|


Pavlov, Clemenceau, voleybol maçı...
Dünkü gazetelerde, önceki akşam geç vakit Japonya'nın uğradığı 8 şiddetindeki korkunç depremle, karalara doğru denizlerde oluşan "tsunami" felaketine ait pek haber yoktu.
Bizim Güneş sistemindeki gezegenler sıralamasında, baştaki miniskül gezegenlerden 3'üncüsü olan "Yer" küresinde canlılar vardı. Ve o canlıların en mükemmeli olduğu iddia edilen "insanoğlu", birbirini öldürüp yok etmede, ne kadar donanımlı olsa da; ne depremleri engelleyebiliyordu, ne denizlerden kopup gelen hortumlarla, karalara saldıran yok edici dev dalgaları...
Ne yapalım böyle bu. Bilinenleri tekrarlayıp durmakta bir yarar yok.
***
Bizim salt şiirden oluşan Osmanlı edebiyatı, aşırı övgülerle sövgülerin bir serası...
Bugün de tümden arınmış değiliz, övgüler ve sövgüler geleneğinden...
Güncel çıkarların ve alışkanlıkların pusulasına göre; öv övebildiğin kadar, söv sövebildiğin kadar...
Kaldı ki artık karşılıklı sövüşmeye, bir de kibar bir etiket yapıştırıldı, "polemik"...
***
Bizimki gibi oligarşik bir yapılanmanın içinde, her açıdan sarmalanıp kalmış, kasaba ağırlıklı bir toplumda; "bilim"in nerede bitip, "politika"nın nerede başladığını berraklaştırmak kolay değil.
Bu konuda, "şartlı refleks" üstündeki çalışmalarıyla ünlü Pavlov'a ait bir anıdan söz edilir.
26 Ekim 1917 günü, saat sabahın 9'u... Pavlov, çoktan başlamış çalışmaya laboratuvarında. Ama asistanı ortalıkta yok...
Saat 9.15'te asistan geliyor laboratuvara.
Pavlov soruyor:
- Neden geç kaldınız?
Asistan:
- Efendim, diyor, Rusya'da ihtilal oldu...
Pavlov, şöyle bir bakıyor asistanının yüzüne ve şöyle diyor:
- Size ne bundan?
***
Bu da, I. Dünya Savaşı'nda Fransa'nın zaferini sağlamış olan ünlü Başbakan Clemenceau'ya ait bir anı...
Yıl 1920... Clemenceau, "Kaplan" lakabıyla tüm dünyada çarpıcı politik bir kimlik yarattıktan sonra, Fransa'daki muhalifleri tarafından "tu kaka" edilip, bir kıyıya itilmiş...
Ve Paris'te bir sabah, Lüksemburg Bahçesi'ndeki bir bankın ucuna ilişmiş, tek başına otururken...
Yaşlı bir büyükanneyle torunu gelip oturuyor aynı banka...
Büyükanne elindeki gazeteyi açıyor. Gazetede Clemenceau'nun, çirkin mi çirkin bir karikatürü ve karalayıcı başlıklar...
Torun, gazetedeki karikatürü görünce, büyükannesine soruyor:
- Kim bu?
Büyükanne, Clemenceau'nun savaşın sonundaki başarılarını bildiği için:
- Fransa'yı kurtaran adam evladım, diyor.
***
Torun, yeni başladığı okulda, ortaçağda İngiliz saldırısına karşı Fransa'yı kurtaran kahraman olarak, Jeanne d'Arc'ı öğrenmiş. Sonradan "büyücü" olduğu suçlamasıyla idama mahkum edilip, odunların üstünde yakılmış olan Jeanne d'Arc'ı...
O nedenle de büyükannesi, Clemenceau için "Fransa'yı kurtaran adam" deyince, hemen soruyor:
- Peki onu yakmadılar mı?
Lüksemburg Bahçesi'ndeki bankın ucunda, büyükanneyle torunun konuşmalarına kulak misafiri olan Clemenceau:
- Şükrettim halime, diye yazıyor anılarında; çünkü yakabilirlerdi beni de...
***
AB üyeliği için Kopenhag kriterlerine uyum sağlama çabaları, bir yığın despotik yasanın da değişimini sağladı...
Bu arada kimsenin aklına "Film sansür kurulu"nu biçimlendiren "mevzuat" gelmemiş...
Son 70 yılda acaba yerli - yabancı hangi filmlerin, hangi bölümleri sansür edilip, halk kitlelerine gösterilmesi engellendi?
Sansür edilmiş bölümleri saptayıp, bunları yeniden kitlelere sergileyecek birileri çıksa; kimbilir Türkiye'de de, dünyada da, ne kadar ilgi toplar?
***
Bizim Voleybol Bayan Milli Takımı, Almanya'ya yenildi Ankara'da...
Maç hakeminin, yanlış verdiği sanılan bir karar, "Yuh, oha" türü öfke ünlemleriyle yansıdı ekranlara...
Herhalde bu tür, pek de rendelenmemiş öfke gösterileri, aynı zamanda vatan, millet, ülke, bayrak, kahraman ırk, şanlı tarih sevgisinin gösterileri...
***
Bir yanda AB üyeliğine özlem süredursun; bir yanda da, spor karşılaşmalarına kadar bulaşmış olan hamasetçilik, sürdürüyor kendi naralanmasını...
Gün gelir aşılır bunlar da. Enseyi karartmayın.
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|