|
|


"Yarıştan önce gülesim geliyor"
Yıldızı giderek parlayan atlet Elvan Abeylegesse: "Galatasaray'ı tutuyorum ama maça gidemiyorum çünkü 22.00'de yatmam gerekiyor." Antrenörü Ertan Hatipoğlu: "Morali bozulmasın diye Galatasaray yenildiğinde ondan saklıyoruz."
İLKE GÜRSOY
Henüz ilk cümleden, ya da söyleşi yapılan kişinin mesleğine uygun olarak söylemek gerekirse, start tabancası patlamadan önceki uyarı: Bu neredeyse bir evet-hayır röportajı oldu.
Elvan Abeylegesse uluslararası yarışmalarda Türkiye adına yarışıyor ama doğum yeri Etiyopya. Ülkesinde yarışırken kendisini seyreden ENKA Spor yetkilileri tarafından dört yıl önce keşfedildi. Teklifi kabul edip Türk vatandaşı oldu, adı Hevan'dan Elvan'a dönüştü.
Oralarda bir yerlerde siyahi bir atletin bizim için koştuğunu biliyorduk. Ama Süreyya Ayhan sayesinde kafalar atletizme çevrilince Elvan da daha net görülür oldu. Sonra 5 bin metrede dünya beşincisi, Golden Leauge'de birinci oldu. Olimpiyatlarda madalya için umut verdi.
Ve tabii tanındı, sevildi... Randevu için ENKA tesislerine girdiğimizde, beden eğitimi dersleri için orada bulunan Pierre Loti Lisesi öğrencileri "Elvan... Elvan" diye tempo tutuyorlardı. Elvan onlara mahcup bir gülümseme eşliğinde kibarca el salladı. Sanki utanmıştı, sıkılmıştı. Konuşmaya başlayınca bu tür şeylerden sıkıldığını iyice anlayacaktık.
Oturduğu koltuğa gömülmüş, avuçlarını birbirine yapıştırıp dizlerinin arasına kıstırmış bir biçimde yanıtladı soruları. Sempatik, samimi ve güleryüzlüydü. Röportaj boyunca sesini bir an bile yükseltmedi, nadiren üst üste iki cümle kurdu, mümkün olan her soru için "Evet" ya da "Hayır"la yetindi. Hayatını, ailesini, sevgilisini anlatmaktan pek hoşnut değildi. Bugünlere gelmesinde önemli pay sahibi olan antrenörü Ertan Hatipoğlu'nun "Konuşsana Elvan"ları bir miktar işe yarasa da, Elvan ağzını mümkün olduğunca kapalı tutuyor, enerjisini bir sonraki yarışa saklıyordu.
Sizin ayrıntılı hikayenizi çok az insan biliyor. Nasıl oldu da yolunuz Türkiye'ye düştü?
Etiyopya'da da atletizm yapıyordum. 14 yaşından beri uzun mesafe koşuyorum. 1999 yılında bir gün stadyumda çalışırken ENKA yetkilileri beni seyretmiş. Bana Türkiye'ye gelip gelmeyeceğimi sordular.
ENKA'nın orada sporcu izleyen görevlileri mi var?
Onu bilmiyorum ama şirketleri var, inşaat işleri falan.
Ailenizle beraber mi yaşıyordunuz?
Evet.
Kaç kardeşsiniz?
Yedi.
Siz en büyük müsünüz?
Hayır, ben altıncı çocuğum. Benden küçük bir kız kardeşim var.
Anneniz-babanız çalışıyor mu?
Babam fabrikadan emekli. Annem sekreterdi, şimdi o da emekli oldu.
Nasıl bir aileniz var? Mesela geçim sıkıntısı çeker miydiniz? Ya da etrafta tanınan, zengin bir aile misiniz?
Hayır, normal bir yaşantımız vardı. Orta halli bir aileyiz.
Okula gidiyor muydunuz orada?
Lise bittikten sonra buraya geldim.
Kardeşleriniz de okula gitti mi?
Evet, hepsi.
Hep böyle az mı konuşursunuz?
Evet (Gülüyor).
O zaman şöyle bir durum var: Sizin aklınızda Türkiye'ye gelmek yoktu, teklifi kabul ettiniz sadece.
Evet.
Peki, burada nasıl bir hayat olduğunu biliyor muydunuz?
Hayır, hiçbir bilgim yoktu.
Korkmadınız mı gelirken?
Korktum. İnsanların nasıl yaşadığını bilmiyordum. Üstelik çok uzak bir yerdi.
