|
|


Sohbet Odası'nın konuğu, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Bayar
AKP merkez sağ değil
Bayar, "AKP, FP'nin bölünmesinden ortaya çıkmış bir parti. Eğer Abdullah Gül FP kongresinde genel başkan seçilseydi, AKP tarzı bir süreç yaşanmayacaktı" diyor
SOBHET ODASI DERYA SAZAK
Kimlik, 9 ayda edinilmez
3 Kasım seçimleri üzerinden geçen bir yılda, 'muhafazakar demokrat' kulvarda, AKP'nin merkeze yöneldiğini ve giderek yerleştiğini görüyoruz, DP, AP geleneğinin gelecekteki temsilcisi AKP mi olacak?
"DP - AP geleneğinin temsilcisi AKP'dir" gibi bir önerme bilimsel değildir. Siyaset bilimine de, hayatın gerçekliğine de aykırıdır. 8 - 9 ayda yeni bir kimlik edinmiyorsunuz! Ben merkez sağım veya merkez solum demeniz yeterli değil. Tarihsel süreçte bakarsanız merkez sağın bu vasfını ortaya koyması en az 15 seçimde ortaya çıkmıştır. Hiçbir toplumsal olgu veya olay kendinden evvelki tarihsel süreçten kopuklukla ifade edilemez.
Seçmende çok ciddi reddiyecilik var.
DEHAP'la ilgili Yargıtay'da başlayan dava 3 Kasım seçim sonuçlarında radikal bir değişikliğe yol açarsa DYP bu süreçten nasıl etkilenecek?
Ortada bir hukuki sorun var. DYP'nin tetiklediği veya başını çektiği bir süreç değil. Yüksek Seçim Kurulu, Çorum ve Siirt seçimlerine DEHAP'ı 41 ilde teşkilatını kurmadığı gerekçesiyle sokmayınca kamu dava açtı. Ortada bir hukuk faciası var.
Bu saptama için geç kalınmadı mı? Seçimlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Seçimden sonra itiraz yapılmamış mıydı?
Yapıldı. YSK'nın verdiği cevap delillendirmenin yetersiz olduğuydu. 4 Kasım sabahı DYP olarak biz itiraz ettik. Mutlak kanunsuzluk sonradan ispat edildi. Bir cinayet davasında maktul var, zanlı yakalanmış, suç aleti de bulunuyor. Ne yapalım, zaman aşımına uğradı denilebilir mi; cinayet dosyası yeniden açılır. Yargıtay da DEHAP'la ilgili kanunsuzluğu onaylarsa YSK bir karar almak zorunda.
DEHAP oyları geçersiz sayılırsa DYP 'üçüncü grup' olarak Meclis'e girebilecek mi?
O tartışmaya bugünden girilmesi bir hukuki sürece müdahaledir. Yargıtay kararından sonra YSK ne yapar bilemeyiz.
YSK'nın işi zor, Tufan Algan, 'kaos doğar' uyarısı yapıyor, Siirt'ten seçilen Erdoğan'ın başbakanlığı da tehlikeye giriyormuş, geçmişe dönük iptal nasıl olacak? TBMM, 66 milletvekilini üyelikten düşürür mü?
Olayın hukuki boyutuna baktığımız zaman YSK'nın bunu yapma hakkı var. Mutlak kanunsuzluk ortaya çıkarsa zaman aşımına bakılmazsızın YSK kendi kararını gözden geçirebilir. YSK içtihatlarında bu yol açık.
Hukuk mu, siyaset mi? Hangisi ağır basacak?
Bu süreçten siyasi bir sonuç çıkarsa demokrasiye de, parlamentoya da gölge düşer. Seçimlerin üzerinden bir yıl geçti diye bu hukuk dışı durumu sineye çekecek miyiz? 4 Kasım sabahı DYP'nin yasal süresi içinde yapılmış itirazı kabul edilseydi ne olacaktı? DEHAP'a verilmiş oylar geçersiz sayılacaktı. Siirt'te de hileli oy kullanıldığı için sonuçta Sayın Erdoğan Meclis'e girmedi mi? YSK kendine göre bir yorum yaptı.
Tayyip Erdoğan'a başbakanlık yolunu açtı.
Demokrasi anlayışımız gereği sineye çektik; aslında Siirt seçiminin yapılış tarzı da çok tartışmalıdır. Tekrarlanan bir seçim yeni listeyle yapılabilir mi? DEHAP'a atılmış oylar geçersiz sayılırsa, ya DYP'nin de Meclis'e girmesi gerekiyor, ya da seçimlerin tümüyle yenilenmesi olasılığı ortaya çıkıyor.
Seçimlerin iptali dışarıda, 'demokrasiye darbe' gibi algılanmaz mı?
Demokrasiyi, demokrasi yapan hukuksallığıdır. Meşruiyeti tartışılan bir parlamentonun halk nezdinde de kabul görmesi mümkün değildir. Seçim hukuku açısından dış dünya bunu anlayışla karşılamak durumundadır. Üzerinden bir saat de bir yıl, ya da 10 yıl da geçse, diktatörlüğü kabul etmek gibi bir şey bu. Seçimin hukukiliği yoksa ona nasıl demokrasi diyeceksiniz? Eğer bu defaki hukuki süreç sonuçsuz kalırsa, 1946'dan bu yana ilk defa seçimlere gölge düşmüş olacaktır.
Tansu Çiller ve kongrede değişen kadro Meclis'e girecek... Ağar yönetimi açısından sorun yaratmaz mı?
