|


Küçükken yaralı, büyüyünce başarılı!
Heidi'den Gülben Ergen çıkmaz! Çünkü başarıları, mutsuzluklar yaratır aslında; yıldızları mutsuz çocuklar. En sevilmemiş çocuklardan çıkar tapılanlar
Eski çocuklar, karar verici koltuklarda yerlerini alınca kendi hikâyelerini anlatmaya başlıyorlar aslında.. Yoksa niye yayımlansın Vikingler ve Heidi? Herhalde şimdi o TV kanallarının koltuklarda oturan büyük adamlar ve kadınlar, halının üzerine yatıp yüzü koyun, ellerini çenelerine dayayıp, ayaklarını oynatırken içine daldıkları ılık dünyayı özlemekteler! Tam çizgi filme dalmışken onlar, önlerine bırakılan paşa çayıyla "pöti bör" bisküvilerin yumuşak alemini... Vikinglerin ısırınca içi pembe çıkan etleri ve Heidi'nin şöminede kızarttığı peynirleri... Şehir çocuklarının iştahsız hayatlarına gönderilmiş, uzaklara çağıran mektuplar gibiydi onlar. Kaptan Costeau da o kahramanlardan biriydi sanki; selam vermeden geçmemeli.
Gülben'in kasetleri
"Starlar, kimsenin yaralanmadığı yerlerinden yaralananlardan çıkar." Kelimeler yanlış olabilir; Murathan Mungan'ın bir röportaj cümlesiydi bu. Bütün hafta boyunca Gülben Ergen'in "kasetleri" haberleri çıktıkça, hepimiz onları büyük bir iştahla okudukça, niyeyse bu cümle geldi gitti aklıma. Hülya Avşar, Gülben Ergen, Ajda Pekkan, Petek Dinçöz, Seren Serengil ve diğerleri, nerelerinden yara almışlardı? Hangi yaradan kaçmak için bu kadar yukarı tırmanmak zorundaydılar? Hayata tırnaklarını geçirirken parmaklarından süzülen kanları hissetmiyorlar; zira, daha büyük bir acıyı dindirmeye çalışır gibiler.
Sahneye çıkmak, izlenmek, alkışlanmak, çok hayran olunmak, en yukarıda olmak, orada durmak için çırpınmak, "tavernacı" kazuletlerle birlikte olmaya sırf "yükselmek" için katlanmak... Heidi bunları yapabilir miydi? Yapar mıydı?
Kendini seven, kendinden ta derinden memnun olan, huzurlu olan çocuklar, büyüyünce o kadar da başarılı olamazlar kanımca. Ancak bir yerinden fena halde darbe alanlar başarılı olmak zorunda hissederler kendilerini. Mutlu olsalar niye hayatla cebelleşsinler ki? Başarıları, mutsuzluklar yaratır aslında; yıldızları mutsuz çocuklar. En sevilmemiş çocuklardan çıkar tapılanlar...
Heidi gibi çocuklar
Bir kız olduğunun bile farkında değildi Heidi, saçları bu yüzden kısacık ve biçimsizdi. Ayakkabıları hep koşmaya yönelik, ağzı gülünce kocaman açılan tipteydi. Çiçeklerin üzerine atardı kendini, yuvarlanıp, oradan oraya zıplardı. Burnu, dizleri, yanakları kirlenmiş olarak eve döner, çapur çupur yıkanmaya koşardı. Tek başına takılır, dağlarda Peter'in peşinden koşardı. Utanmazdı, düzgün oturmazdı, korkmazdı, "hanım kız" olmazdı, kavga eder, otoritelerin en sevimsizi Madam "Rotermayer"i gıcık eder ve Peter'in ninesi için şehirde beyaz ekmek biriktirirdi... "Burnum nasıl? Karnım nasıl? Güzel miyim?" diye sormaz, "En birinci ben olmalıyım" gibi şeyleri aklından geçirmezdi. Kendiyleydi, kendindeydi; kendine dışarıdan bakıp ayıplamaz ve kırbaçlamazdı. Böyle kız çocukları yetiştirmeye yarar mı acaba yeniden izlemek Heidi'yi? Yıldızlar değil, mutlu insanlar doğurmak, yetiştirmek için, çocukluk çizgi filmlerini yeniden izleyecek yaşa gelmişken eski çocuklar...
ecetem@hotmail.com
|
|

|