27 Eylül 2003 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


   
Kimse hastalığı hak etmez, bazıları HİÇ hak etmez!

       
Kimse ölümcül bir hastalığı hak etmez. Ama yedi yaşında bir çocuk HİÇ hak etmez. HİÇ!

   
    Ölümü ya da ölümcül bir hastalığı "hak etmek" diye bir şey olabilir mi? Hadi geçtim ölümü... Siz öldükten sonra, hak etmişsiniz- etmemişsiniz, kimin umrunda? Bir kere ölmüşsünüz zaten. Kim bilir neredesiniz. Çürüyor musunuz, hesap mı veriyorsunuz; yanınızda huriler mi var, zebaniler mi... Bilemiyoruz ki!
        Fakat hastalık? Hani şu ölümcül hastalıklardan biri diyelim. Acı çekiyorsunuz. Yine de ümitle bir tedaviden diğerine koşuşturuyorsunuz.
    Ya da işte sedyeler, ambulanslarla taşınıyorsunuz. Yanınızda, kolunuzdan yapışık kardeşinizmiş gibi mütemadiyen tekerlekli bir serum taşıyorsunuz.
    Sonra ne bileyim başlangıçta hakiki bir üzüntüyle size eşlik eden yakınlarınızın suratına giderek bir bıkkınlık çöküyor. Hayır, ne münasebet, elbette ölümünüzü beklemiyorlar. Ama...
    Bir de her geçen gün biraz daha artan ölüm korkusu var. O bilinmezlik!
   
    Hastalık yalnız yaşanır
    İnsan yaşamaya doyamaz herhalde. Doysa da... Bu kadar ona ait bir şeyin, yaşamının; kendi isteği, tercihi dışında elinden alınmasına en hafifinden gıcık olur. "Pardon ya, ben bırakıp gitmesini de bilirim icabında. Ama şimdi şu embesil mikroplar, virüsler istiyor diye mi öleceğim? Ecel, bu mudur yani?"
    Der herhalde.
    Aslında saçma tabii. Nereden bileyim ben insan öyle bir durumda ne der, ne hisseder? Hastalık o kadar kişisel, o kadar özel, o kadar yalnız, yapayalnız yaşanan bir şey ki. Ben sadece "Şu anda ölümcül hasta olduğumu öğrensem ne yapardım acaba?" diye düşündüm. Galiba üzülmek bir yana, çok sinirlenirdim. Basbayağı kızardım. Ki iyidir kızmak. Üzülmekten daha iyidir. İnsana yaşadığını hissettirir. Mücadele azmi vesaire verir. İyi gelir.
   
    Bir şeyler "normal" değil
    Peki ama, ya böyle bir hastalığa yakalanan henüz bir çocuksa? Yedi yaşındaysa? Ne olup bittiğini bilmiyorsa? Daha ölümü bile bilmiyorsa? Yaşamı, zaten hiç bilmiyorsa? Ne olup bittiğini anlayamıyor, kimseye kızamıyorsa? Sadece çevresinde tuhaf şeyler olduğunu fark ediyorsa? Bir şeylerin "normal" olmadığını hissediyorsa?
    Daha yedi yaşındaysa ve HIV pozitifse ve birtakım insanlar ona dokunmaktan bile kaçınıyorsa? O okula gittiğinde, sınıfındaki çocukları aileleri okula göndermiyorsa? Diğer çocukların onunla oynaması yasaksa? Hatta o çocukların aileleri çocuklarının onunla konuşmasını bile istemiyorsa? Ve tüm bunlar henüz 20 günlükken Kızılay'dan verilen kan yüzünden olmuşsa?
   
    "Niye gözlerim bantlı?"
    Y.O. belki okula gidebilecek. Ama büyük ihtimalle hiçbir zaman bir sıra arkadaşı olamayacak. Sınıfta bir rehber öğretmen, bir hemşire onun başını bekleyecek.
    Sayfalar boyu düz çizgileri, yamuk çizgileri, "O"ları, "A"ları falan, arkadaşlarıyla itişip kakışmadan, yalnız başına çizecek. Duvardaki "elma"sının kızarmasını (Var mı hâlâ öyle kızaran elmalar?) kimseyle paylaşamadığı yalnız bir heyecanla bekleyecek.
    Y.O. yanındaki çocukla silgi yüzünden, kalem yüzünden, saçma sapan bir dolu şey yüzünden kavga edemeyecek. Araya çanta koyup, masaya hayali bir çizgi çekip "kendi alanını" belirleyemeyecek.
    Aman ya düşerse, yaralanırsa, bir yeri kanarsa diye hiçbir zaman teneffüste arkadaşlarıyla kovalamaca oynayamayacak. Sınıf arkadaşları, öğretmenleri, bakkal amcası, komşu teyzesi ona hiçbir zaman "doğal" davranmayacak; davranamayacak.
    Y.O. annesine soruyor mudur acaba: "Niye benim gazetelerde fotoğrafım çıkıyor anne? Niye benim gözlerim hep bantlı anne? Niye ben okula gittiğim gün dersler erken bitti, bütün çocuklar gitti anne?"
    ***
    Kimse ölümcül bir hastalığı hak etmez. 357 ya da 1357 kişiyle korunmadan seks yapan biri bile AIDS'i hak etmez bence. Ama bir de hiç hak etmeyenler vardır. Yedi yaşında bir çocuk mesela HİÇ hak etmez. HİÇ!
    Üzülmeyi bırakın, insan çok sinirleniyor. Değil mi?
   