Peki size transfer teklifinde bulunanlar, korkunuzu azaltacak bir şeyler söyledi mi? Türkiye'nin güzelliklerini anlattılar mı mesela?
Hayır, güzelliklerden bahsetmediler. Bana iyi bakacakları ve hiç problem yaşamayacağım konusunda aileme söz verdiler. Onlara güvenip geldim.
Afrika ülkeleri atletizmde başarılı. Türkiye ise bu konuda geri. "Etiyopya'da kalsam kariyerim için daha iyi olur" diye düşündünüz mü?
Hayır. ENKA Spor Kulübü beni Olimpiyatlar için yetiştirmeye söz verdi. Benim 2004'te Atina'da koşacağımı ve madalya kazanacağımı düşünüyorlar. Onun için getirdiler beni.
Etiyopya'daki dereceleriniz iyi sayılır mıydı?
Evet, kendi yaş grubumda en iyi atletlerden biriydim.
Hevan olan adınızı, Türk vatandaşlığına geçtikten sonra Elvan'a dönüştürdünüz. Neden bu adı seçtiniz?
Hem kulağa hoş geliyordu hem de anlamını ("renkler" ya da "çok renkli") beğendim.
Bahçeşehir Üniversitesi'nde radyo-televizyon eğitimi
Türkiye'ye geldikten sonra eğitiminize devam ettiniz mi?
Hayır. Türkçe bilmediğim için durdurdum. Şimdi yeni yeni öğrenmeye başlıyorum.
Devam edecek misiniz peki?
Evet, bir aksilik olmazsa Bahçeşehir Üniversitesi'nde radyo-televizyon eğitimi alacağım.
(Foto muhabirimiz Ercan Arslan araya giriyor: "Böyle az konuşarak iletişimci olunmaz ama...")
Ailenizden herhangi biri burada sizinle beraber kalıyor mu?
Kız kardeşim burada, benimle beraber kalıyor.
O da atletizmle ilgileniyor mu?
Hayır, sadece bana bakıyor.
Yemeklerinizi siz mi yapıyorsunuz?
Hayır, Türk yemeklerini yapmayı pek bilmiyorum. Arada sırada belki...
En çok hangi yemeği seviyorsunuz?
Köfte.
"Dişlerimden memnunum, yaptırmaya gerek yok"
Süreyya Ayhan ile tanışır mısınız, aranız iyi mi?
Evet.
Onun camia içinde özel bir yeri var mı? Ayrıcalıklı bir durumu var mı sizce?
Bilmiyorum.
Kazandığınız başarıların, Süreyya Ayhan'ın gölgesinde kaldığını düşünüyor musunuz?
Hayır. Onunkilerin daha çok konuşulması normal.
Süreyya Ayhan bize verdiği röportajda belinin açılmaması, omurunun zedelenmemesi için özel bir yatma şekli olduğunu söylemişti. Siz de dikkat ediyor musunuz?
Hayır. Nasıl rahat hissediyorsam öyle yatıyorum.
Dişlerinizi yapmak isteyen bir dişçi çıktı, gazetelere haber oldu. Bundan haberiniz var mı?
Hayır, haberim yok. (Gülüyor) Ben istemeden nasıl...
Sizce böyle bir işleme gerek var mı? Dişlerinizi çıkık buluyor musunuz?
İstemem, rahatsız değilim, memnunum.
Bütün hayatınız spor mu? Hobiniz var mı?
Futbolu seviyorum. Bazı zamanlar oynuyorum.
Türkiye ligini takip ediyor musunuz? Tuttuğunuz bir takım var mı mesela?
Evet, Galatasaray'ı tutuyorum.
Yenildiğinde üzülüyor musunuz?
Evet, çok üzülüyorum. Performansım bile düşüyor.
Maçlara gidiyor musunuz?
Hayır, maçlar akşam saatlerinde oynanıyor. Oysa benim en geç 22.00'de yatmam gerek.
"Asmalı Konak" ve "Berivan" hayranı
Türkçeyi kimden öğrendiniz?
Arkadaşlarla konuşarak. İki ay öncesine kadar ders alıyordum.
Burada çok arkadaşınız var mı?
Hayır, fazla yok.
Etiyopya'dan tanıdığınız rakiplerle yarışlarda karşılaşınca size nasıl davranıyorlar?
Yarıştan önce arkadaş gibiyiz, konuşuyoruz. Ama stadyuma girdiğimizde durum değişiyor tabii.
Spor dışında günleriniz nasıl geçiyor?
