, evlere şenlik bir ses düzeni. Adamlar da sandalyelere oturmuşlar tekdüze müziği dinliyorlar, istiflerini bozmadan. Derhal olaya girdik. Orta yaşlı baterist adamın mikrofondan Can Dündar'a bakarak "Gözlüklü abiyi tanıyorum ama adını çıkaramıyorum" anonsu yapması ayrı bir sansasyondu. Can zaten kendisine ait olmayan, internette dolaşan şiirleri karşısına çıkıp ezberden okuyan adamlardan, onu Can Bartu sanıp "Spor yorumlarınıza hastayım" diyenlerden dolayı bir travma yaşıyordu, travmasını şahane misket havası oynayarak attı. Ardından da halay. Nail Güreli, Ahmet Tulgar, Haslet Soyöz'ün Hoytur'a başvurup derhal "Temel Halay Bilgisi" dersi almasını öneriyoruz. Köyün gençleriyle nerede biteceği belli olmayan bir halaya dalıp geç kaldık.
   
    Aksaray'da Yurttaş'ın aklına geldi. Zira fena sıkılmıştık. Hüseyin Özcan da hazır bulunarak Aksaray'ın gençleriyle bowling oynamaya gidiyorduk. Bizi durdurdu ve "yol daralması" işaretinin önünde günün anlam ve önemini anlatan fotoğrafı çekti: Daralma fotoğrafı!
   
    Kırşehir'de bize bir restoran önerdiler fakat gittiğimiz yer pavyon çıktı. Sonuçlarına katlandık. Biz otururken bavuluyla içeri giren sarışın kadın beş dakika sonra sahneye çıktı. Karede görünmeyen Güngör Uras, Yurttaş ve Kırşehirliler tarafından "Serin Vuruş'çu" olarak tanınan Hüseyin Özcan da masada aslında. Güngör Uras her yerde durmadan yaptığı gibi burada da en çok fiyatlarla ilgilendi.
   
    Belki bilmiyorsunuzdur, memleketimizde ünlü meyve ve hayvan heykelleri geleneği vardır: Diyarbakır'da karpuz, Malatya'da kayısı, Van'da kedi ve nihayet Karaman'da koyun! Karaman'da okurları atlatıp beş dakikalığına Karaman'ın koyunuyla poz verdik. Bu sanat eseriyle bir hatıra fotoğrafı çektirmeden olmazdı; eksik bırakmadık.
   
    Onlar vapurların peşinden giden martılar gibiydiler, hep Milliyet TIR'ının orasında burasındaydılar. Organizasyondan sorumlu Ulaştırma Şefi Fikret bey, çocuklarını özledikçe onları seviyordu ve merak edenleri alıp TIR'a çıkarıp içeriyi dolaştırıyordu. Peşimizi hiç bırakmadılar. Bırakmasınlar!
   
        Muş-Bingöl arası. Derede taş kaydırmak kimin aklına geldi bilmem ama Nail Güreli ile iyi kapıştık. İçkili lokantası olmayan Muş'ta bir önceki gece gizli bir gazino bulduğumuza dair bir hikaye uydurdu Nail bey, çizerimiz Haslet Soyöz'ü saatlerce işlettik. O da kocaman bir taşı dereye atıp, oyunumuzu bozarak intikam aldı bizden. Bendeki Filistinli havası da ayrı tabii!
   
    Mektup yazmayı ihmal etme!
    Kötü otellerde süründükten sonra Elazığ'da Hazar Gölü'nün üzerinde teknede kahvaltı ettik, söylemesi ayıptır. Ercan'ın ısrarıyla gölün ortasındaki, Ermenilerden kalma batık şehre çıktık. Can Dündar ve ben tırmanmada iyiyiz, Ahmet Tulgar ve Nail Güreli pek iyi değil. Mustafa Bakacak ise hepimize gülerek eğlendi. Ercan fotoğraf çekmek için tekneyle uzaklaşırken "Mektup yaz" dedik, "Adreste zorlanmazsın!" Göllere martılar nereden gelir?
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Açıl kilit açıl, açılmaz...

Melih AŞIK
Karşı ansiklopedi

Fikret BİLA
Müfettişler konuşsun

Hasan CEMAL
Dostum Mozart!

Güneri CIVAOĞLU
Prenses Zeynep: Siyasete evet

Abbas GÜÇLÜ
En lezzetli balık nasıl pişirilir?

Mehmet Y. YILMAZ
Kalbinde olmayanı, kaleminde bulamazsın

Meliha OKUR
30 kadın muhtarlı bir Türkiye kenti...

Derya SAZAK
İzmir dönüşüm sancısı çekiyor

Meral TAMER
Akmerkez'de sanat halkla buluştu mu?

Ece TEMELKURAN
"TIR"LADIK!

Tamer HEPER
Bu düpedüz hırsızlık

Güngör URAS
Sacide Hanım TL'ye geçti "kazandı!"

Serpil YILMAZ
Çitçiye Washington siyaseti!