   
Koyun kurt ile gezerdi / Fikir başka başka olmasa
   
Şu sıralar gazete okumak, bulmaca çözmek gibi...

    Hiç benden bekler misiniz? Şunca zamandır yazılar-mazılar vasıtasıyla tanıyorsunuz az buçuk. Bende bir bulmacayı takıntı haline getirecek, bulmacayı bitiremeyince ertesi günü bekleyemeyip Radikal'in bulmacasını hazırlayan Nedret Erdoğdu'ya telefon edecek bir insan hali var mı?
    Hayat sürprizlerle dolu, değil mi? Bir vakitler, ne yapayım, çok sıkılıyordum ben iş yerinde. Radikal'in bulmacasına da feci takmıştık. Resmen takıntılıydık.
    Şu sıralar gazeteleri okurken de öyle oluyor. Farkında mısınız, herkes birbirine ha bire laf geçiriyor. Üstelik bazıları imalı. Verilen ipuçlarından kimin kime, niye sataştığını bulmak icap ediyor.
    Ben yine de faş olmuşları yazayım, siz oradan takip edin: Hıncal Uluç'un kendi spor servisi ve yazarlarıyla arası bozuk; bu yüzden "konuk yazar" olarak Hürriyet'in spor sayfasında boy gösteriyor. Fatih Altaylı bütün spor servisleri ve kendi gazetesinin yazarlarıyla (Emin Çölaşan, Altaylı'dan "meraklı taze" diye söz etti, Bekir Coşkun ise "Teke Tek programında fazilet dersi vermeye kalkışan birisi" diye); Akşam gazetesine göre Perihan Mağden, Ece Temelkuran'la; İsmet Özel ayrıldığını söylediği yayın çevreleriyle (Zaman'daki röportajında); Nihat Genç ve Cezmi Ersöz "gay lobisi", "kültür sanat çetesi" dedikleri kimselerle (Haftalık dergisi başlattı, Yeni Harman'da devam ediyor. / Bu "çete"den henüz cevap gelmedi, o yüzden isim veremiyorum.) "ağır çatışma" yaşıyor.
    "Aynıların aynı, ayrıların ayrı yerlerde" olduğu hallerde karşılıklı atışma, polemik ve kavgalar oluyordu. Şimdiki "ağır çatışmalar"ın "aynı yerlerde" bulunanlar arasında yaşanıyor olması neye dalalet acaba? "Aynı"larla "ayrı"lar çok mu birbirine karıştı? Yoksa herkes "aynı"laştı mı?
    Benim asıl merak ettiğim topyekun kurt mu oldular, yoksa koyun mu?
   
   
Hem ahlaki değil hem de iğrenç
    ABD'li hard rock grubu Hell on Earth'ün bir hayranı, grubun 4 Ekim'de vereceği konserde, sahnede intihar edecekmiş (Akşam, 21 Eylül). Grubun solisti Billy Tourtelot "Buna izin vermemiz ahlaki olmayabilir ama yasadışı değil" dedi.
    Aslına bakarsanız hem ahlaki değil hem de yasadışı.
    Grup üyelerinin ve Tourtelot'un da gayet iyi bildiği gibi bu meseleyi polis engelleyecek ve o konserde hiç kimse intihar etmeyecek. Çünkü intihara yardım etmek suç. Hell on Earth'ün de hapse girmeyi göze almaya niyetleri yok. Tek istedikleri reklam yapmak. Ve böyle reklam yapmak yasadışı olmayabilir ama hiç ahlaki değil. Üstelik iğrenç!
    Bu adamlar daha önce de bir konserlerinde blendırda fare ezerek sahne şovu yapmışlardı. Bence bir hayvana böyle eziyet etmeleri de suç olmalıydı. Onlar şimdi hapiste olmalıydı. Niye hâlâ sahnedeler?
   
    tubakyol@yahoo.com
   
   





 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol