|


Hayat biter, dert bitmez!
SALZBURG
Kongre kulisinde Güney Afrikalı bir meslektaşım. Uzun yıllardır ilk kez karşılaşıyoruz. 1983'te Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yürütme Kurulu üyeliğine birlikte başlamıştık Roma'da.
Yirmi yıl geçmiş.
O tarihlerde Güney Afrika'da ırkçı rejim tüm şiddetiyle sürüyordu.
Bizde ise 12 Eylül!
Askeri yönetimin insan hakları ayıplarıyla basın özgürlüğünü hiçe sayan uygulamaları bitmek bilmiyordu.
Bu yüzden Güney Afrikalı meslektaşımla ben 1980'lerde yine IPI gündemlerinin gediklisi olmuştuk. Neredeyse her yürütme kurulu toplantısı bizi dinleyerek açılır, ırkçı rejimle askeri yönetimi kınayan bildirilerle noktalanırdı.
Bildirilerin hazırlanması ayrı bir eğlenceydi. Usturuplu olmaları gerekirdi. Yoksa memlekete döndüğümüzde ikimizin de başı belaya girebilirdi. Onun için bildirilerin üslubu, diplomatik metinler gibi kuyumcu titizliğiyle kaleme alınırdı.
Bu da bazen aramızda ateşli tartışmalara yol açardı. Çünkü tuzu kuru bazı Avrupalı meslektaşlarımız daha sert ifadeler için bastırınca kurulda kavga çıkardı.
Bir beyaz olan Güney Afrikalı meslektaşım arada bir yürütme kurulunun Avrupalı üyeleriyle kafa bulurdu. Ne kadar sıkıcı, tekdüze bir hayatları olduğunu söyler, buna karşılık bizim hiç bitmeyen renkli heyecanlarımız nedeniyle ne kadar şanslı olduğumuzu ince alaylarla anlatırdı.
Böyleydi 1980'ler.
O da ben de gerçekten heyecanlı günler yaşadık. O benden bir adım öndeydi. Çünkü birkaç kez ırkçı rejimin hapishanelerine düşmüştü. Bu defa da onu hapisten kurtarmak için IPI olarak bildiriler yayımlamış, kampanyalar örgütlemiştik.
Eski günleri andık birlikte.
1980'ler bizde 141, 142, 163 devriydi. Türk Ceza Yasası'nın bu maddeleri uyarınca komünizmin ve şeriat propagandası ile komünist parti yasaktı. Bu yasaklarla düşünce özgürlüğünün üstüne Türkiye'de şal örtülürdü.
Bir de 159. maddesi vardı.
Hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif etmekten söz ederek hapishane kapılarını sık sık gazetecilere, fikir adamlarına açardı.
140. maddeye gelince...
Ceza Yasası'nın bu maddesi de o tarihlerde yurtdışında benim gibi Türkiye'deki rejime dönük eleştirel faaliyetleri olanların korkulu rüyasıydı. Çünkü 140. maddenin öngördüğü cezalar çok daha ağırdı.
1980'lerin IPI toplantılarından birine, bütün bu antidemokratik maddelerin İngilizce çevirilerini getirmiş, öykülerini anlatmaya çalışmıştım.
Anımsıyorum, Güney Afrikalı meslektaşım şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacaktı. Çünkü ırkçı rejimin yasakçı mevzuatıyla bizimkinin benzerlikleri korkunçtu. Her tarafa çekilebilir muğlaklıklarıyla çok fena can yakan yasa metinleri sanki aynı yasakçı zihniyet tarafından kaleme alınmıştı.
Yıllar böyle geçti.
1990'ların başında çok şeyin değiştiğini gördük. Komünizm çöktü, Soğuk Savaş bitti. Güney Afrika'da Nelson Mandela hapisten çıktı, ırkçı rejim tarihe karıştı.
Bizde de "141, 142, 163 devri"ni kapatan Turgut Özal, bu kez Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi ile TCK 312 dönemini açtı. Yani bizde değişen fazla bir şey olmamıştı. Bu defa 8'ler, 312'lerdi, düşünce özgürlüğünün tepesinde Damokles'in kılıcı gibi sallanmaya başlayan...
Birbirimize sorduk: Şimdi durum nasıl?
Güney Afrika'da olsun, Türkiye'de olsun dertler vardı tabii. Ama hiç kuşkusuz eskisi gibi değildi. Şiddetle nefreti savunmayan, özendirmeyen düşünceler dışında kağıt üstünde yasak artık kalmamıştı. Ama zihniyetler değişime kolay ayak uyduramadığı için uygulamada sorunlar şöyle ya da böyle devam ediyordu.
Abdi İpekçi'yi tanımıştı Güney Afrikalı meslektaşım. Uğur Mumcu'yu biliyordu. Yürütme kurulunda benim halefim olan Metin Toker'in ölümünü benden öğrendi, çok üzüldü. Sami Kohen'i sordu.
Artık emekli olmuştu.
Ama uzun yıllardır çıkardığı haftalık bülteniyle basın özgürlüğü kavgasını hala sürdürüyordu. "Bak, heyecanımı hiç yitirmedim. Basın özgürlüğü demokrasinin oksijenidir; ondan yoksun kalamayız" dedi. Yaşlanmıştı ama ihtiyarlamamıştı.
Bu arada kürsüde bir Fransız meslektaşımız. Soyut bir konuşma yapıyor. Daha çok Fransız entelektüellerine özgü bir üslup. Klişelerin, sloganların şehveti ile konuşuyordu. Dayanışmanın küreselleşmesi vs... Ama nasıl? Konuşmada bu sorunun cevabı yok.
"Hiç değişmediler" dedi Güney Afrikalı meslektaşım, "Bu da onların lüksü... Klişe ve sloganlarla vicdanlarını temizliyorlar. Bir başka dünya onlarınki..."
Dışarıda hava açtı.
Eski pazar yerine gidip İtalyanların 18. yüzyıldan kalma Cafe Tomaselli'sinde sohbete devam etmek daha akıllıca olacak. Nasıl olsa, hayat biter dert bitmez.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|