20 Eylül 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Barış sadece ölüler için mi?

       
    Kudüs'e birçok kez gittim. Zeytin Dağı'ndan, tarihi King David Oteli'nden eski şehri, vadiyi, bin yıllık mezarları gün doğarken, gün batarken, ezan sesine çan sesinin karıştığı saatlerde seyrettim.
    Her seferinde duygularımı, düşüncelerimi böyle bir atmosferi hissederek yazmaya çalıştım. Kudüs'e bu pencereden bakmış bazı meslektaşlarımın yazılarından kesip sakladıklarım da oldu.
    Biri şöyle başlar:
    "Zeytin Dağı'nda bir yaz akşamıydı. Batan güneşin ışıltı ve yansımalarıyla Selahattin Surları'nın kırmızısı daha da göz alıcı oluyordu. Surlar apaçık bir gerçeği, parlayan bir kolye gibi süslüyordu.
    Kudüs adeta bir inciydi.
    Kubbetüssahra'nın altın kubbesinin büyüsüne kapılmış bakışlarım birden dar sokakları ve dinlerin kaynaşmasını yukarıdan seyredecek bir kuşa dönüşüyordu. Tanrılar, bu şehri beyaz bir güvercin için yaratmış olmalı...
    Zeytin Dağı'yla Kudüs arasında uzanan dar vadi, iki tepeyi birbirinden ayırıyordu. Yamaçlarında bin yıllık mezarlıklar, biri Yahudi, öbürü Müslüman, karşılıklı bir sükunet içinde bu diyarların tarihini yaşatmaya devam ediyordu. Kutsal kente erişmek için birbirlerine yol, hatta el veriyorlardı.
    Peki Yahudilerle Araplar, İsrailliler Filistinliler, tek Tanrı'lı üç dinin beşiğindeki bu müdavimler arasındaki barış sadece ölüler için mi mümkün?" (Axel Kahn, Le Monde Diplomatique'in Türkçe sayısı, Nisan 2002)
    Güzel bir yazıydı.
    Son cümlesini de kıskanmıştım:
    "Barış sadece ölüler için mi mümkündü" bu topraklarda?..
    Kan kısır döngüsü bu toprakları öylesine egemenliği altına almış durumda ki, taraflar barış adına acımasızca öldürmeyi sürdürüyor. Kan gölü gitgide derinleşirken, barış isteyen sesler dipsiz kuyularda kaybolmaya devam ediyor.
    Bir yanda Şaron...
    Bir yanda Arafat...
    İkisi arasındaki ölümcül taktik savaşları hız kesmek bilmiyor.
    Arafat bir hamleyle Başbakan Abu Mazen'i istifa ettirerek kendisinin gerçek patron olduğunu, onsuz hiçbir şey yapılamayacağını sergileyip Başkan Bush'la Başbakan Şaron'u köşeye sıkıştırdı.
    Şaron da barışa baş engel olarak ilan ettiği Arafat'ı - sürgüne göndermek dahil - her an etkisiz kılabileceklerini kabine kararı olarak açıkladı.
    Başkan Bush ise bir yandan Şaron'u uyarırken, Arafat'ı muhatap almama politikasını devam ettireceğini söyledi.
    Şimdi bir bekleme dönemi yaşanıyor.
    Ne çıkar bundan?
    Yeniden 'ateşkes'e dönülür mü?
    Keşke... Hiç yoktan iyidir.
    Geçen haziran ayı sonunda Başkan Yaser Arafat'la Ramallah'taki karargahında konuşurken "Gerçek terör, İsrail işgalinin ta kendisidir" demişti. Bir gün önce Kudüs'te görüştüğüm İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav da Arafat'ı ağır biçimde suçlamıştı.
    Bu kısır döngü nasıl kırılır?
    Daha çok kan dökerek mi?
    Barış, trajediye doymayan bu toprakların da kapısını eninde sonunda çalacak. Gün gelecek bağımsız iki devlet, Filistin'le İsrail Kudüs'ü Doğusu ve Batısı ile paylaşıp yan yana başkentlerde yaşayacaklar.
    Başka çare yok.
    Ama bunun yolu ille de cehennemden mi geçiyor Allah aşkına?
    Tarihten ders almak yok mu?
    İnsanların birbirlerini tüketemeyeceklerini öğrenmek için engin bir tarih bilgisine de gerek yok ki.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Üniversite ve öğrenci

Çetin ALTAN
"Homo homini lupus", insan insanın kurdu mu?

Melih AŞIK
Bağdat bir iki...

Fikret BİLA
TÜSİAD ve asker

Hasan CEMAL
Barış sadece ölüler için mi?

Güneri CIVAOĞLU
'kaybet - kaybet'

Can DÜNDAR
Tatilde...

Abbas GÜÇLÜ
TÜBİTAK'ta neler oluyor?

Sami KOHEN
İlke mi, çıkar mı?

Mehmet Y. YILMAZ
Rüzgârlığı anlat bana...

Hasan PULUR
Kaşınma işaretleri!..

Erdoğan SAĞLAM
Enflasyon muhasebesi tasarısı Meclis'te

Derya SAZAK
TÜSİAD'ın Çeşme mesajı

Meral TAMER
Bir yeni muhafazakâr fıkrası

Güngör URAS
Yaylalarda hayvan yok villa var

M. Ali BİRAND
İngiltere maçı beni korkutuyor