Çoğu zaman kamptayım zaten. Bunun dışında televizyon izliyorum, geziyorum. Eğlenmek için geceleri çıkmam. Sadece, yılbaşını Taksim Meydanı'nda arkadaşlarımla geçiriyorum. Bunu bir gelenek haline getirdim.
En çok ne seyrediyorsunuz?
"Asmalı Konak" ve "Berivan".
Türkçe müzik dinliyor musunuz?
Evet, özellikle Ebru Gündeş'i çok seviyorum.
"41 kiloyum; 5 bin metreciler için normal"
Ailenizi ve arkadaşlarınızı özlüyor musunuz?
Evet, yılda bir-iki kere yanlarına gidiyorum.
Sizi takip ediyorlar mı? Yarışlarınızı seyrediyorlar mı?
Evet, televizyonda izliyorlar ve mutlu oluyorlar. Oradaki arkadaşlarımla da görüşüyorum. Beni tebrik etmek için mektup gönderiyorlar. Mektup yazmayı seviyorum. Bana da dünyanın her tarafından, özellikle de Etiyopya'daki hayranlarımdan çok mektup geliyor.
Hocanızla aranız nasıl? Size arada sırada kızdığı oluyor mu?
Aram iyi. Fazla kızmıyor. Bazen derecemi beğenmiyor. Hatam varsa hatamı söylüyor.
En büyük eksiğiniz nedir?
Önceden biraz sprintim yoktu. Ama şimdi geliştirdim.
Yarışlardan önce gergin mi oluyorsunuz?
Çok rahat oluyorum. Hatta içimden gülmek geliyor. Çok iyi dinleniyorum ve sakin oluyorum. Gülmemin sebebi de, artık antrenmanların bitmiş ve işin en kolay kısmına gelmiş olmamızdan kaynaklanıyor.
Nasıl besleniyorsunuz? Mutlaka yemeniz gereken ya da yasak olan şeyler var mı?
İyi besleniyorum, her şeyi yiyorum. Sadece çikolata yemiyorum ve kola içmiyorum. Yasak olduğundan değil ama tercih etmiyorum. Özel bir rejim de uygulamıyorum.
Herkes sizin zayıflığınızdan, 38 kilo olduğunuzdan bahsediyor. Kaç kilosunuz?
38 yazılıyor ama yanlış. Eskiden 36 kiloydum, şimdi 41'im. Boyum da 1,60 metre.
Peki söylendiği gibi rüzgar gerçekten de sizi normal bir 5 bin metre koşucusunu etkilediğinden daha mı fazla etkiliyor?
Hayır. Zaten uzun mesafede kilolu kimse koşamıyor. Gabriella Szabo mesela, o da 40 kilo. Boyu da 1,55 metre. O yüzden artık bunu mesele yapmanın fazla anlamı yok. Zaten çok rüzgar olduğunda diğer koşucuların arasına giriyorum, onlar rüzgarı kesiyor.
Sokakta insanlar sizi tanıyor mu?
Evet. "Elvan" diye bağırıyorlar. Bazen imza alıyorlar. Tanışmak istiyorlar, fotoğraf çektirmek istiyorlar...
Çocuklar size müthiş bir tezahürat yaptılar. Bunlar sokakta başınıza geliyor mu?
Evet. Şaşırıyorum ve heyecanlanıyorum. Söyleyecek bir şey bulamıyorum.
Sevgilisi Etiyopya'da okuduğu için görüşemiyorlar, sık sık mektuplaşıyorlar
Türkiye ile ilgili en çok ne şaşırttı sizi? Etopya ile Türkiye arasında en büyük fark neydi?
Biri Avrupa, biri Afrika (gülüyor).
Orada insanlar rahat mı yaşıyor?
Bazı insanların her şeyi vardır, çoğu çok fakirdir.
Erkek arkadaşınız var mı?
Etiyopya'da.
Hâlâ sürdürüyor musunuz ilişkinizi?
Evet. Altı yıllık bir ilişkimiz var.
Sizi ziyarete geldi mi hiç?
Hayır, gelmedi.
Yürütmekte zorlanıyor musunuz?
O gelmiyor, siz da yılda bir-iki kere gidebiliyorsunuz.
Mektup var, telefon var...
Evlenmeyi düşünüyor musunuz?
İleride evet.
Sevgiliniz buraya gelmeyi düşünüyor mu?
Şu anda üniversitede okuyor, inşaat mühendisliği eğitimi alıyor. Sonra gelecek.
Hayatınızı Türkiye'de mi kuracaksınız?
Bilmiyorum ama Etiyopya'ya dönmeyi şimdilik düşünmüyorum.
|
|


|