Hayır, Sayın Çiller başta olmak üzere hepsi partimizin üyesidir, hatta büyük kongre delegesidir. Sayın Çiller eski genel başkanımız. DYP'nin çok köklü geleneği ve hukuku vardır. Sayın Ağar'ın da geçen gün söylediği gibi 'hiç kimse ve hiçbir şey, kendisi dahil, partinin üstünde değildir'. Merkez sağın liderleri, 3 Kasım'dan sonra seçimin aritmetik sonuçları nedeniyle değil, siyasi mesajı nedeniyle görevlerini bırakmak zorunda kaldılar. Bu hukuki süreç neticede aritmetiği değiştirebilir ancak, siyasi mesajı değiştirmez...
Bu davanın AKP'yi anayasal çoğunluktan düşürmek üzere gündeme getirildiği savına ne diyorsunuz?
Klişe bir söz olabilir ama, bir ülkede başınızı yastığa rahat koymanızı mümkün kılacak en önemli unsurlardan biri yargı bağımsızlığına inanmanızdır. Ben Türk hâkiminin haysiyetine güveniyorum. Baskılar her dönemde olabilir ama yargının siyasi baskılara göğüs gerebildiğini çok gördüm. AKP'nin Anayasa'yı değiştirmek üzere Meclis'te milletvekili transferlerini zorladığını iddia edenler de var. AKP'nin veya CHP'nin de YSK üzerinde, yargı üzerinde bazı girişimleri rivayet olunuyor. Bu rivayetlere itibar etmiyoruz.
AKP'nin oyları salt bir tepki sonucu mu? Oturduğu bir sosyal alanı yok mu?
Her partinin oturduğu bir sosyal alan var, AKP'nin nesnel çıkış şartlarına bakarsanız o partinin hangi siyaset sosyolojisine oturduğu gayet açıktır. AKP, Milli Görüş zihniyetini temsil eden RP'nin kapatılmasından sonra kurulan FP'nin bölünmesinden ortaya çıkmış bir parti. Eğer Sayın Abdullah Gül Fazilet Partisi kongresinde genel başkan seçilseydi AKP tarzı bir süreç yaşanmayacaktı.
Merkez sağda yeni bir partinin kalıcılık ifade etmesi için en azından birkaç seçim görmemiz lazım. Hele Türkiye'de, 'siyasal İslam' vurgusuyla ortaya çıkmış 'demokrasi bir araçtır' diyebilmiş lider ve siyasi kadro hakkında kuşku hanesi her zaman açıktır. Dört eşlilikle ilgili son tartışmada Başbakan'ın tavrı dahi, merkez veya merkez sağda olmadıklarının bir göstergesidir.
AKP'ye yönelik kuşkunun kökeninde ne var?
1970'lerdeki Milli Nizam, Selamet, Osmanlı'da, İslama, dine dayalı bir modeli savunan partilerin damarından geliyor. Bunların, ılımlı merkez sağ, DP, AP geleneğiyle ilgisi yok. Birileri, AKP 'merkez sağ' oldu diyor. Ben merkez sağdayım ve bunu kabul etmiyorum. 3 Kasım seçim sonuçları, kalıcı bir siyasi veya sosyolojik gerçeklik anlamına gelmemelidir.
AB artık ulusal bir proje, AKP de hedefe kilitlendi...
AKP salt iç siyasi çıkarları bakımından AB sürecini desteklemişse ve 2004 sonunda takvim alınmadı diye, Başbakan Erdoğan'ın şimdiden işaretlerini verdiği gibi, yön değişimine giderse, asıl rengi o zaman anlaşılacak. Bizde böyle bir şizofrenik tutum yaşanmaz.
Partide tek bir Alevi yok
AKP Anayasa değişikliği peşinde, Cumhurbaşkanı Sezer'in görev süresini kısaltma projesi tartışılıyor. Özal ve Demirel dönemlerinde de tanık olmuştuk, Çankaya'ya çıkan 'başkanlık rejimi' arıyor. Tayyip Erdoğan da aynı sevdanın peşinde. Siz Cumhurbaşkanı Demirel'in danışmanıydınız, Çankaya Köşkü'nden çıkınca Türkiye başka türlü mü gözüküyor?
Çankaya'dan bakınca Türkiye'nin yönetilmesinin güçlükleri, karar alma sürecinin karmaşıklığını, toplumun taleplerinin siyasete yansıtılmasındaki güçlükleri daha iyi görüyorsunuz. Daha kolay ve etkin yönetim arayışı, başkanlık rejimi tartışmasını gündeme getiriyor. Çankaya çok önemli bir makam. Cumhurbaşkanının anayasal yetkileri de o gücü kullanabilen birisi için hayli ağırlıklı. Ülkenin şirazesinden çıkmasına mani olabilecek yetkileri bulunuyor Çankaya'nın. Burada sorun, tüm seçmenlerin yüzde 25'inin temsiliyle Meclis'in üçte iki çoğunluğunu ele geçiren bir iktidarın, 'başkanlık rejimi' tercihini tek başına yapmasındaki kaygılar.
AKP bugünkü konumuyla bile merkez sağdaki çoğulculuk geleneğiyle uyuşmuyor. 368 milletvekili arasında tek bir Alevi milletvekilinin olmaması çok çarpıcı bir örnek.
SİYASET

Sohbet Odası'nın konuğu, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Bayar
Türk askeri Irak'ta huzuru sağlayacak
Din, Türkiye'nin AB üyeliğine engel değil
Aydınlar tarihi ihmal etti
Malezya Kralı Türkiye'de
|
|









|