17 Eylül 2003 Çarşamba
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   


YÜKSEKÖĞRETİM REFORMU
   
Doğramacı süresiz rektörlük önerdi

   
YÖK'ü yaratan adam olarak tanınan Prof. Dr. Doğramacı, "Yeni bir üniversite yasasında süresiz rektörlük olmalıdır. Üniversitelerin sahipleri öğretim üyeleri değildir" dedi

        Türkiye üniversitesini arıyor - 8

   
    Profesör Dr. İhsan Doğramacı. Kamuoyu onu hep 12 Eylül sonrası "12 Eylül ürünü" veya "askerin dayatmasıyla çıkarılan yasa" deyimlerinin kullanıldığı "YÖK'ü yaratan adam" olarak tanıdı.
    Üniversitelerin ve kamuoyunun gündemini 22 yıldır ağır eleştirilerle meşgul eden YÖK'ü bu kez Prof. Dr. Doğramacı anlattı:
   
    Askerin teklifini kabul etmenize ne etken oldu?
    O döneme kadar basında üniversiteler sürekli eleştiriliyordu; üniversiteye giren her 100 öğrenciden ancak 17'sinin mezun olduğu, üniversiteye kayıt olan öğrencilerden yüzde 10'unun ilk sınıfta, yüzde 33'ünün de üst sınıflarda okulu terk ettiği, üniversitelerde öğretim üyesi dağıtımında büyük dengesizliklerin bulunduğu yönünde haberler çıkıyordu. Bunun üzerine katkıda bulunacağıma inanarak görevi kabul ettim.
   
    YÖK'ün sorumlusu benim!
    Size bu işi doğrudan doğruya kim teklif etti?
    Adını bilemediğim üst düzey bir yetkili aradı. Milli Güvenlik Konseyi'nin beni görevlendirmek istediğini söyledi. Daha sonraki temaslarım Necdet Üruğ Paşa ile oldu. Avrupa'daki yönetim sistemi hakkında bilgim olmakla birlikte, bu ülkelerin eğitimde isim yapmış liderlerini Ankara'ya davet ettim. Birçoğu geldi, bu çalışmamda bana yardım edenlerin başında Prof. Kemal Karhan gelir. Ona müteşekkirim.
    Üniversitelerden görüş almadınız mı?
    1981 Ağustosu'nda bir komutanın daveti üzerine Türkiye'de görev başında bulunan rektörler ve akademi başkanlarının her birinden görüş banda alınmış ve deşifre edilmişti. Bana iletilen bu görüşlerden de yararlandım. Sonunda hazırladığımız taslağı bir cumartesi günü Meclis'in bir salonunda sivil giyinmiş bulunan Milli Güvenlik Konseyi üyelerine sundum.
    Asker sizin taslağınızda bulunan her şeyi kabul etti mi?
    İki konu dışında önerim aynen kabul edildi. Bunlardan biri çok önemli bulduğum rektör ataması ile ilgiliydi. Ben İngiltere ve Amerika'daki atama sistemine benzer bir sistemin getirilmesini yararlı buldum. Yani rektörlerin üniversite dışından yönetimde tecrübeli kişiler tarafından atanmasının yararlı olduğuna inandım. Ve bunu konseye önerdim, ancak konsey buna karşı çıkınca bir orta yol bulundu. Buna göre önerdiğimiz rektör adaylarının ikisi üniversite dışından olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı makamı daima üniversite içinden önerileri kabul etti. Bir süre sonra da bu hüküm değiştirildi.
   
    Öğrenci oyununa karşıydı
    Kabul edilmeyen ikinci konu neydi?
    Üniversite kurullarında oy sahibi olarak öğrencilerin yer almasıydı. 1967'de çıkarılan Hacettepe Üniversitesi'nin özgün kanununda ve yönetmelikte öğrenciler her düzeyde yönetime katılıyorlar ve başarılı oluyorlardı. Konsey bunu da uygun görmedi. Bunun dışında YÖK Kanunu'nun bütün hükümleri benim önerdiğim doğrultuda yasalaştı. Ve sorumlusu da benim.
    Üniversitelerin özerkliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
    2547 sayılı kanunun uygulanmasında öğretim üyelerinin siyasi görüşleri ne olursa olsun onların eğitim ve araştırma özgürlüğüne hiç dokunulmamıştır. 2547 sayılı kanunda bilim özgürlüğünü kısıtlayıcı bir hüküm yoktur. Öyle bir tasarruf varsa, yöneticilerin tasarruflarıdır ve yasaya aykırıdır. Üniversitelerin kendi kendilerini denetleme sistemine ben hiç rastlamadım.
   
    1402'nin iptalini istedim
    Ya üniversiteden atılanlar?
    1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'na göre birçok bürokrat görevlerinden alındı ve bunların arasında bazı öğretim üyelerinin de adı vardı. Bu tasarruf YÖK bilgisi dışında olup YÖK aracılığı ile değil, sıkıyönetim kararı üniversitelere doğrudan bildirilerek gerçekleşti. Kanımca, gerekçe ne olursa olsun çok olumsuz bir tasarruftu. Bunun üzerine iptali için girişimde bulundum. Danıştay'a gitmek için Başbakanlığa başvuruda bulundum. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bir vesile ile bu girişimimizi dile getirdim. Bunu komisyon zabıtlarında bulmak mümkündür. Ancak bir sonuç alamadım.
    YÖK üyeleri yönetmelikte yer aldığı halde alınan kararların tutanaklara geçmediğini öne sürüyor. Kanunla kurulan bir kurulun yönetmeliğine aykırı hareket etmesi ne anlama gelmektedir?
    Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nda göreve başladığım günden itibaren sonuna kadar toplantılarda tutanaklar tutuluyordu. Ve bu görevi raportör olarak Prof. Gürol Ataman üstlenmişti. Vefatından sonra görev Prof. Zeynep Korkmaz'a verildi. Prof. Korkmaz hayattadır. Kendisi tutanakların bir suretini zapta geçirmek üzere Genel Sekreterliğe teslim eder. Ve çok titiz olduğu için de bir suretini kendisinin özel arşivinde muhafaza ediyordu.
    Yeni bir üniversite yasasında ne olmalı?
    Süresiz rektörlük olmalıdır. Rektörlük boşalınca YÖK tarafından ilan edilmeli, yönetimde, eğitimde tecrübeli biri (bu kişinin profesör olması gerekmiyor) atanmalı. Üniversitenin özgürlüğünü kısıtlayıcı eğilimde bulunanların bir üst kurul tarafından görevine son verilmelidir. Kurullarda öğrencilere de oy hakkı verilmelidir. Aslında üniversitelerin sahibi öğretim üyeleri değildir. Onlar belirli bir ücret karşılığı görev almış saygın kişilerdir, memurlardır. Üniversitenin sahibi onlar olmadığı için dekan ve rektör seçiminde onların oyuna başvurulmamalıdır. Üniversitenin sahibi öğrenciler, onların aileleri ve toplumdur.
   
   
Bilkent'te gizli zirve
   
Başbakan Erdoğan, Çelik, Mumcu ve Gönül'ün kendisini evinde ziyaret ettiğini belirten Doğramacı, anlattıklarının taslağa yansımadığını söyledi

   
    AKP üniversite konusunu sizinle görüştü mü?
    Başbakan Erdoğan, bir önceki Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, şimdiki bakan Hüseyin Çelik, Vecdi Gönül ve danışmanlık görevinde bulunan bazı öğretim üyeleri benim evde toplandık. Ben de bu vesileyle dünyadaki eğitim sistemleri hakkında ekrandan bilgiler sunup 1981'den
    önce ve sonraki Türk üniversitelerinin eğitim - öğretim ve araştırmalarıyla ilgili açıklamalarda bulundum. Bu sunuşlarıma karşı ne Mumcu, ne de Çelik herhangi bir yorumda
    bulundular. Ancak Başbakan Erdoğan, "Çok değişik görüşler aldık" diye yorumda bulundu.
   
    Bu taslak çıkmaz
    Ve ortaya bir taslak çıktı, sizden yararlanmışlar mı?
    Zannetmiyorum. Esasta herhangi bir değişiklik olmadı. Yani bizim önerdiğimiz doğrultuda bir değişiklik tespit etmedim. Ancak bunlar birer taslaktır, sonunun ne olacağını bilmiyoruz. Fakat bu taslak bu haliyle çıkmaz.
    Bu taslakla imam hatiplerin önü açılıyor mu?
    İmam hatip lisesi mezunlarının yükseköğretimin başka dallarına girmelerini zorlaştırmak yerine imam hatip liselerine ihtiyaca göre çok daha az öğrenci alınması ve bunların İlahiyat Fakültesi'ne girmeleri için burslar ve diğer maddi avantajlar sağlanması düşünülebilir. Aksi halde meslek lisesi öğrencilerinin tümünü cezalandırmak herhalde tartışılacak bir konudur.
    Türbanın da önünü sizin açtığınız öne sürülüyor?
    Türbanla başörtüsünü karıştırıyorlar. Benim söylediğim modern, sadece saçı içine alan bir örtme biçimiydi.
   
   
Hükümetten YÖK yasa tasarısında geri adım...
    ABDULLAH KARAKUŞ Ankara

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, YÖK Yasa Tasarısı'nda acele etmeyeceklerini belirterek, "Rektörlerin görüşlerini bir kez daha dinleyeceğiz. Ona göre bir tasarı hazırlayacağız" dedi. Dün beş saat süren AKP-MKYK toplantısının basına kapalı bölümünde Genelkurmayın itiraz ettiği YÖK Yasa Tasarısı'yla ilgili gelişmeler tartışıldı. Üyelerin tasarının akıbetiyle ilgili sorusu üzerine Erdoğan, bu konuda acele etmeyeceklerini kaydetti. Erdoğan, "Herkesin görüşlerini alıyoruz, süreç devam ediyor" diye konuştu. Askerlerin düşüncelerini dikkate alma eğiliminde olan hükümetin, özellikle YÖK Genel Kurulu'nda yer alacak temsilcilerin hepsinin unvanın profesör olması düşüncesinden vazgeçeceği kaydedildi. Genelkurmay, üyelerin hepsinin profesör olması üyeleri için değiştirilmesini istemişti.
   
   
ANALİZ
   
Günahıyla, sevabıyla Doğramacı
    ABBAS GÜÇLÜ

    YÖK'ün mucidi 12 Eylül'ün generalleri değil, Doğramacı'dır. Kuran da o, kendinden sonraki başkanları cumhurbaşkanlarına öneren de o...
    Mehmet Sağlam ve Kemal Gürüz, kendisi YÖK Başkanı iken onun prensleriydi. Her ikisini de önce rektörlüğe, ardından da YÖK başkanlığına getirdi. Sağlam, vefakâr çıkmadı. YÖK Başkanı olduğunda ilk kazığını, Bilkent'in para musluklarını keserek Doğramacı'ya atmak istedi. Bu yüzden yolları ayrıldı. Gürüz ise hâlâ sıkı sıkıya bağlılığını sürdürüyor...
    Doğramacı yoktan var etmeyi seviyor ama gerisini getiremiyor. Yarattığı kurumdan hevesini aldıktan sonra yeni arayışlara giriyor. Hacettepe'de, YÖK'te, Bilkent'te hep öyle oldu. YÖK'te çok hatalar yaptı. Ankara'dan öteyi görmeyen papyonlu rektörleri Anadolu üniversitelerinde görevlendirdi. Ne onlar üniversiteye ve kente alıştı ne de kent onlara. Kral gibiydi, istersem odunu da rektör yaparım havasındaydı. Nitekim hiç hak etmeyen pek çok isim, onun sayesinde rektör, dekan oldu. Atama sisteminin dejenere olması bu yüzden. Zaten yaptığı her hayırlı işi, önce kendisi bozdu. Doçent ve prof. olmak için rotasyon sistemini getirdi. Yeni kurulan üniversitelere gitmeyen profesör olamayacaktı. Ama rotasyonu ilk sulandıran da o oldu. Kent içi rotasyon sistemini getirdi ve sistemi iflas ettirdi. Türbanı bir yasakladı, bir serbest bıraktı. Gelen iktidarlarla uzlaşma konusunda onun üstüne hâlâ kimse gelmedi. YÖK'e ve üniversitelere yeterince zaman ayırmadı. Bir röportajında YÖK benim vaktimin yüzde 20'sini bile almıyor dedi. Akademik liyakat ve başarıdan çok, kayıtsız şartsız kendisine bağlı olanlara öncelik verdi. Denetim mekanizmasını neredeyse hiç çalıştırmadı... Bir gecede profesör sayısını ikiye katladı. Doktorası olmayan binlerce öğretim elemanı onun sayesinde profesör oldu.
    Üniversitelerin Anadolu'ya yayılmasında önemli katkıları oldu. Ama Batılı anlamda kurumsallaşmaları için hiç çaba harcamadı. Hâlâ yurtdışındaki en popüler bilim adamlarımızdan birisi. Dünyanın her tarafında tanıyanı var. Dünyadaki yükseköğretim sistemlerini de yakından tanıyor. Doğru biliyor ama gerekeni değil, isteneni ve istediğini yapıyor...
   
   

GÜNCEL


Başkan Karakaya yine kayboldu
Doğramacı süresiz rektörlük önerdi
'Bana gülümsedi, sonra helalleştik'
Derbiye çocuk kalkanı
Okutmayan babasını şikâyet etti
TÜBİTAK başkanını seçti, ancak atanamıyor
Trafik çilesi bencillikten
ONO Konferansı'nda "skandal" konuşuldu
İşsizlik cinneti
Serin Duruş





Melih AŞIK
Temizlikçi veli!
Hasan PULUR
Değer miydi, değmez miydi?
Çetin ALTAN
İstanbul dağdağası, Köyceğiz ve Ekincik Koyu...


 2002 yılında neler oldu?
 2001 yılında Türkiye'de olan önemli olaylar
 Adım Adım Susurluk